İdeolojiyle Süslü Sanatçı Duruşu: Bataklığın Önünü Kapatan Süs Bitkisi

By Özgür Kanbir

İdeolojiyle Süslü Sanatçı Duruşu: Bataklığın Önünü Kapatan Süs Bitkisi

By: Özgür Kanbir

Toplumda sanat ve sanatçı üzerine yaygın, ama gerçekliği olmayan bir kanaat dolaşır. Buna “sanatçı duruşu” diyelim: içine dürüstlükten cesarete, vicdandan insan sevgisine kadar bir yığın erdemin doldurulduğu hazır bir paket.

Oysa bu paketin karşılığı yoktur. Sıradan bir insanın erdemi, ideolojisi, vicdanı ne kadarsa sanatçınınki de o kadardır. Sanatçı yalnızca ilgilendiği alanda iyidir; gerisi bizim ona giydirdiğimiz kıyafettir.

Bir insanın resimde, şiirde ya da sinemada usta olması, iyi bir insan olduğunun kanıtı değildir. Aradaki bağı kuran şey yetenek değil, o yeteneği çevreleyen ideolojik iklimdir. Özellikle sol ve seküler duyarlılığın hâkim olduğu sanat, edebiyat ve müzik alanlarında bu iklim, kişiyi yüceltmekle kalmaz, adeta yarı tanrılaştırır.

Sanatçıyı Kaf Dağı’nın zirvesine oturtan da eserin kendisi değil, o eserin taşıdığı değerlere tutkuyla bağlanmış hayran kitlesidir. Ürettiği sanatı sağlam bir ideolojik zırhla kuşattığınızda, sanatçının hayatındaki çürüme görünmez hâle gelir. Gelgelelim, gerçek çoğu zaman bu parlak cepheye hiç benzemez.

Tarihsel kayıtlara ve çağdaş adli vakalara birlikte baktığımızda, deha mertebesine ulaşmış pek çok sanatçının cinayet, nitelikli cinsel saldırı, çocuk istismarı ve aile içi şiddet gibi ağır suçlara karıştığını görürüz. Bu, birkaç münferit skandal değil, tekrar eden bir örüntüdür.

Yakın dönemde en dikkat çeken vakaların başında, sinema ve eğlence endüstrisinde gücü elinde tutan figürlerin cinsel suçları gelir. Sinema tarihinin kült yapıtlarına imza atmış, Oscar ödüllü yönetmen Roman Polanski filmlerinde devlet, yasalar, polis veya burjuva ahlakı gibi konularda eleştirel bir tavır sergiler. Ancak kendisi, 1977’de 13 yaşındaki bir çocuğu ilaçla uyutarak istismar suçundan yargılanmış; ceza aşamasında ABD’den Fransa’ya kaçarak yarım asra yaklaşan bir kaçak hayatını tercih etmiştir (Parker, 2010).

Hollywood’un en güçlü yapımcılarından, demokrat ve ilerici tavrı ile bilinen Harvey Weinstein’ın düzinelerce kadına yönelik sistematik saldırılarının 2017’de ifşa olması ise küresel #MeToo, Türkçesi ile “ben de” hareketini ateşlemiş, yapımcı yargılamalar sonucu ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır (Kantor & Twohey, 2019).

Amerikan televizyonunun en prestijli isimlerinden ve azınlık hakları konusunda duyarlı tavır takınmış olan Bill Cosby, altmıştan fazla kadına ilaç vererek cinsel saldırıda bulunmaktan suçlu bulunmuş ve hapse girmiştir (Bowles, 2018).

Sol-Liberal Yönetmen Woody Allen da evlatlığına (Dylan Farrow) 7 yaşında iken nitelikli cinsel istismarda bulunmuştur.

Batı’daki bu derin yarığın bir benzeri Türkiye’nin sanat ve edebiyat tarihinde de karşımıza çıkar. Popüler romantik anlatının aksine, İkinci Yeni’nin öncülerinden Cemal Süreya’nın özel hayatında ciddi bir şiddet sarmalı vardır. Şairin 1964-1967 arasında fırtınalı bir ilişki yaşadığı Tomris Uyar’a fiziksel şiddet uyguladığı, dönemin en yakın tanıklarından Murat Belge tarafından belgelenmiştir. Belge (2018), Uyar’ın ilişkinin bitiş nedenini kendisine doğrudan “Dövüyordu” diye anlattığını aktarır. Yani dizelerde aşk, sevişme ve güzellik; savunulan fikirler “dünyanın en iyi fikirleri”; ama hayatın içinde hayat arkadaşını döven bir adam.

