Siyasi partiler, modern demokrasilerin temel taşıyıcı kolonlarıdır. Bir siyasi partinin uzun ömürlü olması ve demokratik işlevini yerine getirebilmesi, yalnızca aldığı oy oranına değil, aynı zamanda kurum içi kuralların yerleşikliğine ve kurumsallaşma düzeyine bağlıdır. Kurumsallaşmanın en belirgin göstergelerinden biri ise, liderlik değişimlerinin krizlere yol açmadan, öngörülebilir kurallar ve gelenekler çerçevesinde gerçekleşmesidir.
Türkiye’nin en eski siyasi kurumu olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bu bağlamda dikkat çekici bir paradoks barındırmaktadır. Yüz yılı aşan bir geçmişe, devlet kurma tecrübesine ve köklü bir bürokratik hafızaya sahip olmasına rağmen, CHP içinde düzenli ve olağan bir liderlik değişimi geleneği inşa edilememiştir. Parti tarihinde liderlik makamındaki değişimler genellikle olağan kurultay yarışlarının doğal bir sonucu olmaktan ziyade; ağır seçim yenilgileri, dışsal şoklar, siyasi yasaklar veya parti içi büyük kırılmalar sonucunda gerçekleşmiştir. Bu yazıda, CHP’de bir liderlik geleneğinin neden oluşamadığını tarihsel, yapısal ve sosyolojik boyutlarıyla, sade ve anlaşılır bir çerçevede analiz edilmesi amaçlanmaktadır.
Kurucu İradeden Muhalefet Partisine
CHP’nin liderlik yapısını anlamak için partinin genetik kodlarına ve tarihsel gelişimine bakmak gerekir. Parti, 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş ve tek parti dönemi boyunca devlet ile özdeşleşmiştir. Atatürk ve ardından gelen İsmet İnönü dönemlerindeki liderlik, klasik bir siyasi parti liderliğinden ziyade, karizmatik ve kurucu bir devlet liderliği niteliği taşımaktadır. Bu dönemde liderlik otoritesi tartışılamaz bir konumdadır ve parti içi rekabetten bağımsızdır.
Çok partili hayata geçişle birlikte CHP, bir devlet partisinden sivil bir muhalefet partisine dönüşme sancıları yaşamıştır. CHP tarihindeki en istisnai ve belki de siyaset bilimi açısından en rasyonel liderlik değişimi, 1970’lerin başında yaşanmıştır. Bülent Ecevit’in Ortanın Solu hareketiyle tabandan gelen bir dalga yaratarak, Milli Şef İsmet İnönü’yü kurultayda mağlup etmesi, ideolojik bir temele dayanan nadir değişim örneklerinden biridir. Ancak bu örnek bir geleneğe dönüşememiştir.
1980 Askeri Darbesi ile partinin kapatılması, CHP’nin kurumsal hafızasında büyük bir kesinti yaratmıştır. 1992’de partinin yeniden açılmasının ardından Deniz Baykal yönetiminde geçen uzun yıllar, partide gücün merkezileştiği ve parti içi muhalefetin tasfiye edildiği yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu tarihsel kırılmalar, partinin kendi içinde doğal bir nesil devri ve liderlik değişimi kültürü yaratmasını engellemiştir.
Krizlerle Gelen Değişimler ve Liderlik Olgusu
Siyaset biliminde, kurumsallaşmış partilerde liderin başarısızlığı durumunda (örneğin seçim kaybı) görevden ayrılması ve yerine parti içindeki hiyerarşiden veya demokratik yarıştan gelen yeni bir ismin geçmesi olağan bir süreçtir. Batı demokrasilerindeki sosyal demokrat partilerde bu durum bir gelenek halini almıştır. Ancak CHP’de durum oldukça farklıdır; değişimler kurumsal mekanizmalarla değil, krizlerle tetiklenmektedir.
Bunun en net örnekleri yakın dönemde görülmüştür. Deniz Baykal’ın yaklaşık yirmi yıl süren genel başkanlığı, olağan bir seçim yenilgisiyle değil, dışsal bir şok (bir kaset skandalı) ile beklenmedik bir şekilde sona ermiştir. Baykal’ın istifasının ardından oluşan kriz ortamında Kemal Kılıçdaroğlu, bir konsensüs adayı olarak genel başkanlığa getirilmiştir.
Kemal Kılıçdaroğlu dönemi ise CHP’de liderlik sorununun başka bir boyutunu, başarısızlığa rağmen koltuğu koruma mekanizmasını gözler önüne sermiştir. 13 yıllık genel başkanlığı süresince girilen birçok seçimin kaybedilmesine rağmen liderlik makamının korunduğu bir yapı inşa edilmiştir. Değişim ancak 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin yarattığı büyük travma ve tabandaki ağır baskının sonucunda, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu öncülüğündeki parti içi muhalefetin kurultayda galip gelmesiyle mümkün olabilmiştir.
Görüldüğü üzere, partide genel başkanlar kendi rızalarıyla veya bir gelenek çerçevesinde makamı devretmemekte; ancak bir skandal, bir kriz veya büyük bir taban isyanı sonucunda görevden ayrılmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum, liderliğin bir bayrak yarışı olarak değil, ele geçirilen ve sonuna kadar savunulması gereken bir kale olarak algılandığını göstermektedir.
