SOL DÜŞÜNCEDE BİR İRTİFA: İSLAM VE SOSYALİZM ARASINDA DR. HİKMET KIVILCIMLI

By Sait Ebinç

SOL DÜŞÜNCEDE BİR İRTİFA: İSLAM VE SOSYALİZM ARASINDA DR. HİKMET KIVILCIMLI

By: Sait Ebinç

                                                                                         SAİT EBİNÇ

       Bilimsel düşüncenin yöntemlerini kavrayan tasnif etmesini bilen zihin nesneye bakmasını bilen zihinsel meziyete sahip bir zihindir. Çünkü tasnif eden zihin ayırmasını bilen zihindir. Bu ayırma işlemi sorun çöze çöze keskinleşmiş bir dikkatin derin olanı sathi olandan adi olanı asîl olandan ayırma yetisidir. Eşyanın zevahirinden (dış görünüşünden) cevherini ayırmaktır. Derinlemesine anlama ve ayırt etme bütüncül olarak olayların ve nesnelerin bir biriyle olan ilişkilerini zihin düzeyinde de ilişkilendirerek kavramaktır. Düşünceleri eklektik olarak  bir takım lehimlerle parçalı biçimde yan yana getirip yamayarak bütünlükçü derin bir kavrayış çıkmaz. Parça başı doğrular yerine bütünün hipotezini kurabilme yeteneğini kazanmış bir aklın gür ışığı nesneye bütünlüklü olarak ihata eder. Özne olarak insanın varlıkla ilişkisini sağlam bir temelde kurabilmesi için zihni saflığa ihtiyaç vardır. Zihni saflık ise  ön yargısız, kinsiz niyet iyiliğiyle mümkündür. İdeolojik akıl darlığının yalancı cenneti her zaman masal ve hikayeyle süslenmiş ham hayaller fideliğidir. Bu tutumdan her zaman fikir çıkmaz çıksa çıksa melankolik duygu insanı çıkar. Bir kelime ile, muhayyile gerçeğin üzerinde yükselemez, akıl da gerçeğin altında kalamaz. İlki muhakeme gücünün noksanlığından ileri geliyorsa, ikinci muhayyile gücünün hakimiyetinden ileri gelmektedir. Bu nedenle muhakemeye dayalı düşüncenin kalbi soğuktur. Muhayyileye dayalı duygunun kalbi ise sıcaktır.

Spinoza sığ bir felsefenin varacağı yerin Tanrıtanımazlık olduğunu, derin bilgi ve kavrayışın gelip en son dayanacağı yerin din olduğunu söylerken bu gerçeği dile getirmekteydi.[1] İnsan zihni olayları ve olguları parakende yamalı parçalı olarak tek tek incelediği zaman çoğunlukla ikincil derece şeylere saplanıp kaldığından eşyanın derinliğine nüfuz edemez. Fakat her şeyin her şeyle olan ilişkisini zihin planında ilişkilendirip bütünün hipotezini kurma yeteneğini kazandığında bu bütünün ontolojik düzeyde yaradanında birliği olduğuna inanır.

     Hakikatin uyanık bir şuurla sabır ve sebatla araştırılması bilginin zihnen temellük edilip aklen sindirilmesidir. Türkiye’de sol içinde bu zihinsel meziyete sahip ender düşünürlerden biri Doktor Hikmet Kıvılcımlı’dır. Kıvılcımlı Din Allah Peygamber kitabında Din konusunu ve Tanırın varlığıın Marksizmin sığ ve kaba yaklaşımlarının dışında derin bir kavrayışla analiz eden zihinsel meziyete sahip ender düşünürlerden biridir. Din konusunda kendi dönemi içinde etraflı bir kavrayışa sahip karihası yüksek bereketli zekalardan biri rahmetli Hikmet Kıvılcım’lıdır. Cemil Meriç’in Kıvılcımlı’yı Türk Solunda ulaşılması zor irtifa  bir olarak nitelerken bu gerçeği dile getirmekteydi.

Rahmetli Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın bütün yaşamı boyunca sosyalistliğinden nasıl şüphe edilemezse, ölümünde ve son nefesinde kendi vasiyeti üzerine söylemek gerekirse cenazesinin bir Müslüman olarak kaldırılmasında şüphe yoktur. Bu başlıktan Kıvılcımlı’nın cansız bedeni Müslümanlara teorik ve siyasal mirası ise doğal varisi olan sol murislerine düşen bir hisse değildir. Üstelik Kıvılcımlının murisleri şimdilerde Kıvılcımlı’nın teorik ve siyasal terekesini paylaşmada iki karşıt cephe oluşturmuşken bir de buna sağ cenahtan üçüncü bir şerik eklemek oxymoron olarak algılanabilir. Fakat bu yazıdan murat edilen şey oxymoron yaparak sensüel anlamda dikkatleri avlamak değildir.