Sinemada ise Cannes ödüllü yönetmen ve oyuncu Yılmaz Güney, sanatıyla adli sicili arasındaki uçurumun belki en keskin örneğidir. Güney, 1974’te Endişe filminin çekimleri sırasında Yumurtalık Hâkimi Sefa Mutlu’yu tabancayla başından vurarak öldürmüş ve 19 yıl hapse mahkûm edilmiştir (Yalçın, 2013). Sicili bu cinayetle de sınırlı kalmaz; başta eski eşi Nebahat Çehre olmak üzere hayatındaki kadınlara yönelik ağır fiziksel şiddeti de dönemin tanıklıklarıyla kayda geçmiştir (Çehre, 2014).

Hasan Ali Toptaş, Türk edebiyatında post-modern tarzı ve “kelimelerin büyücüsü” unvanıyla çok saygın bir yer edinmişken, 2020 yılının Aralık ayında edebiyat dünyasını sarsan ve Türkiye’de kültür-sanat alanında bir #MeToo hareketini başlatan çok büyük bir cinsel taciz ve istismar ifşa dalgasının merkezinde yer almıştır.

Aralarında yazar Pelin Buzluk’un da bulunduğu 20’den fazla kadın yazar, çevirmen ve edebiyat sektörü çalışanı, Hasan Ali Toptaş tarafından yıllar içinde maruz bırakıldıkları ısrarlı takip, cinsel taciz ve psikolojik baskı (mobbing) anılarını açıkça paylaşarak toplu bir ifşa hareketi başlattı.

Bu olay, Türkiye edebiyatı tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Çünkü o güne kadar “dokunulmaz” veya “ulu” kabul edilen edebi figürlerin, kapalı kapılar ardında ünlü yazar – genç yazar adayı ilişkisini kullanarak kadınları nasıl istismar ettiği ilk kez bu kadar kitlesel ve yüksek sesle tartışılmıştır.

Son olarak, hukuken bir tecavüz ya da cinayet oluşturmasa da toplumsal vicdan ve aile hukuku açısından ağır bir ihlal taşıyan Metin Akpınar vakası, Türk tiyatrosunun en büyük isimlerinin bile etik çöküş yaşayabileceğini gösterir. Akpınar’ın evlilik dışı doğan ikiz çocuklarını resmen reddettiği, çocukların yetiştirme yurduna bırakılmasına göz yumduğu ve bunu on yıllarca gizlediği, 2023-2024’te kesinleşen mahkeme kararları ve DNA testleriyle ortaya konmuştur (Yılmaz, 2024). Karar, durumu Türk Medeni Kanunu kapsamında “aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali” çerçevesinde değerlendirmiştir.

Aynı çelişki, ideolojiyi kendine düstur edinen pek çok kişi için de geçerlidir. Ezilenlerin hakkını savunma iddiasındaki aydın rolüyle dolaşan kimi sosyalistlerin eşlerini dövdüğüne tanık olmak hiç de sıra dışı bir durum değildir. Kadınlar günü geldiğinde ise kutlama mesajları havada uçuşur.

Bu günlerde de Haluk Levent deprem mağdurları için topladığı paralar ile kumar oynadığı iddiası ile göz altında alındı….

Benzer vakaların sağ kanatta ve dindar izlenimi veren kişiler arasında da olduğunu görmek de pek ala mümkündür. Bu nedenle kişileri sanatçı olmaları ya da sahip oldukları ideolojilerinin “üstünlüğü” gibi temeli boş mantık safsataları ile yüceltmekten vazgeçmek gerekir.

Ez cümle, sanatçının ahlakını, ideolojisini ve değerlerini sanatından ayrı bir kefeye koymazsak, kendimizi baştan aşağı kandırmış oluruz. Eser hayranlık uyandırabilir; ama o eseri üreten eli, insanlık sınavından muaf tutamayız, “ay ne harika insan”, diyemeyiz. İdeoloji ile birleşen “sanatçı duruşu” bazen bataklığın önünü kapatan bir süs bitkisidir.

Kaynaklar

Belge, M. (2018). Şairaneden Şiirsel’e: Türkiye’de Şiir ve Şairler. İletişim Yayınları.

Bowles, N. (2018). Bill Cosby guilty of sexual assault: A inside look into the trial. The New York Times.

Çehre, N. (2014). İçimdeki Saklı Kadın (Söyleşi: M. S. Toprak). Destek Yayınları.

Kantor, J., & Twohey, M. (2019). She Said: Breaking the Sexual Harassment Story That Helped Ignite a Movement. Penguin Press.

Parker, J. (2010). Polanski: A Biography. Headline Publishing Group.

Yalçın, S. (2013). Yolun Hikayesi: Yılmaz Güney ve Yumurtalık Davası Dosyası. Kaynak Yayınları.

Yılmaz, B. (2024). Sanat dünyasında etik kırılmalar: Metin Akpınar ve babalık davasının hukuki boyutları. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 73(1), 45-68.

Yorum yapın