Bugünkü Üniversite, Yarınkinin Mektebidir

By Gök Börü

Bugünkü Üniversite, Yarınkinin Mektebidir

By: Gök Börü

Bugünkü üniversite, yarınki üniversitenin mektebidir.” cümlesi, Nurettin Topçu düşüncesiyle okunduğunda, yalnızca kurumsal bir devamlılığa değil, ahlâkî bir tekâmüle işaret eder. Çünkü Topçu’nun dünyasında hiçbir kurum nötr değildir; her yapı ya bir ruh inşa eder ya da bir ruhu aşındırır. Bu yüzden üniversite, sadece bilgi üreten bir mekanizma değil, geleceğin insanını yoğuran bir irade ocağıdır.

Bu cümle, Topçu düşüncesinin kalbinde atan o derin ahlâk nabzını hissettirir. Çünkü Topçu için hiçbir kurum sadece “kurum” değildir; her yapı, içinde bir ruh taşır ya da bir ruhu yitirir. Üniversite de böyledir. Taş duvarlardan, amfilerden, kürsülerden ibaret değildir; o bir neslin vicdanını yoğuran görünmez bir atölyedir. Bugün koridorlarında yürüyen gençler, aslında yarının düşüncesini, ahlâkını ve hatta kaderini taşırlar. Bu yüzden üniversite, yalnızca bir bilgi deposu değil; zamanın içinden geleceğe doğru uzanan bir irade köprüsüdür. Bu köprü sağlam kurulmazsa, yarın dediğimiz şey boşlukta sallanan bir hayalden ibaret kalır.

Topçu’ya göre mektep, dört duvarla sınırlı bir yer değil; insanın kendini aşma çabasıyla kurduğu bir terbiyedir. Bu bağlamda üniversite, sadece meslek kazandıran bir üst eğitim kurumu değil, aynı zamanda bir “ruh terbiyesi sahasıdır.” Eğer bugünkü üniversite, öğrenciyi yalnızca teknik bilgiyle donatıyor; fakat ona mesuliyet, ahlâk ve hakikat arayışı kazandıramıyorsa, yarının üniversitesi de aynı eksikliğin büyümüş bir sureti olacaktır. Çünkü yarın dediğimiz şey, bugünün içinde filizlenen bir imkândır.

Bu cümledeki “mektep” kelimesi özellikle dikkat çekicidir. Mektep, Topçu’da bir aktarım değil, bir inşa sürecidir. Bugünkü üniversite, kendi öğrencisini yalnızca yetiştirmez; aynı zamanda kendi devamını da yetiştirir. Bugünün öğrencisi yarının akademisyeni, yöneticisi, düşünürü olacaktır. Dolayısıyla üniversite, aslında kendini yeniden üretmektedir. Eğer bu üretim sürecinde ruh ihmal edilirse, ortaya çıkan şey sadece teknik olarak gelişmiş fakat manen yoksullaşmış bir yapı olur.

Topçu’nun dünyasında “mektep” kelimesi, bugünkü anlamıyla okuldan çok daha fazlasını ifade eder. Mektep, insanın kendini terbiye ettiği, içindeki dağınıklığı bir nizama dönüştürdüğü bir varoluş sahasıdır. Üniversite de bu anlamda, sadece derslerin verildiği bir yer değil; insanın kendini bulduğu, bazen kaybettiği, bazen yeniden kurduğu bir yolculuktur. Bir öğrencinin kütüphanede geçirdiği yalnız saatler, bir hocanın bir cümleyle açtığı ufuk, bir arkadaşla yapılan uzun tartışmalar… Bunların her biri üniversitenin görünmeyen dersleridir. Eğer bu dersler yoksa, geriye sadece diplomaların soğuk ve sessiz kâğıtları kalır.

Nurettin Topçu’nun “isyan ahlâkı” dediği şey, üniversitenin gerçek ruhunu ele verir. Ona göre eğitim, itaat eden değil; hakikat uğruna gerekirse itiraz eden bir insan yetiştirmelidir. Üniversite, düşüncenin cesaret kazandığı yer olmalıdır. Eğer bugünkü üniversite, öğrencisini sadece uyum sağlamaya, sistem içinde kaybolmaya alıştırıyorsa; yarının üniversitesi de sessizliğin ve konformizmin kurumsallaşmış hali olacaktır. Oysa gerçek üniversite, soruların korkulmadan sorulduğu, hakikatin bedelinin göze alındığı bir yerdir. Orada düşünce, sadece öğrenilmez; yaşanır.

