Ahlam AHMAID*
Cezayir’in XV. ve XVI. yüzyıllardaki tarihi, Mağrip ve Akdeniz havzasının en kritik ve belirleyici dönemlerinden birini oluşturmaktadır. Bu süreç, Endülüs’ün düşüşü, Hristiyan Avrupa güçlerinin yükselişi ve özellikle İspanya’nın İbre Yarımadası dışına taşan yayılmacı politikaları ile şekillenmiştir. Buna karşılık Cezayir’de ortaya çıkan yeni siyasi ve askerî aktörler, bölgedeki güç dengelerini yeniden belirleyerek Osmanlı Cezayir’inin doğuşuna zemin hazırlamış ve ülkeyi Akdeniz’in en önemli deniz güçlerinden biri hâline getirmiştir.
Bu tarihî dönüşümün başlangıcı, Endülüs’teki İslam varlığının sona ermesiyle yakından ilişkilidir. Yüzyıllar boyunca bilim, kültür ve medeniyetin önemli merkezlerinden biri olan Endülüs’ün son Müslüman devleti olan Gırnata Emirliği, 1492 yılında düşmüştür. Bu olay yalnızca İber Yarımadası için değil, tüm Kuzey Afrika için de tarihî bir dönüm noktası olmuştur. Gırnata’nın düşmesiyle birlikte İspanya’daki İslam siyasi varlığı sona ermiş, Katolik krallıkların dinî ve siyasi hâkimiyeti yeni bir döneme girmiştir.
Gırnata’nın teslimiyetinden sonra bölgede kalan Müslümanlar ve Yahudiler ağır baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Engizisyon Mahkemeleri aracılığıyla yürütülen politikalar, Müslümanların zorla Hristiyanlaştırılmasını hedeflemiş, Moriskolar olarak bilinen Müslüman topluluklar dinî, sosyal ve ekonomik baskılara maruz bırakılmıştır. Mallarına el konulmuş, kültürel kimlikleri hedef alınmış ve sistematik ayrımcılığa uğramışlardır. Bu durum, binlerce insanın Kuzey Afrika kıyılarına, özellikle Cezayir, Tunus ve Fas’a göç etmesine neden olmuştur.
Endülüs’ten gelen bu göç dalgası, Mağrip toplumlarının sosyal ve kültürel yapısını önemli ölçüde etkilemiştir. Göçmenler beraberlerinde mimari, zanaat, ticaret, eğitim ve bilim alanlarında önemli birikimler getirmiştir. Ancak bu insani hareketlilik aynı zamanda İspanya’nın Kuzey Afrika üzerindeki baskısının arttığı bir döneme denk gelmiştir. Reconquista sürecini tamamlayan İspanya, Akdeniz’in güney kıyılarını stratejik nüfuz alanı olarak görmeye başlamıştır.
Bu çerçevede İspanya, Kuzey Afrika’daki kıyı şehirlerine yönelik bir dizi askerî sefer düzenlemiştir. Melilla, Bicâye (Bejaia) ve Trablus gibi önemli merkezler işgal edilmiş, Akdeniz ticaret yollarını kontrol etmeyi amaçlayan geniş çaplı bir yayılma politikası uygulanmıştır. Cezayir kıyılarındaki limanlar da bu stratejinin temel hedefleri arasında yer almıştır.
Söz konusu dönemde Cezayir’in siyasi yapısı ise ciddi iç sorunlarla karşı karşıyaydı. Batı Cezayir’de hüküm süren Zeyyânî Devleti, taht mücadeleleri ve iç çekişmeler nedeniyle zayıflamıştı. Bu durum, İspanya’nın bölgedeki ilerleyişini kolaylaştırmış ve birçok kıyı kentinin savunmasız kalmasına yol açmıştır. Merkezi otoritenin zayıflığı, dış müdahalelerin etkisini daha da artırmıştır.
Bu dönemin en önemli olaylarından biri, 1509 yılında Oran’ın İspanyollar tarafından işgal edilmesidir. Stratejik konumu ve ekonomik önemi nedeniyle Oran’ın kaybı, Cezayir tarihinde derin izler bırakmıştır. Şehir uzun yıllar boyunca İspanyol varlığının en önemli üslerinden biri olmuş ve Akdeniz’deki güç mücadelesinin sembollerinden hâline gelmiştir.
