Barış’la tanışıklığımız yüksek lisans yaptığım döneme dayanır. Beş parasız Zonguldak’ın dik yokuşlarından inip çıkarken, bir heves uğruna, üniversitede kadro bulacağım diye yüksek lisansta çalışkan bir öğrenci olmaya çalıştığım zamanlarda tanımıştım onu. Bizim Büyük Çaresizliğimiz kitabını okumuş ve çok beğenmiştim o zamanlar. Yıllar sonra bugün ise Aramızdaki En Kısa Mesafeyi bitirdim.
Aramızdaki En Kısa Mesafe sıralı kısa kısa hikâyelerden oluşuyor. Ancak içerisinde herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği pek çok yaşanmışlık barındırıyor.
Babasının tembihini tutmayıp pencereyi açık bırakan bir çocuğun kaçırdığı bir kuşu okuyorsunuz ilk sayfalarda, akabinde sizin tecrübeniz geliyor aklınıza. Komşudan alıp sahiplendiğiniz küçük kuşun, kanatları biraz gelişsin diye kafesten çıkarmaya hazırlandığınız, kaçmasın diye kapıları pencereleri kapattığınız ancak pek muhtemel ki yavru kuşun içerisiyle dışarısını henüz ayırt edemediği için dışarıda gördüğü engin maviliğe kanat çırparken cama çarpıp da yere yığıldığı an geliyor hatırınıza.
Birkaç sayfa sonra iki kardeşin, beraberindeki bir arkadaşları ile tatil dönüşü anneanne ve dedesine uğradıkları günübirlik bir ziyareti anlatan hikâyeyi okuyorsunuz. Çocuklar arasında o semtin bir nevi podyumu olan Saydam Caddesinin akşamları çok güzel göründüğüne dair bir konuşma geçiyor ve çocuklar akşam Saydam Caddesine gitmeye kararlaştırıyorlar. Evde biraz dinlenip de caddeye gitmek için yola koyuluyorlar. Caddeye yaklaştıklarında berber arkadaşıyla tavla oynayan dedelerini görüyor çocuklar. Dedelerinin yanına uğradıklarında dedeleri oturtuyor bunları tıraşa ve hikâyedeki küçük kardeşimiz ise Saydam Caddesinde akşamın artık uzak bir hayal olduğunun farkına varıyor. Bu hikâye ise size siz küçükken ailenizin aldığı bir vefat haberi ile Ankara’dan Akçakoca’ya kiralık arabanın arka koltuğunda, belki denize girerim umuduyla gittiğiniz yolu ve cenaze varken olmaz telkinleriyle merhumun gömülmesine müteakip artık denize giremeyeceğinizi anlayıp, son çare köydeki akarsuya ayaklarınızı soktuğunuz zamanları hatırlatıyor.
Takip eden sayfalarda, yokluktan herhâlde, çözüm odaklı bir babanın üç tekerlekli bir bisikletten pazar arabası yapma girişimine ortak olan bir çocuğun hikâyesini okuyorsunuz. Babanın demir testeresiyle bisikleti keserken ki hali size kış yaklaşıyor diye elinde testereyle odun kesen babanızı hatırlatıyor. İş yapan babanın gergin ve sinirli halini okuduğunuzda aklınıza kendi babanızla geçmişte yaşadığınız benzer durumlar ve küçük yaşta üstünüze yüklenen ama altından kalkmayı becerdiğiniz sorumluluklar geliyor.
Kitabın sonlarına yakın bir hikâyede ise “civcivleri öldüğü için ağlayan çocuklardan, bakımı sorun olan yaşlı köpeklerini Veterinerlik Fakültesi’ne “uyutmak” için götüren” kardeşlerin hikâyesini okuyorsunuz. Bu hikâye ise size küçükken sahiplendiğiniz ve gecekondunun üst katında beslediğiniz tavşanı hatırlatıyor. Karton kutunun içinde kıvırcık ve havuçla beslediğiniz ancak her sabah uyandığında kartonu dişleri ile delip gecekondunun üst katına pisleyen beyaz tavşanı. Büyüdükçe bakılması iyice zorlaştığından, biz bunu bir çiftliğe gönderelim diye elinizden alınıp götürülen ve devamında ne olduğunu hiç bilmediğiniz tavşanınızı…
Kitabı bitirdiğimde, zamanla geçmişte bıraktığımı sandığım pek çok şeyi bu kitapta bulduğumun farkına vardım. Zamanında içime dokunan ancak yaş aldıkça unuttuğumu sandığım ne varsa aramızdaki mesafeyi sıfırlayıp yeniden çıktı karşıma. Barış, en sade anları bile insanın içini sızlatacak kadar hakiki bir dille anlatırken bana da kendi hikâyemin kahramanı olduğumu tekrar hatırlattı.
KAYNAKÇA
Bıçakçı, B. (2024). Aramızdaki En Kısa Mesafe, İletişim Yayınları: İstanbul.