Bu gün vefat günü nedeniyle anılan Turgut Özal, Türkiye’de başbakan ve cumhurbaşkanı olmuş ve ülkenin çehresini değiştiren en figürlerden birisi olarak kabul edilir.
1980 sonrasına damgasını vuran Özal; ekonomik serbestleşmeden dış politikadaki eksen kaymalarına, toplumsal dönüşümden devlet yönetimine kadar pek çok alanda silinmez izler bırakmıştır. Onun mirası, “yapabildikleriyle” Türkiye’yi dünyaya açan bir vizyonerliği; “yapamadıklarıyla” ise kurumsallaşma ve hukuk devleti eksikliklerini içeren karmaşık bir tabloyu analiz etmemizi gerektirmektedir.
Bu yazıda, onun mirası, yaptıkları, yapamadıkları ve bir yönüyle ardılı olarak kabul edilen Tayyip Erdoğan ile kısa bir karşılaştırması yapılacaktır.
Kapalı Ekonomiden Küresel Rekabete
Özal’ın en büyük başarısı ve mirası, Türkiye’yi “içe kapalı” bir tarım toplumundan, “dışa dönük” bir serbest piyasa ekonomisine dönüştürmesi olmuştur. Bu anlamda milat olan 24 Ocak kararlarıyla başlayan ve ANAP iktidarı ile ete kemiğe bürünen süreç sonunda Türkiye toplumunun en büyük kazanımı dünya ile rekabet etmeyi öğrenmek olmuştur. Bu öğrenme sürecinin bir kaç sacayağı vardır:
Döviz ve Serbest Piyasa: Türk parasının değerini koruma kanunundaki radikal değişikliklerle döviz taşımak suç olmaktan çıkmış, TL konvertibl hale gelmiştir. TL ile döviz arasındaki rekabette uzunca bir süre şans ikincisinden yana tezahür etmiş olsa da en azından dürüst biçimde oyunun kurallarının anlaşılması bakımından bu adımı anlamlı görmenin mümkün olduğu söylenebilir.
İhracat Hamlesi: Devlet teşvikleriyle sanayici rotasını dış dünyaya kırmış, “Made in Turkey” etiketi küresel pazarlarda yer bulmaya başlamıştır. İlk dönemde, klasik şark kurnazlığıyla hayali ihracat vb. sapmalar ortaya çıksa da, 1980 itibarıyla yaklaşık 3 milyar dolar olan ihracatın bu gün 300 milyar dolara doğru yol almasında bu başlangıç koşullarının önemi yadsınamaz.
Altyapı ve Teknoloji: Türkiye’nin elektrik altyapısı modernize edilmiş, telekomünikasyon hamlesiyle köylere kadar telefon ulaştırılmıştır. Bilgisayar kullanımı ve teknoloji okuryazarlığı onun döneminde teşvik edilmiştir. Kendisinin de iyi bir mühendis/ekonomist olarak teknik kapasitesi yüksek olması böyle bir vizyona sahip olmasını sağlamıştır.
Milli Burjuvazi Meselesine Katkı: İttihat ve Terakki’nin milli iktisat politikalarından günümüze kadar devam eden bir özlemin yansıması olarak da Özal vizyonu masaya yatırılabilir. Bu vizyon arayışı o denli önemlidir ki, İzmir İktisat Kongresi’nde (1923) önemi vurgulanmış, Menderes’le (1950’ler) “her mahallede bir milyoner” mottosuyla tekrar gündeme gelmiş ve Özal ile yeniden masaya yatırılmıştır. Orta sınıfın güçlenmesini hedefleyen “orta direk” kavramı bu bağlamda siyasi literatüre kazandırılmıştır. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, süpermarketlerin açılması ve ithal ürünlerin raflara girmesiyle Türkiye, modern dünyanın bir parçası olmaya doğru evrilmiştir.
