Bir pazar sabahı, artık evde olmaktan sıkıldığım bir günde Mıgırdiç’e rastladım. Aslında ismen biliyordum kendisini. Kadıköy’de ne yapacağıma henüz bir karar vermemiş, günü nasıl geçireceğimi kesinleştirememişken, bir kitap alıp okumak istediğim bir zamanda çarptı gözüme:
“Söyle Margos Nerelisen?”.
Aldım hemen. Kararsızlığım beni Kadıköy’den Karaköy’e sürüklüyordu. Vapurda oturup bir köşeye, başladım okumaya. Okudukça, eski zamanlarda bir ritüel gibi yaptığımız, ancak büyüdükçe ve sanıyorum dünya telaşından hatıralarımızdan çıkan şeylere rastladım. Hatırladıkça sevindim ve mutlu oldum. Bir de baktım ki gelmişiz Karaköy’e.
Kitapta Mıgırdiç, Diyarbakır’ın yakıcı güneşinde bahçesindeki avlu taşlarının bir damla yağmur, iki damla gözyaşı için “su, su, suu” diye dilendiklerini ve anası Hıno Hanım’ın bu yakarışı hissedip de kuyudan çektiği suyu avluya boca ettiğini belirtir (Margosyan, 2025, sf. 13-14).
Gecekondu zamanlarında, su için dilenen avlu taşlarının yakarışlarına benim anam da cevap verirdi ve musluğa taktığı hortumla tıpkı Hıno Hanım gibi avluya suyu boca ederdi. Sıcak yaz aylarının bir ritüeli olan bu eylem, ne zaman ki kentsel dönüşüm dolayısıyla apartmana taşındık, o zaman bitti bizim için. Ne bir metre avlu kaldı elimizde suyu boca edeceğimiz, ne bir musluk ne de bir kuyu. Dönüşüm aldı elimizden her şeyi ve bize bu eylemi unutturdu.
Mıgırdiç kitapta kendi doğumunu hikâyelendirir ve yeni doğmuş bir bebekken bir yudum süt için avazı çıktığı kadar ağlamasına rağmen doğum sonrası doğuma gelen mahalle ahalisi kadınların maleze kaşık salladıklarını ama kendisinin uzunca bir süre aç acına ağlayarak bir yudum süt için beklediğini belirtir (Margosyan, 2025, sf. 86-98).
Neymiş bu malez (pelte diye de bilinir; pekmez ve unla yapılan bir çeşit tatlı) diye baktım ve küçüklük zamanlarımda babaannemin sürekli yapıp ev halkının, tıpkı kitaptaki mahalle kadınları gibi, kaşık salladıkları şey olduğunu öğrendim. Şimdi bazı zamanlar anam yapsa da malezi, babaannemin vefatıyla birlikte bu tatlının yapılış sıklığının azaldığını, hatta neredeyse yok olduğunu fark ettim.
Mıgırdiç kitapta Lüsye Baco’nu oğlu Serop için diş hediği merasimi düzenlediğini anlatır. İnanış odur ki kocaları farklı meslek erbabı olan mahalle ahalisi kadınlar, merasime gelirken beraberinde kocalarının sanatlarını-işlerini icra ederken kullandıkları alet edevatları da getirirler. Merasim için hazırlanan şekerli buğday (hedik), üzerine bir çarşaf gerilen Serop’un başından aşağı dökülür. Saatlerce bu anı bekleyen çocuklar çarşafın üzerinden bir avuç hedik kapmak için kıran kırana bir mücadeleye girişir ve hedikten düşen birkaç parça buğday tanesi Serop’un saçına yapışır.
Tam bu sırada, ahali içindeki çocuklardan dişleri en beyaz, en küçük ve en düzenli olan bir çocuk seçilerek, dişleriyle Serop’un saçındaki buğday tanelerini dikkatlice alması sağlanır. Bu ritüel dolayısıyla gelecekte Serop’un güzel dişlere sahip olacağına inanılır. Akabinde mahalle ahalisi kadınların beraberinde getirdikleri alet-edevatları küçük Serop’un önüne serer. Serop hangi alet-edevata uzanır ve tutarsa, gelecekte o işi yapacağına inanılır (Margosyan, 2025, sf. 43-51).
Kitabı bitirdikten sonra bir gün ana ve babama eski geleneklerden bahsederken bu hikâyeyi de anlattım ve benim de dişlerimin çıkmaya başlamasına müteakip anamın da bana diş hediği merasimi yaptığını öğrendim. Ancak anam Lüsye Baco gibi saçıma düşen buğday tanesini dişleri güzel bir çocuğa aldırmamış, önüme mahalle ahalisi kadınlar alet edevat dizip gelecekte hangi mesleği seçeceğimi heyecanla beklememişler. Sadece hedik dağıtılmış ve sağlıklı olmam için dualar edilmiştir.
Velhasıl-ı kelam, Mıgırdiç bu kitabıyla kendisi ve çevresini, ortak gelenek ve ritüellerimizi öyküleştirmiş. Okuyanlara geçmişi ve kaybolmaya yüz tutan anılarımızı hatırlama ve anma olanağı sağlamış.
Zaman, dönüşümleriyle birlikte her ne kadar gelenek ve ritüellerimizi elimizden almış yahut almaya çalışıyor olsa da, Mıgırdiç’in bu kitabı hatırladığımız ve yaşattığımız müddetçe bahse konu ritüellerin devam edebileceğini hatırlattı.
Geçmişi hatırlamama imkan verdiği için mi bilmem ama uzun zaman sonra keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Var olsun…
KAYNAKÇA
Margosyan, M. (2025). Söyle Margos Nerelisen? Aras Yayıncılık, İstanbul.