1. Giriş
Türk Halk Müziği, Anadolu’nun çeşitlilik arz eden coğrafi ve kültürel yapısının işitsel bir tezahürüdür. Bu yapı içerisinde sanatçılar, mahalli sanatçı ve radyo sanatçısı (mektepli) olarak iki ana kolda değerlendirilirken, Özay Gönlüm bu iki kategoriyi kendi şahsında birleştirebilmiş nadir kişilerden biridir.
Özay Gönlüm, yerel ağız özelliklerini (şive ve diyalekt) akademik bir disiplinle korumuş, ancak sahne sunumunda modern meddahlık tekniklerini kullanarak folkloru popüler kültürün bir parçası haline getirmiştir.
Özellikle Ege Bölgesi ve Teke Yöresi müziklerinin ulusal alanda tanınmasında bir mihenk taşı olan Gönlüm, icracılığının yanı sıra organoloji (çalgı bilimi) alanında da Yaren adını verdiği çalgısıyla yenilikçi bir yaklaşım sergilemiştir. Bu çalışma, Gönlüm’ün sanat yaşamını kronolojik bir akıştan ziyade, onun müzisyen, derlemeci ve kültür elçisi kimlikleri üzerinden analitik bir bakış açısıyla ele alacaktır.
2. Biyografik Arka Plan ve Müzikal Formasyon
1940 yılında Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Kızılcabölük beldesinde dünyaya gelen Özay Gönlüm, Erken Cumhuriyet döneminin kültürel kodlarıyla büyümüştür. Babasının memuriyeti nedeniyle çocukluğu Denizli ve Kütahya gibi Ege’nin farklı şehirlerinde geçmiştir. Bu durum, onun Ege ağızlarını ve yerel müzik tavırlarını (özellikle Kütahya ve Denizli tavırlarını) yerinde gözlemlemesine olanak tanımıştır.
Eğitim hayatına Kütahya’da başlayan ve Denizli Sanat Enstitüsü’nde devam eden Gönlüm, müziğe olan yeteneğini erken yaşlarda keşfetmiştir. 16 yaşında, dönemin ünlü ozanlarından ve halk müziği otoritelerinden aldığı feyz ile bağlama çalmaya başlamıştır. Ancak onun profesyonel müzik kariyerindeki kırılma noktası, Ankara Radyosu Yurttan Sesler Şefi Muzaffer Sarısözen ile tanışmasıdır. Sarısözen, Cumhuriyet dönemi müzik politikalarının ve derleme çalışmalarının merkezindeki isimdir. Gönlüm, Sarısözen’in davetiyle Ankara Radyosu’na misafir sanatçı olarak katılmış, 1966 yılında ise açılan sınavı kazanarak yetişmiş saz sanatçısı unvanıyla TRT bünyesine dahil olmuştur.
Gönlüm’ün biyografisindeki en önemli detay, onun alaylı (gelenekten gelen) yönü ile mektepli (TRT disiplini) yönünü sentezlemesidir. O, ne köy odasındaki ham tavrı tamamen terk etmiş ne de radyonun steril icra kalıpları içinde kaybolmuştur; ikisi arasında özgün bir Özay Gönlüm üslubu yaratmıştır.
3. Müzikal Kimlik ve İcra Tavrı
Özay Gönlüm’ün müzikal kimliği, Ege Bölgesi’nin karakteristik ritmik ve melodik yapıları üzerine kuruludur. Özellikle Zeybek kültürü, onun icrasının temel dinamiğini oluşturur. Zeybekler, ağır ve heybetli ritimleriyle bilinirken, Gönlüm bu ağırbaşlılığı vokal icrasındaki nüanslarla zenginleştirmiştir.
Gönlüm, Türk Halk Müziği icrasında ağız ve tavır kavramlarını en iyi uygulayan sanatçılardan biridir. Denizli ve yöresinin fonetik yapısını (örneğin k harfinin g’ye dönüşmesi, ünlü değişimleri vb.) Türkü söylerken bozmadan, ancak anlaşılırlığı da yitirmeden aktarmıştır. Çoğu radyo sanatçısı İstanbul Türkçesi ile türkü okuma eğilimindeyken, Gönlüm’ün Denizli ağzı ile okumadaki ısrarı, onun otantikliğini korumasını sağlamıştır. Çöz de Al Mustafa Ali veya Osmanım gibi türkülerdeki vokal süslemeleri, hançere teknikleri ve ritmik vurgular, onun yöresel müziğe olan hakimiyetinin göstergesidir.