Dış Politikada Aktif ve Çok Yönlü Vizyon
Turgut Özal öncesi Türk dış politikası, statükocu ve “sessiz” bir çizgiye sahipken Özal’la beraber bu çizgi daha pragmatik, aktif ve risk alan bir yapıya dönüşmüştür. Bu vizyonun bir kaç bileşeni vardır:
Batı ile Entegrasyon: 1987’de Avrupa Topluluğu’na (bugünkü AB) tam üyelik başvurusunu yaparak Türkiye’nin yönünü kesin olarak Batı’ya çevirmiştir. Bu başvuru olumlu sonuçlanmasa da cesaret ve kendine güveni temsil etmesi bakımından bir hayli önemlidir. Eşitler arası ilişki kurulmak istendiğine dair psikolojik bir arka plana sahiptir.
Bölgesel Liderlik Arayışı: 1980’lerde Türkiye’nin İslam Dünyası ile olan ilişkilerini çeşitlendirme ve derinleştirmeye çalışması bir hayli önemlidir. Hem petro dolarlar a ulaşma hem ihracata dönük pazarlar sağlama açısından önemli olan bu yönelim aynı zamanda seleflerinin bu dünyaya yönelik “sekülerlik” temelli çekingen tutumlarına son vermiştir. Benzer şekilde Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ve Kafkasya’daki Türk Cumhuriyetleri ile ilk temasları kurmuş, Türkiye’nin bölgesel bir güç olma potansiyelini canlandırmıştır.
Körfez Savaşı: Birinci Körfez Savaşı (1990) sırasında ABD ile kurduğu yakın ilişki ve “bir koyup üç alma” mantığı, Türkiye’nin jeopolitik önemini pazarlık masasına sürmesi bakımından devrim niteliğinde olmuştur. Elde edilmesi umulan yararlar tam ortaya çıkmasa da bu durum bölgesel liderlik anlamında anlamlı bir adım olarak sayılabilir.
Yapamadıkları ve Tartışmalı Mirası
1980 sonrası dönemde Türkiye sosyo-ekonomisini ve politik duruşunu önemli ölçüde değiştiren bir dönemin mimarı olarak Özal’ın hızı ve pragmatizmi, beraberinde bazı yapısal sorunları da getirmiştir. Örneğin ünlü “Benim memurum işini bilir” veya “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” gibi sözleri, devlet ciddiyeti ve hukuk devleti ilkeleri açısından uzun yıllar eleştirilmiştir. Hatta ikinci kısım sonradan o denli esnetilmiştir ki açık anayasa ihlaline teşebbüs eden siyasiler veya AYM kararlarına meydan okuyan mahkemelerin bile ortaya çıktığını görmek şaşırtıcı olmamıştır. Genelde reformcu çizgide giden sağ siyasetçilerin liderliği garantiye aldıktan sonra “Tek rakibim THY” moduna doğru hızla evrilmesi de böyle bir mirasla ilişkilendirilebilir. Bu minvalde bir kaç husus masaya yatırılabilir:
1. Kurumsallaşma ve Yolsuzluk Sorunu: Özal, bürokrasiyi aşmak için “kararnamelerle devlet yönetme” yöntemini seçmiştir. Bu durum, devletin denetleme mekanizmalarını zayıflatmış ve 1990’lı yıllarda zirve yapacak olan yolsuzluk ve rant ekonomisinin temellerini atmıştır. Hızlı büyüme hırsı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin önüne geçmiştir. Bu topraklarda Fuzuli’den beri şikayet edilen bir sorun olduğu bilindiği için bu minvaldeki bütün günahların çıkış kaynağı olarak Özal’ı işaret etmek tutarlı bir bakış açısı olmaz kuşkusuz ama yakın zamanlarda neredeyse kitleselleşme ve kurumsallaşma eğilimi beliren bu sorunun bu ülkenin “en baş belası olgusu” kategorisine aday olduğunu söylemeden geçmek uygun olmayacaktır.
