Caminin avlusunda çay içiyorduk. Yanıma beyaz gömlekli, bastonlu bir amca oturdu. Emekli öğretmenmiş.
Laf lafı açtı. Rahmetli eşinden bahsetti. Gözleri doldu, sonra gülümsedi.
“Yanına yatmak için gün sayıyorum evlat” dedi.
“Allah korusun be amca” dedim, irkildim.
Amca elini omzuma koydu. “Yok yok. Ben anlatayım da hak vereceksin bak” dedi.
Ve derse başladı. Zil onun sesiyle çaldı.
“Biz evlenirken büyükler ‘bir yastıkta kocayın’ dedi bize. Biz de öyle yaptık. Bir yastığa baş koyduk, sarıldık uyuduk. O zaman dünya da küçüktü, dert de.
Sonra hayat büyüdü. Maaş, kira, çocuk, sınavlar… Bir gün dedik ki ‘yerimiz dar’. Gittik iki yastık aldık. Aynı yatakta yine ama aramızda bir çizgi çekildi o gün. Fark etmedik.
Bir süre sonra yastıklar uzaklaştı. Sen şöyle yat, ben böyle. Sonra sırt sırta döndük. Konuşmadan uyuduk.
Bir sabah kalktım, baktım, aynı yatakta değiliz artık. O yatak odasında, ben salondaki kanepeye geçmişim. ‘Geçici’ dedik.
Akşamları yine buluşuyorduk salonda. Çay içiyorduk. Televizyon açıktı. Arada ‘şuna bak’ diyorduk.
Sonra bir gün odalar da ayrıldı. ‘Rahat uyuyamıyoruz’ dedik. Haklıydık belki.
Derken iki odaya da ayrı televizyon girdi. Biri haber izledi, biri dizi. Sesler karışınca kapıları da kapattık. ‘Ses yapmayalım’ dedik.
Kapıları örtmek hafif geldi bir gün. Aramıza duvarlar ördük farkında olmadan. Konuşmalar kısaldı, selamlar uzadı.
Ve en sonunda… gün geldi, üzerimize toprakla örttük.”
Amca sustu. Çayından bir yudum aldı. Buhar gözlüğüne vurdu.
“Biz hatayı nerede yaptık biliyor musun evlat?” dedi.
“İki yastığa çıktığımız o gün. O gün ‘konfor’ sandık. Halbuki aramıza ilk mesafeyi o gün koyduk.”
Sonra bastonuna yaslandı, gökyüzüne baktı.
“Şimdi yanına yatmak için gün sayıyorum. Aynı yastığa, aynı nefese. Geç oldu.”
Elimi sıktı.
“Büyük sözü dinleyin beyoğlum. Allah bir yastıkta kocatsın. Bir yastık iki kişiliktir. İkiye bölünmez.”
Kalkarken ekledi:
“Eğer sen de bu hikayenin bir yerindeysen… yastıkları birleştir. Kapıları kapatma. Televizyonu kıs. Sırt sırta dönme.
Çünkü bazı mesafeler santimle başlar, metreyle biter. Ve bazı geri dönüşler… ancak toprakla olur.”
Avluda rüzgar esti. Amca bastonuyla yürüyüp gitti.
Ben oturduğum yerde çok düşündüm.
Hayat dersi 40 dakikaydı.
Ama ömürlükmüş.