Sanatçının repertuvarı; zeybekler, gurbet havaları, teke zortlatmaları ve oyun havalarından oluşur. Özellikle Teke Yöresi’nin kıvrak ritimleri (9/8’lik, 9/16’lık varyasyonlar) Gönlüm’ün sazında ve sözünde hayat bulmuştur. Sadece eğlenceli türküler değil, Elif Dedim Be Dedim gibi dramatik derinliği olan eserleri de büyük bir ustalıkla icra etmiştir.
4. Organolojik Bir İnovasyon: Yaren
Özay Gönlüm’ün Türk Halk Müziği organolojisine (çalgı bilimi) en somut katkısı, tasarladığı ve Yaren adını verdiği üçlü saz kombinasyonudur.
Gönlüm, sahne performansları sırasında farklı ebatlardaki sazların tınılarına ihtiyaç duyuyordu. Curanın tiz ve kıvrak sesi, tamburanın orta frekansı ve divan sazının/bağlamanın tok sesi, Ege türkülerinin farklı bölümlerinde gerekliydi. Ancak sahne akışında sürekli saz değiştirmek performansın bütünlüğünü bozabilmekteydi. Bu pragmatik ihtiyaçtan yola çıkan Gönlüm, üç ayrı tekneyi (gövdeyi) tek bir formda birleştirme fikrini geliştirdi.
- Yapısal Özellikleri: Yaren; en üstte cura, ortada bağlama (veya tambura) ve en altta divan (veya çöğür) sazlarının tek bir gövde bloğunda birleştirilmesiyle oluşur. Sap boyları birbirinden farklıdır ancak gövdeler birbirine yapışıktır.
- İşlevselliği: Bu tasarım, sanatçının icra sırasında eser geçişlerinde (modülasyon veya ayak değişimi) zaman kaybetmeden farklı tınıları kullanmasına olanak tanımıştır.
- Sembolik Değeri: Gönlüm, bu enstrümana Yaren adını vererek, sazı sadece bir müzik aleti olarak değil, bir yol arkadaşı, bir sırdaş olarak gördüğünü ifade etmiştir. Yaren, Özay Gönlüm ile özdeşleşmiş ikonik bir obje haline gelmiştir ve bugün müzik müzelerinde inovatif bir örnek olarak sergilenmektedir.
5. Sözlü Kültürün Aktarımı: Ninenin Mektupları ve Meddahlık
Özay Gönlüm’ü sadece bir müzisyen olarak tanımlamak eksik olacaktır. O, modern zamanların bir meddahı, bir hikâye anlatıcısıdır. 1970’li yıllardan itibaren televizyon ve radyo programlarında icra ettiği Ninenin Mektupları, Türk mizah ve sosyoloji tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Bu skeçlerde Gönlüm, köyde yaşayan yaşlı bir Ege kadını (Nine) ağzından, şehirde yaşayan torununa veya oğluna mektuplar okur. Sevgili gızım, büber gızım, mektepli gızım gibi hitaplarla başlayan bu mektuplar, aslında kırsal ile kentsel yaşam arasındaki çatışmayı, değişen değer yargılarını ve toplumsal dönüşümü mizahi bir dille eleştirir.
Gönlüm, Denizli şivesini bir karikatürize etme aracı olarak değil, samimiyetin bir ifadesi olarak kullanmıştır. Kullandığı kelimeler (örneğin; gıdı gıdı ver, domat, büber, hindikine) o dönemde unutulmaya yüz tutmuş yerel kelimelerin ulusal hafızada yer etmesini sağlamıştır.
Mizahı asla kırıcı veya aşağılayıcı değildir; aksine, Anadolu insanının saflığını, zekasını ve hazırcevaplığını ön plana çıkarır. Bu mektuplar, dönemin siyasi ve sosyal olaylarına da (kuyruklar, pahalılık, moda akımları) Ninenin gözünden naif göndermeler içerir. Bu yönüyle Gönlüm, toplumsal bir eleştirmen rolünü de üstlenmiştir.