Topçu’nun “isyan ahlâkı” dediği kavram da burada devreye girer. Ona göre gerçek eğitim, mevcut olana boyun eğen değil; hakikat adına ona karşı durabilen bir karakter yetiştirmelidir. Nurettin Topçu’nun “isyan ahlâkı” dediği şey, üniversitenin gerçek ruhunu ele verir. Ona göre eğitim, itaat eden değil; hakikat uğruna gerekirse itiraz eden bir insan yetiştirmelidir. Üniversite, düşüncenin cesaret kazandığı yer olmalıdır. Eğer bugünkü üniversite, öğrencisini sadece uyum sağlamaya, sistem içinde kaybolmaya alıştırıyorsa; yarının üniversitesi de sessizliğin ve konformizmin kurumsallaşmış hali olacaktır. Oysa gerçek üniversite, soruların korkulmadan sorulduğu, hakikatin bedelinin göze alındığı bir yerdir. Orada düşünce, sadece öğrenilmez; yaşanır. üniversite, düşüncenin cesaret kazandığı yer olmalıdır. Sorgulamayan bir üniversite, aslında kendi geleceğini ipotek altına alır.

Bu yüzden bu cümle, bir tespit olmanın ötesinde bir uyarıdır. Bugünkü üniversiteye bakarak yarının nasıl olacağını öngörebiliriz. Eğer bugün üniversite, piyasanın taleplerine göre şekilleniyor, hakikati değil faydayı merkeze alıyorsa; yarının üniversitesi de daha keskin bir araçsallığın içine hapsolacaktır. Ama eğer bugün üniversite, insanı merkeze alıyor, hakikat arayışını canlı tutuyor ve ahlâkî bir derinlik inşa ediyorsa; yarının üniversitesi de bu derinliğin kurumsallaşmış hali olacaktır. Bir başka türlü ifade edilirse; Eğer bugün üniversite, piyasanın taleplerine teslim olmuşsa; insanı değil karı merkeze alıyorsa, yarın daha da derin bir araçsallığın içine sürüklenecektir. Ama eğer bugün üniversite, insanın iç dünyasını ciddiye alıyor, hakikati aramayı bir görev sayıyorsa; yarın daha sahici, daha derin, daha insanî bir yapıya dönüşecektir. Çünkü yarın, bugünün büyümüş halinden başka bir şey değildir.

Bugünkü üniversite, farkında olsun ya da olmasın, kendi yarınını yetiştirir. Amfilerde oturan her öğrenci, aslında geleceğin hocası, yöneticisi, düşünürü olarak yetişmektedir. Bu yüzden üniversite, sadece insan yetiştirmez; kendini yeniden üretir. Eğer bu üretim sürecinde sadece teknik bilgi öne çıkar, ruh ihmal edilirse; ortaya çıkan şey eksik bir insandır. Bilgili ama yönsüz, donanımlı ama derinliksiz… Böyle bir insanın kuracağı yarın da kaçınılmaz olarak aynı eksikliği taşıyacaktır. Çünkü insan neyse, kurduğu dünya da odur.

Sonunda mesele gelip şu soruda düğümlenir: Üniversite bir fabrika mıdır, yoksa bir mektep mi? Nurettin Topçu bu soruya tereddütsüz cevap verir: Üniversite, insan yetiştiren bir mekteptir. Ve bu cevap, bugünün üniversitesine ağır ama onurlu bir sorumluluk yükler. Çünkü yarın kendiliğinden doğmaz; bugünün içinde, sessizce ve derinden filizlenir. Üniversite ise bu filizin toprağıdır. Eğer toprak verimli değilse, yarın kurak olacaktır. Ama eğer toprak canlıysa, yarın da hayat dolu olacaktır.

Sonuçta mesele şudur:

Üniversite, sadece bilgi üreten bir fabrika mı, yoksa insan yetiştiren bir mektep midir? Nurettin Topçu bu soruya ikinci cevabı verir. Ve bu cevap bugünün üniversitesine ağır bir sorumluluk yükler.

Çünkü yarın, kendiliğinden gelmez; bugünün içinden doğar.

Üniversite de bu doğumun ebehanesidir.

Yorum yapın