Türkiye’de bir kısım sağ taifenin sol cenah karşısında mâruf ve mâlum kompleksi olan mühim adamların da “Bizden” olduğu “Müslüman olduğu” yönündeki bilinç altlarındaki komplekse merhem olacak türden ecnebilerin ya da mühtedîlerin Müslüman olma keyfiyeti üzerinden ezilmiş ruhlara bir moral takviye ve inşirâh verme arayışı hiç değildir. Bu kompleksin bir başka cephesi de bir kısım taifenin özgüven ve öz saygısı nakıs olanların iç dünyalarındaki mütereddit ruh hallerine her seferinde doğru yolda olduklarına delalet eden “büyük adam” arayışı hiç değildir.

Kendine inanmayan bir insanın kafa kuruluşuna bakıldığında; yakınındakine haset uzaktakine ise hayranlıka biçimlenmiş bir yapıya sahiptir. Çünkü haset yakınlıktan doğar. Hayranlık ise uzaklıktan. Kendi geçmişi ile kavgalı olanlar kendileriyle aynı geçmişe sahip olanları aşağılamak yahut hiçe saymakla kendilerini ele verirler. Kendi muhiti dışındakilere ise zekayı geriletecek düzeyde bir hayranlıkla kendilerini ele verirler. Çünkü hayranlık zekayı gerileten bir şeydir. Bu kafa sürekli apoloji ya da kendini ibrâ etmeye duyulan ihtiyacın zorunlu sonucu olarak edilgen kişilik ve özür dileyici bir zihniyetle ma’luldur.

Bu yazı Dr Hikmet Kıvılcımlı’nın Teorik ve politik mirasından Türk Sağına da iki önemli hissenin düştüğü yönündedir. Birinci hisse “Edebiyat-ı Cedidenin Anatomisi” ve “Bergsonizm” üzerinden sağın içindeki hastalıklara yapısal sorunlara Kıvılcımlı kadar gür bir ışık tutan başka bir zeka yoktur bana göre. İkincisi ise İslam dini konusundaki derin vukufiyeti ile yaptığı çalışmalardır. Bu çalışmalar “Allah, Peygamber, Kitap”, “Fetih ve Medeniyet’tir”. Kıvılcımlının bu eserleri sadece tez sahibinin antitezini araştırma çabasının ürünü olarak değil bana göre samimi bir inancın da ürünüdür.

Kimdir Kıvılcımlı?

Rahmetli Cemil Meriç’in ifadesini kullanırsak Türk solunda ulaşılması zor bir irtifadır Kıvılcımlı. Onun için “Çığlıkta ahenk olmaz” diyor. Marksizmi o dönemin şartlarında Türkiye gerçekliği içinde yorumlamaya çalışan en özgün zekalardan biridir Kıvılcımlı. Bu yönüyle Kıvılcımlı düşünce ufkumuzun sınırlarında gezen bir cevalan gibidir. İbni Haldun’un çağdaş şakirdidir Kıvılcımlı. Hakikatin peşinde harcanmış bir ömür, bu ömrün 22 yılı hapishanelerde geçmiş Kıvılcımlı’nın bir başka özelliği de sağın ve solun dünyasında hakikati gölgeleyen yalanları birer birer ifşa edip gerçeği yalanlardan arındıran adamdır.

Türkiyede sağın soldan bildiği Türk solunun 1960’yılların ortalarında başlayan ATÜT ve Feodalizm tartışmalarda ATÜT’ ü savunan İdris Küçük Ömer ve Kemal Tahir’dir. Bu iki isim Türk sağının 1970 yıllarda en çok aşina olduğu isimlerdir. Fakat bu listenin içinde Dr Kıvılcımlı yoktur.

1968 Sovyetlerin Çekoslovakyayı işgaliyle dünya solunu ikiye bölen bu olay Türkiye’ solunda da derin çatlaklara yol açarak yeni tarihsel blokların oluşmasına neden olacaktır. Özellikle İşçi Partisi içinde M Ali Aybar Grubu ile Behice Boran gurubu karşı karşıya gelerek sol örgütler içinde hizipleşmenin kaynağını oluşturacaktır.