Ayrıca Mers el-Kebir Limanı çevresinde yaşanan şiddetli çatışmalar sonucunda bölgenin İspanya’nın kontrolüne geçmesi, Batı Cezayir kıyılarında deniz ulaşımının önemli ölçüde İspanyol denetimine girmesine neden olmuştur. Ancak bu gelişmeler aynı zamanda yerel halk arasında işgale karşı direniş düşüncesinin güçlenmesine de zemin hazırlamıştır.
Tam da bu dönemde tarih sahnesine çıkan Barbaros Kardeşler, bölgenin kaderini değiştiren en önemli aktörler arasında yer almıştır. Oruç Reis ve Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa), Akdeniz’deki faaliyetleriyle hem Endülüs’ten kaçan Müslümanların güvenliğini sağlamış hem de Avrupa donanmalarına karşı etkili bir mücadele yürütmüştür. Kısa sürede Kuzey Afrika kıyılarında güçlü bir nüfuz alanı oluşturmayı başarmışlardır.
Oruç Reis’in İspanyollara karşı elde ettiği başarılar, Cezayir’de yeni bir siyasi düzenin kurulmasına katkı sağlamıştır. Oruç Reis’in ölümünden sonra mücadeleyi sürdüren Hayreddin Barbaros ise Avrupa güçlerine karşı kalıcı bir başarı elde edebilmek için daha büyük bir siyasi desteğe ihtiyaç duyulduğunu görmüştür. Bu nedenle dönemin en güçlü İslam devleti olan Osmanlı Devleti ile ittifak kurmuştur.
Hayreddin Barbaros ile Osmanlı Devleti arasında kurulan bu iş birliği, Cezayir tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştur. Osmanlı himayesine giren Cezayir, güçlü bir askerî ve deniz desteği elde etmiş, böylece Avrupa tehdidine karşı daha etkili bir savunma sistemi geliştirmiştir. Aynı zamanda yeni idari ve askerî kurumların oluşturulmasıyla iç istikrar da güçlendirilmiştir.
Takip eden yıllarda Osmanlı Cezayiri, Akdeniz’in en önemli deniz güçlerinden biri hâline gelmiştir. Güçlü donanması sayesinde Avrupa devletlerine karşı birçok deniz savaşına katılmış, ticaret yollarının güvenliğini sağlamış ve Akdeniz’deki güç dengelerinde belirleyici bir aktör olarak öne çıkmıştır. Böylece Cezayir yalnızca kendisini savunan bir ülke olmaktan çıkmış, bölgesel siyaseti etkileyen stratejik bir güç hâline gelmiştir.
Osmanlı döneminde Cezayir aynı zamanda Endülüs’ten sürgün edilen Müslümanlar için güvenli bir sığınak olmuştur. Bu durum, ülkenin İslam dünyasındaki prestijini artırmış ve Cezayir şehrini Doğu ile Batı arasında önemli bir siyasi ve ekonomik merkez konumuna taşımıştır.
Bu tarihsel süreç aynı zamanda farklı tarih anlatılarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Avrupa kaynakları genellikle İspanyol yayılmasını Reconquista’nın doğal bir devamı ve Hristiyanlığın yayılması olarak sunarken, Cezayir ve Arap tarih yazımı bu olayları sömürgeci ve yayılmacı bir politika olarak değerlendirmektedir. Günümüz tarih çalışmaları ise farklı kaynakları karşılaştırarak bu dönemi daha dengeli ve çok boyutlu bir şekilde analiz etmeye çalışmaktadır.
Sonuç olarak Endülüs’ün düşüşü, İspanyol işgalleri ve Osmanlı Cezayiri’nin yükselişi yalnızca Cezayir tarihinin değil, Akdeniz tarihinin de en önemli kırılma noktalarından biridir. Bu dönem, Cezayir toplumunun dış tehditler karşısındaki direncini, siyasi birlik ve stratejik ittifakların önemini ortaya koymuştur. Aynı zamanda modern Cezayir kimliğinin şekillenmesinde ve ülkenin Akdeniz dünyasındaki tarihî konumunun belirlenmesinde temel bir rol oynamıştır.
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=qBW3n0nmqKc
*: Dr. Bağımsız Araştırmacı, E-posta: imi.ahlam23@gmail.com