Bugün, üniversiteden ayrılmamın ardından geçen günlerin sessizliği içinde zihnimde bir düşünce billurlaştı. Birdenbire şu hakikat bütün açıklığıyla karşıma çıktı:
Küçük adamlar büyük davaları taşıyamazlar.
Taşıdıklarını zannederler; fakat gerçekte taşıdıkları dava değil, kendi vehimleridir. Büyük davaların gölgesine sığınır, onların ağırlığını omuzladıklarını düşünürler. Hâlbuki büyük davalar, sıradan menfaatlerin, küçük hesapların ve dar ufukların üzerine kurulmaz. Büyük dava, büyük karakter ister; büyük ahlak ister; büyük bir mesuliyet duygusu ister.
İnsan bazen etrafına baktığında şaşırmadan edemiyor: Tarihin ve toplumun önemli meselelerini omuzladığını söyleyen ne kadar çok insan vardır. Fakat biraz yakından bakıldığında görülür ki onların çoğu, davanın büyüklüğünü değil, kendi küçüklüklerini ortaya koymaktadır. Çünkü büyük dava ile büyük adam aynı şey değildir. Büyük dava, küçük adamın elinde çoğu zaman bir slogana, bir makama veya bir gösteriş unsuruna dönüşür.
Oysa dava, insanın üzerinde taşıdığı bir nişan değil, altında sınandığı bir yüktür. İnsan davayı değil, önce kendisini taşımayı öğrenmelidir. Kendi nefsini yönetemeyen, korkularını aşamayan, menfaatlerine hâkim olamayan bir kişinin büyük idealleri taşıması mümkün değildir.
Bu yüzden küçük adamlar büyük davaları taşıyamazlar. Bir süre sonra davanın ağırlığı onların omuzlarına değil, karakterlerine çöker. Korkmaya başlarlar.
Makamlarını kaybetmekten korkarlar, itibarlarını kaybetmekten korkarlar, konforlarını kaybetmekten korkarlar. Sonunda dava için yaşamaz, davadan geçinmeye başlarlar. Böylece dava büyüklüğünü korurken, onu temsil ettiğini iddia eden insanlar küçülür.
Tarih bunun örnekleriyle doludur. Büyük fikirler yaşamaya devam etmiş, fakat onları kendi şahsi çıkarlarına alet eden insanlar unutulup gitmiştir. Çünkü fikirler insanlardan daha uzun ömürlüdür. Hakikat, onu kullananlardan daha güçlüdür. Dava kalır; şahıslar geçer.
Aslında büyük davaların en önemli özelliği de budur: İnsanları yüceltmezler; onları sınarlar. Karakteri sağlam olanı yükseltir, zayıf olanı ise ortaya çıkarır. Büyük davaların terazisinde herkes kendi ağırlığına göre yer tutar. Kimsenin boyu görünmek istediği kadar değil, karakterinin ulaştığı kadar ölçülür.
Sonunda anlaşılan şudur: Büyük davalar küçük adamların omuzlarında yükselmez. Aksine, küçük adamlar büyük davaların altında ezilirler. Çünkü dava büyüdükçe insanın iç dünyası da büyümek zorundadır. Şahsiyeti, ahlakı ve vicdanı gelişmeyen kimse, ne kadar büyük sözler söylerse söylesin, büyük bir davanın gerçek taşıyıcısı olamaz.
Bundan dolayı hakikat değişmez:
Küçük adamlar büyük davaları taşıyamazlar. Öte yandan büyük davalar, küçük adamların ne kadar küçük olduğunu mutlaka ortaya çıkarırlar.