Gelenek Eksikliğinin Yapısal Nedenleri: Kurumsallaşma Krizi
CHP’de bir liderlik geleneğinin oturmamış olmasının ardında yatan temel yapısal sorunlar üç ana başlıkta toplanabilir:
1. Parti İçi Demokrasi ve Tüzük Sorunu
Türkiye’deki Siyasi Partiler Kanunu, genel başkanlara olağanüstü yetkiler tanımaktadır. CHP’nin kendi iç tüzüğü de zaman içinde genel merkezi ve lideri koruyacak şekilde şekillenmiştir. Lider, milletvekili adaylarını, parti meclisini ve dolayısıyla kurultay delegelerini belirlemede önemli bir etkiye sahiptir. Genel başkanın belirlediği delegenin, genel başkanı seçtiği bu kapalı devre sistem (patronaj ilişkisi), tabanın sesinin yukarıya yansımasını engeller. Demokratik rekabet yolları kapalı olduğu için, parti içi muhalefet ancak partiyi sarsacak büyük kriz anlarında sonuç alabilmektedir.
2. İdeolojik Çeşitlilik ve Çatı Parti Olma Durumu
CHP, homojen (tek tip) bir ideolojik yapıya sahip değildir. İçerisinde ulusalcıları, geleneksel Kemalistleri, liberal solcuları ve sosyal demokratları barındıran oldukça geniş bir şemsiyedir. Bu durum, liderlik makamını sadece bir yönetim koltuğu olmaktan çıkarıp, partinin kimliğini ve ideolojik rotasını belirleyen tek merkez haline getirmektedir. Lideri değiştirmek, aynı zamanda partinin ruhunu değiştirmek anlamına geldiği için, liderlik yarışları basit bir hizmet rekabeti değil, bir beka mücadelesi olarak yaşanmakta; bu da uzlaşmayı ve doğal devir teslimleri imkansızlaştırmaktadır.
3. Hizipçilik ve Kadro Hareketinin Eksikliği
Kurumsallaşmış partilerde, fikirler ve politikalar etrafında birleşen kadro hareketleri vardır. CHP’de ise tarihsel olarak politikalar etrafında değil, kişiler etrafında kümelenme alışkanlığı (hizipçilik) yaygındır. X’in adamı veya Y’nin ekibi şeklindeki gruplaşmalar, objektif liyakat kriterlerinin önüne geçmektedir. Kurumsal bir gelenek yerine kişilere sadakat ön plana çıkınca, kurallara dayalı bir veliaht (halef) sistemi oluşturulamamaktadır.
Sosyolojik Etkenler: Türk Siyasi Kültürü ve Lider Odaklılık
CHP’nin liderlik sorunu, Türkiye’nin genel siyasi ve sosyolojik ikliminden bağımsız düşünülemez. Türk siyasal kültürü büyük ölçüde ataerkil, merkeziyetçi ve lider odaklı bir yapıya sahiptir. Seçmen davranışları analiz edildiğinde, kitlelerin parti programlarından ziyade liderin kişisel karizmasına ve gücüne oy verdiği görülmektedir.
Toplumdaki kurtarıcı lider beklentisi, CHP içine de girmiştir. Parti tabanı ve teşkilatları, sistemi ve kurulları güçlendirmek yerine genellikle tüm sorunları çözecek, Erdoğan gibi güçlü figürlerle baş edebilecek güçlü bir lider arayışına girmektedir. Liderin her şeye karar verdiği bu kültürel atmosferde, ortak akıl, heyet yönetimi veya kurumsal gelenek gibi kavramlar zayıf kalmaktadır. CHP her ne kadar modern, Batılı ve demokratik değerleri savunan bir parti olsa da kendi iç işleyişinde Orta Doğu siyasetine özgü bu lider kültünden tam anlamıyla sıyrılamamıştır.
Sonuç
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin en köklü kurumu olmasına karşın, kurumsallaşmış bir siyasi parti olmanın gerektirdiği liderlik değişim kültürünü inşa edememiştir. Tarihsel kırılmalar, ideolojik fay hatları, Siyasi Partiler Kanunu’nun yarattığı anti-demokratik yapı ve Türk siyasi kültürünün lider odaklı doğası, bu sorunun temel kaynaklarıdır.
CHP’de liderlik değişimlerinin ancak krizler, travmalar veya ağır dışsal baskılarla gerçekleşmesi; partinin kurallardan ziyade kişilerin inisiyatifine bağımlı olduğunu göstermektedir. Gelenek eksikliği, partinin enerjisini dışarıya (iktidar mücadelesine) değil, içeriye (parti içi iktidar mücadelesine) harcamasına neden olmaktadır.
Bu sorunun aşılması, ancak yapısal bir reformla mümkündür. Tüzük değişiklikleriyle delege sisteminin ve patronaj ağlarının kırılarak ön seçim gibi doğrudan demokratik katılım yollarının açılması gerekmektedir. Daha da önemlisi, CHP’nin kurtarıcı liderler arayışından vazgeçip, ilkelerin, programların ve liyakate dayalı bir kadro hareketinin öne çıktığı bir siyasal kültürü benimsemesi zorunludur. Aksi takdirde, partinin liderlik sorunları kişilerin değişmesiyle değil, yalnızca krizlerin şekil değiştirmesiyle devam edecektir. Modern demokrasilerde köklü olmak yalnızca yaşla değil, kuralların kişilerden daha güçlü olduğu bir gelenek yaratmakla ölçülür.