Cumhuriyet Halk Partisi gibi Türkiye’nin en köklü ve kurumsal siyasi yapısında, 38. Olağan Kurultay’ın yargısal bir kararla mutlak butlan (hukuken hiç var olmamış sayılma) ile iptal edilmesi ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık koltuğuna oturması, Türk siyasi tarihinde benzerine az rastlanır bir kriz senaryosudur.
Böyle bir durum, siyaset biliminde yasallık (hukukilik) ile meşruiyet (siyasal ve sosyolojik kabul) arasındaki çatışmanın en somut örneklerinden biri olacaktır. Hukuken Kemal Kılıçdaroğlu partinin meşru lideri sıfatını geri kazanacak olsa da kurultayda delegenin oyunu almış ve parti tabanında bir değişim rüzgârı yaratmış olan Özgür Özel ve ekibi açısından bu durum siyasal bir gasp olarak algılanacaktır.
Bu bağlamda, bağımsız ve tarafsız bir perspektifle, Özgür Özel ve yakın çevresinin izleyebileceği stratejileri, parti içindeki olası güç mücadelelerini ve bu durumun siyasal/sosyolojik sonuçlarını incelemek gerekir.
1. Hukukilik ve Siyasal Meşruiyet Çatışması
Siyaset bilimci Max Weber’in otorite tiplerine göre, modern siyasi partiler yasal-akılcı otoriteye dayanır. Parti içi kurallar (tüzük) ve seçimler, bu otoritenin kaynağıdır. Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan gerekçesiyle göreve dönmesi, yasal otoriteyi ona verecektir. Ancak Özgür Özel ve onu destekleyen Ekrem İmamoğlu gibi aktörler, demokratik seçimle elde ettikleri siyasal meşruiyeti ellerinde tutmaya devam edecektir.
Bu ikili yapı, CHP içinde bir ikili iktidarkrizi yaratır. Genel Merkez’in resmi mührü Kılıçdaroğlu’nda, parti tabanının ve yerel yönetimlerin dinamik gücü ise Özel-İmamoğlu ekseninde olacaktır.
2. Özgür Özel ve Değişimci Ekibin Olası Senaryoları
Hukuki bir müdahale ile görevden alınan Özgür Özel ve ekibinin önünde, siyasi varlıklarını sürdürebilmek ve parti içi hegemonik mücadeleyi kazanabilmek için üç ana senaryo bulunmaktadır.
Senaryo A: Olağanüstü Kurultay Baskısı ve İçeriden Direniş
En olası ve ilk denenecek yol, partiyi acil bir olağanüstü kurultaya götürmektir.
Delege Mobilizasyonu: Özgür Özel ve ekibi, 38. Kurultay’da kendilerine oy veren delegeleri hızla birleştirerek, tüzük gereği kurultay toplanması için gereken salt çoğunluk imzasını toplamaya çalışacaktır.
Söylem Stratejisi: Bu süreçte kullanılacak ana söylem; “Yargı eliyle parti iradesine darbe yapıldığı”, “Saray müdahalesi” ve “Seçilmişlerin atanmışlara karşı mücadelesi” olacaktır. Mağduriyet anlatısı, değişimci ekibin elini tabanda güçlendirecektir.
Genel Merkezin Direnci: Kılıçdaroğlu yönetimi ise toplanan imzaları tüzükteki teknik detayları öne sürerek reddetme, imza veren delegeleri il-ilçe yönetimlerini görevden alarak tasfiye etme yoluna gidebilir. Bu durum, süreci yeni bir yargı sarmalına sokar.
Senaryo B: Yeni Bir Siyasi Oluşum (Ayrılık ve Bölünme)
Eğer Kılıçdaroğlu yönetimi parti aygıtını (Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi, Disiplin Kurulları) sert bir şekilde kullanarak değişimcilerin parti içinde siyaset yapma alanını tamamen kapatırsa, bölünme kaçınılmaz hale gelir.
