Gece, şehrin üzerine ağır ağır inerken herkes evine çekilmişti. Sokak lambalarının sarı ışıkları kaldırımlara sessiz lekeler bırakıyor, pencereler birer birer kararıyordu. Gün boyunca konuşan insanlar susmuş, çalışan eller durmuş, dünyanın gürültüsü yavaş yavaş kendi içine çekilmeye başlamıştı.
Yaşlı adam her gece yaptığı gibi pencerenin önüne oturdu. Karşıdaki çatılara baktı. Gün boyunca zihnini meşgul eden düşünceler hâlâ içindeydi. Yarım kalmış cümleler, söylenmemiş sözler, unutulduğunu sandığı hatıralar birer gölge gibi etrafında dolaşıyordu.
Sonra yatağına uzandı.
Odanın ışığını söndürdü.
Ve gözlerini kapattı.
İşte o anda, gündüzün dünyası kapandı.
Fakat başka bir dünya açıldı.
Çünkü gözler kapanınca karanlık başlamaz; bazı gecelerde kitap açılır.
İnsanların çoğu uykuya daldığını sanır. Oysa bazı geceler insan uykuya değil, satırların arasına girer. Gecenin görünmeyen bir kütüphanesi vardır. Rafları yıldızlardan yapılmıştır. Kitapları zamandan. Sayfaları ise hatıralardan, özlemlerden, korkulardan ve umutlardan.
Yaşlı adam da o gece böyle bir kitaba girdi.
İlk sayfada çocukluğunu gördü.
Yıllardır unuttuğunu sandığı bir bahar sabahı yeniden karşısındaydı. Bir dut ağacının altında koşuyordu. Annesinin sesi uzaktan geliyordu. Rüzgâr, çocukluğun üzerine serpilmiş bir dua gibi esiyordu.
Bir sonraki sayfaya geçti.
Bu kez gençliğini gördü.
Kaybettiği dostlar, yarım kalmış sevdalar, hiç açılmamış mektuplar ve söylenememiş cümleler birer karakter gibi karşısına çıkıyordu. Her biri kitabın içinde kendi hikâyesini anlatıyordu.
Sonra sayfalar değişti.
Bu kez hiç yaşanmamış sahneler açıldı.
Gitmediği şehirler.
Konuşmadığı insanlar.
Gerçekleşmemiş ihtimaller.
Sanki hayatın yalnız yaşanmış olanı değil, yaşanabilecek olanı da gecenin kitabında yer alıyordu.
Adam hayret etti.
“Bu kitabın yazarı kim?” diye düşündü.
Fakat cevap gelmedi.
Çünkü rüyaların kitaplarında yazar adı bulunmaz.
Bazı sayfaları insan kendi yazar.
Bazılarını hatıralar.
Bazılarını özlemler.
Bazılarını korkular.
Bazılarını ise insanın kendisinin bile bilmediği derinlikler.
Kitap ilerledikçe zaman da anlamını kaybetti.
Geçmiş geleceğe karıştı.
Ölüler dirilerle konuştu.
Çocuklar yaşlandı.
Yaşlılar yeniden çocuk oldu.
Saatler durdu.
Takvimler silindi.
Sanki dünya yaratılmadan önceki bir sessizliğe dönülmüştü.
Tam o sırada kitabın son sayfası açıldı.
Orada hiçbir kelime yoktu.
Ne bir cümle.
Ne bir hikâye.
Ne de bir resim.
Yalnızca sonsuz bir beyazlık…
Adam uzun süre o boş sayfaya baktı.
Sonra anladı.
Belki de bütün rüyalar, insanın henüz yazılmamış taraflarını okumak için vardır.
Belki de gece, insanın gündüz göremediği hakikatleri göstermek için karanlık olur.
Belki de rüya, gözler kapandığında görülen görüntüler değil; ruhun kendi kendisini okuduğu kitaptır.
Sabah ezanına yakın uyandı.
Pencerenin ardından ilk ışıklar görünüyordu.
Şehir yeniden uyanmaya hazırlanıyordu.
Adam yatağından kalktı.
Fakat içinde tuhaf bir duygu vardı.
Sanki bütün gece bir kitap okumuştu.
Ne kapağını görmüştü ne yazarını.
Ne de elinde tutmuştu.
Ama satırları hâlâ içindeydi.
Çünkü bazı kitaplar kütüphanelerde okunur.
Bazıları masalarda.
Bazıları ömür boyunca.
Rüya ise gecenin karanlığında, gözler kapanınca açılan ve sabah olunca kapanan en eski kitaptır.
Ve insan, farkında olsun ya da olmasın, her gece o kitabın bir sayfasını okumaya devam eder.