6. Derlemecilik Faaliyetleri ve TRT Arşivine Katkıları
Türk Halk Müziği’nin sürdürülebilirliği, kaynak kişilerden eserlerin derlenip notaya alınmasına bağlıdır. Özay Gönlüm, bu alanda en verimli derlemecilerden biridir. Özellikle Ege Bölgesi’nden derlediği 3000’e yakın eser olduğu rivayet edilmekle birlikte, TRT repertuvarına kazandırdığı yüzlerce tescilli türkü bulunmaktadır.
- Derleme Metodolojisi: Gönlüm, derleme yaparken eserin sadece melodisini değil, hikayesini de kayıt altına almıştır. Türkülerin yakılma (bestelenme/ortaya çıkma) hikayelerini bilmesi, onun icrasındaki duygu yoğunluğunu artırmıştır.
- Önemli Eserleri:
Çöz de Al Mustafa Ali: Denizli’nin en bilinen hareketli türkülerinden biridir.
Sobalarında Kuru da Meşe Yanıyor: Efe/Zeybek kültürünün hüzünlü bir yansımasıdır.
Denizli’nin Horozları: Yörenin simgesi haline gelmiş bir eserdir.
Cemile’min Gezdiği Dağlar Meşeli: Ritmik yapısı ve sözleriyle Ege düğünlerinin vazgeçilmezidir.
Tepsi Tepsi Fındıklar: Kütahya/Ege hattındaki kına havalarına örnektir.
Gönlüm’ün derlemeleri, ham folklorik malzemenin estetik bir süzgeçten geçirilerek sunulması açısından müzikolojik bir ders niteliğindedir. Eserlerin otantik yapısını bozmadan, onları geniş kitlelerin dinleyebileceği bir forma sokmuştur.
7. Kültürel Miras ve Etki
Özay Gönlüm, 1 Mart 2000 tarihinde aramızdan ayrıldığında, geride doldurulması güç bir boşluk bırakmıştır. Ancak bıraktığı kültürel miras, onun ölümsüzlüğünü sağlamıştır. Denizliler için Özay Gönlüm, bir marka değeridir. Şehrin tanıtımında, horoz simgesinden sonra gelen en güçlü kültürel öğedir. Denizli’de adına dikilen heykel, isminin verildiği meydanlar ve kültür merkezleri, halkın ona duyduğu vefanın bir göstergesidir.
Bugün Ege türkülerini icra eden Tolga Çandar, Sümer Ezgü gibi sanatçılar üzerinde Özay Gönlüm’ün açtığı yolun etkisi büyüktür. O, şive ile konuşmanın köylülük değil, kültürel zenginlik olduğunu kanıtlayarak, yerel sanatçıların özgüven kazanmasını sağlamıştır. Ayrıca bağlama icrasında şelpe tekniğine yakın tarama tezene vuruşları ve ritmik varyasyonları, konservatuvarlarda incelenen teknik detaylar arasındadır.
Gönlüm, Avrupa, Amerika ve Avustralya başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde konserler vermiş; Hindistan’dan Japonya’ya kadar farklı kültürlerde Türk Halk Müziği’ni tanıtmıştır. Müziğin evrensel diliyle yerel motifleri birleştirerek, Türkiye’nin kültür elçisi unvanını hakkıyla taşımıştır.
8. Sonuç
Özay Gönlüm, Türk Halk Müziği tarihinde sadece yetenekli bir saz ve ses sanatçısı olarak değil; bir araştırmacı, bir mucit (Yaren) ve bir halk filozofu olarak konumlanmaktadır. Ege’nin sıcaklığını, samimiyetini ve bilgeliğini; sazının tellerine ve Ninesinin mektuplarına sığdırmayı başarmıştır.
Onun sanatı, popüler kültürün hızla tükettiği değerler karşısında, köklerine bağlı kalarak da modern ve popüler olunabileceğinin en somut kanıtıdır. Denizli’nin yerel ağzını TRT ekranlarından milyonlara ulaştırarak ulusal bir sevgi çemberi oluşturması, iletişimsel bir başarıdır.
Özay Gönlüm, derlediği türkülerle geçmişi bugüne, yarattığı Yaren ile geleneği geleceğe, anlattığı hikayelerle de insanı insana bağlayan bir köprü olmuştur. Bugün onun derlediği bir zeybek çalındığında veya Ege şivesiyle bir fıkra anlatıldığında, Özay Gönlüm’ün kültürel genetiğimizdeki izleri bir kez daha parlamaktadır.
Akademik perspektiften bakıldığında o, Türk folklorunun koruyucu ve aktarıcı en güçlü öznelerinden biridir.