Merkez Solun Parçalanması: Tarihte CHP’nin yaşadığı bölünmelere (1967 Güven Partisi, 1980 sonrası DSP-SHP-CHP ayrılıkları) benzer şekilde, Özgür Özel ve ekibi yeni bir sosyal demokrat parti kurma yoluna gidebilir.
Yerel Yönetimlerin Gücü: Bu yeni partinin en büyük avantajı, başta İstanbul yani Ekrem İmamoğlu olmak üzere birçok büyükşehir ve ilçe belediye başkanının bu harekete katılması olacaktır. Finansal, lojistik ve insan kaynağı açısından yeni parti, klasik bir tabela partisi olmaktan ziyade anında ana muhalefet alternatifi haline gelecektir.
Marka Değeri Handikabı: Ancak CHP’nin tarihi amblemi (Altı Ok) ve kurumsal kimliği Kılıçdaroğlu’nda kalacağı için, geleneksel ve sadık CHP seçmeninin ne kadarının yeni partiye geçeceği akademik bir tartışma konusudur. Seçmen davranışları, ideolojik aidiyet ile pragmatik başarı (kazanabilirlik) arasında sıkışacaktır.
Senaryo C: Yerel Yönetimler Üzerinden Pasif Direniş ve Çevre-Merkez Çatışması
Özel ve İmamoğlu ekibinin partiden ayrılmayıp, ancak Genel Merkez’i de tanımayarak fiili bir özerklik ilan etmesi senaryosudur.
Kaynakların Kesilmesi: CHP’li büyükşehir belediyeleri, Genel Merkez’in etkinliklerine finansal ve lojistik destek sağlamayı durdurabilir. Bu durum, örgütsel kapasitesi zayıflayan Kılıçdaroğlu yönetimini maddi bir krizle baş başa bırakır.
Bekle-Gör Stratejisi: Değişimci ekip, Kılıçdaroğlu yönetiminin gireceği ilk genel veya yerel seçimde ağır bir hezimet yaşamasını bekleyebilir. Bu hezimetin ardından, parti tabanının baskısıyla doğal bir tasfiye sürecinin gerçekleşmesi umulur.
3. Parti İçi Olaylar ve Örgütsel Dinamikler
Böylesi bir mutlak butlan kararının ardından, parti örgütlerinde (İl, İlçe başkanlıkları ve gençlik-kadın kolları) şiddetli bir türbülans yaşanması sosyolojik bir zorunluluktur. Kılıçdaroğlu’nun dönüşüyle birlikte, Özgür Özel’e destek veren veya onun tarafından atanmış-seçilmiş il ve ilçe yönetimleri, tüzükteki parti disiplini maddeleri işletilerek hızla görevden alınacaktır. Yerlerine, Kılıçdaroğlu’na sadık isimler kayyum veya geçici kurul mantığıyla atanacaktır.
Bu durum, yerelde partililer arasında fiziksel gerginliklere, parti binalarının işgaline veya alternatif paralel örgütlenmelerin kurulmasına yol açabilir. Parti içi muhalefeti bastırmak için Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) aktif bir şekilde kullanılacaktır. Özgür Özel ve yakın çevresindeki öne çıkan isimler (Gökhan Günaydın, Ali Mahir Başarır, Suat Özçağdaş vb.) hakkında parti tüzel kişiliğine zarar vermek suçlamasıyla ihraç süreçleri başlatılabilir. Bu ihraçlar, parti içindeki ayrışmayı hızlandıracak ve hukuksuz bir yönetimin muhalifleri tasfiye operasyonu olarak dışarıya yansıyacaktır.