2. Enflasyon ve Gelir Adaletsizliği: Ekonomik büyüme sağlanmasına ve bu alanda istikrar ortaya çıkmış olmasına rağmen 1970’lerin kronik sorunu olan enflasyonun Özal döneminde de çözülemediği görülmüştür. bu minvalde, ithal ikameci kapalı ve devletçi dönemi temsil eden 1980 öncesi dönemle paralel biçimde sermaye belirli kesimlerde yoğunlaşırken, sabit gelirli kesimler (memur ve işçi) enflasyonun altında ezilmiştir. Milli burjuvazinin Özal dilindeki karşılığı olan “orta direk” hedefi, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle tam anlamıyla hayata geçememiştir.
3. Kürt Meselesi ve Demokratikleşme: Özal, Kürt meselesinin çözümü için tabu sayılan pek çok konuyu tartışmaya açmış (Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması gibi), ancak bu vizyonunu devletin güvenlik bürokrasisine tam olarak kabul ettirememiştir. Siyasi ömrü, bu kanayan yarayı yapısal bir çözüme ulaştırmaya yetmemiştir. Buna rağmen bu konudaki politik cesareti sonraki yıllarda ortak çıkış yolu arayan başka politikacılara ilham kaynağı olmuştur.
Bütün negatif unsurlara rağmen Turgut Özal, Türkiye’yi 20. yüzyılın son çeyreğinde ekonomiyi “kaba ve hantal devletçilik” modeli etrafında çıkmaza sürükleyen bir yapıdan kurtarıp 21. yüzyıla hazırlayan isimdir. Özellikle Türkiye toplumuna özgüven duygusu aşılama ve bu eksende “bunu biz de yapabiliriz” dedirtmesi önemlidir.
Onun zihniyette sağladığı devrim vesilesiyle icraat sahasına koyduğu model, modern bir ekonomi, dünyaya açık bir toplum ve dinamik bir sanayi yapısı ortaya çıkarmıştır. Çok arzu etmiş olsa da hayata geçiremedikleri; ülkeyi sivil bir anayasaya kavuşturma, tam anlamıyla işleyen bir hukuk devleti inşa etme ve sürdürülebilir bir ekonomik yapıyı hayata geçirme olmuştur.
Bu miras bugün bile hala tartışılmakta olmasına rağmen Türkiye’nin modernleşme tarihindeki en büyük sıçrama dönemlerinden birinin mimarı olduğu gerçeği değişmemektedir.
Sonuçta hem bir teknokrat hem de bir siyasetçi olarak, Türkiye’nin “kabuğunu kırma” serüveninin başrol oyuncusu olarak anılmayı hak etmektedir.
Özellikle, sanki birer soğuk yüzlü devlet bürokratı gibi ciddi ve resmi bir portre çizen seleflerinin tersine sevimli bir sima ve sivil bir duruşa sahip olması yönüyle Türkiye tarihinde Atatürk’ten sonra en önemli lider olmayı başarmıştır.
Gerçekten 1990’ların kaotik finansal rant ekonomisi dönemlerini gören, iki binlerde bu rant mekanizmalarının en hırçın yüzüyle arazi rantçılığı moduna evrildiği devirleri yaşayan ve vesayetin işleyen bir hukuk sistemi kurallarını hiçe sayacak biçimde sürekli el değiştirdiği gerçeği ile yüzleşen Türkiye toplumu, onun “beni çok arayacaksınız” sözlerindeki kehanet üzerinde daha çok düşünmeye devam edecek görünmektedir.
- Tutan, M. N. (2020), “İktidar Döneminde ANAP’ın Demokrasi Anlayışı: Siyasalar, Söylemler ve Özal Liderliği”, Ömer Halisdemir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 13(2), 313-330.
- Ömer Baykal, Türkiye’de Siyasetin Konsolidasyonu: Turgut Özal Dönemi, Akademik Hassasiyetler, Yıl:2019, Cilt: 6, Sayı: 12, 143-179.
- M. Dikkaya, A. Üzümcü, D. Özyakışır (ed). Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’nin İktisadi Tarihi, Savaş Kitabevi, Ankara, 2018.