Siyaset sosyolojisi açısından en ağır sonuç, CHP seçmeninde yaşanacak olan öğrenilmiş çaresizlik ve siyasal yabancılaşmadır. Yıllarca iktidar değişikliği umuduyla partisine sadık kalan, son kurultayda değişim ile yeniden motive olan seçmen, yargı müdahalesi ve parti içi koltuk savaşları yüzünden ağır bir travma yaşar. Bu durum, seçimlere katılım oranlarında önemli bir düşüşe, sandığı boykot etme eğilimine ve merkez sol siyasete karşı derin bir güvensizliğe neden olacaktır.
4. Bağımsız Bir Gözle Analiz: Sonuçlar ve Demokrasiye Etkisi
Tarafsız bir değerlendirme yapmak gerekirse; bir siyasi partinin genel başkanlık değişiminin, demokratik teamüller ve kongre iradesi yerine yargısal bir mutlak butlan kararı ile geriye döndürülmesi, o partinin kurumsallaşma düzeyine vurulmuş bir darbedir.
Kurumsallaşma Çöküşü: Samuel Huntington’ın siyasi partilerin gücünü ölçmek için kullandığı kurumsallaşma kriterleri (uyum yeteneği, karmaşıklık, özerklik ve tutarlılık) bağlamında CHP ağır bir yara alır. Parti, dış müdahalelere (yargı) karşı özerkliğini kaybetmiş bir yapı görünümü çizer.
Karizma ve Hegemonya Kaybı: Kılıçdaroğlu hukuken koltuğunu geri alsa da parti içi hegemonyasını rızaya dayalı olarak (Gramscian anlamda) yeniden tesis edemez. Sadece zor (tüzük ve disiplin kuralları) kullanarak partiyi yönetmeye çalışır ki bu, siyasi partilerde uzun vadede sürdürülebilir bir model değildir.
Özgür Özel’in Paradoksu: Özgür Özel, mağdur edilen meşru lider pozisyonuna yükselecek olsa da kurumsal mekanizmaları kullanamadığı için liderlik kapasitesini sokağa, delegelere ve halka ne kadar yansıtabileceği konusunda büyük bir sınav verecektir. İmamoğlu faktörü, bu süreçte Özel için hem en büyük itici güç hem de liderlik gölgesi yaratabilecek sosyolojik bir gerçektir.
Sonuç olarak; böyle bir senaryo salt bir liderlik değişimi değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genetik kodlarını, seçmen bağını ve Türk siyasal hayatındaki ana muhalefet fonksiyonunu kökünden sarsacak bir sistem krizine dönüşür. Siyasetin doğası, boşluk kabul etmez; CHP’nin kendi içine kapandığı ve hukuki-bürokratik savaşlara girdiği bu süreç, Türkiye’de yeni siyasal arayışların, merkezde veya merkez solda yeni partileşme hareketlerinin doğumuna zemin hazırlayacak tarihsel bir kırılma noktası olacaktır.
Diğer yandan, politik anlamda siyasi tarihimizin en önemli kırılma noktalarından birisi olan “mutlak butlan” konusunun, Türkiye için mutlak bir ekonomik butlan anlamına gelebileceği de düşünülebilir.
Önceki gün İngiltere’de finans çevrelerini Türkiye’ye yatırım için ikna etmeye çalışan Şimşek ve ekibinin masada bir anda yalnız kalmalarından, dün borsanın işlemleri durdurmasından ve bugün Merkez Bankası’nın, rezervleri yakmaya başlamasından olası bir “mutlak ekonomik butlan” yolunda taşların koca koca örüldüğü anlamının çıkarılacağını kestirmek hiç de zor olmayacaktır.
Bu bağlamda, aynı çizgide ilerlemeyi tercih eden bir ekonomi politik tercihi, mutlak butlan söyleminden mutfak butlan gerçeğine doğru ülkenin yol almasına neden olabilir.
Not: Koltuğa Dönmek Neden Baldan Tatlıdır? başlıklı daha önce Mutlak butlan bağlamında ele aldığım bu yazıyı okumanızı isterim. https://akademiyet.com/koltuga-donmek-neden-baldan-tatlidir