1960’lı yıllar bütün dünyada olduğu gibi Türkiyede de sol düşünceyi tarihsel toplumsal ve siyasal açıdan geliştiren son derece velud ve münbit bir iklim yaratmıştı. Bu dönem özellikle 1960’lı yılların ortalarından başlayarak sol cenahta ATÜT ve Feodalizm tartışmaları dönemin entelektüel ve akademik çalışmaları tarihçilik bakımından önemli eserler üretmiştir. Ancak Kıvılcımlı bu tarihten çok önceleri Tarih Tezi’yle Osmanlı toplumunun tarihini İbni- Haldun metoduyla ilk araştıranlardan birisidir.

Kıvılcımlının Tarih Tezi’nde devrimleri Tarihsel Devrimler ve Sosyal Devrimler olarak ikiye ayırmaktadır. Tarihte yapılmış devrimlerin Hz. Peygamberin yaptığı devrimlerin tarihsel devrim olarak nitelemektedir. Din konusunda ise Kıvılcımlı Kemalizmin kaba din ve laiklik anlayışının yanından bile geçemeyeceği düzeyde derin bir vukufiyeti temsil etmektedir.

Kıvılcımlı’nın Kemalist ideolojinin din konusundaki kaba laiklik anlayışının çok uzağında derinlemesine bir İslam Vukufiyetinin olduğunu Allah Peygamber ve Kitap isimli eserinde Esmaül Hüsna’nın ekonomik toplumsal ve beşeri bağıntılarında görmek mümkün.

Eğer tebcil sayılmazsa Türk solu içinde Türkiye’ nin tarihsel ve toplumsal somut gerçekliği üzerinde Marxizmin yorumlanması çabası Kıvılcımlı’nın halen aşılamadığını söylemek mümkün. Özellikle Marxsizmin üst yapıya ilişkin nakıs tarafların daha sonra felsefi düzeyde Althusser ve Gramschi gibi post Marxistler tarafından aşılmaya giderilmeye çalışılsa da Marxizmin üstyapıya ilişkin din konusundaki eksikliğini giderecek çalışmalar yapılmamıştır. Bu nedenle klasik Marxizmin bu konudaki tavrı kaba bir ekonomik determinizmden öteye gidememiştir.

Demir Küçükaydın’ın tespitiyle teorik düzeyde de bakılınca Marxizmin bir din teorisi yoktur. Bana göre Kıvılcımlı Türk solunda bu eksikliğin ilk farkında olan kişilerden biridir. Kıvılcımlı bu teoriyi Türkiye ölçeğinde geliştirme çabası içinde olan bir düşünürdü. Türk solunun din konusunda gelip yaslandığı duvar kaba bir laik söylemin eşiğini halen aşamadığı için solun toplumsal taban tutmadaki krizlerinden biri de buradan kaynaklanmaktadır. Kıvılcımlı sadece din konusunda değil Osmanlı tarihi konusunda da ilk eşiği aşan bir düşünürdü. Bu açıdan “Osmanlı Tarihi’nin Maddesi”, “Tarih, Devrim ve Sosyalizm” kitapları en önemli eserleridir.

Kıvılcımlı Hz Peygamberin için bizlerin yüzlerce yıl sonra bile onun kadar tarafsız laik olamadığımız söylüyor. Kıvılcımlı sağın koyu bir İslam tapıncı ve bir o kadar da bezirgan riyakarlığıyla ma’lûlken, Solun da ateist afur tafralarıyla bu konuda zihinsel bir fukaralık içinde olduğunu söyleyecektir. Gerçekten de kapitalist sistem kendi ademini yaratırken Sosyalist sistemin neden kendi tipini kendi ademini yaratamadığı tartışılması gereken bir sorundur. Bugün nasıl bir Homo Kapitalismus’dan söz edilmesine karşın Homo Marxismus’un varlığının neden teşekkül etmediği sorunu tartışılması gereken önemli bir konudur.

Kıvılcımlı klasik Marxist anlayışın tersine din meselesinin hiç de ikincil üçüncül kategoriden bir sorun olamayacağını, çünkü din konusu sadece toplumun üst yapısında tıkırdayan bir kültür meselesi olmadığını insan beyninin düşünce mekanizmalarında işleyen adeta sistemleşmiş canlı bir düşünce biçimi olduğunu söyleyecektir. Dinin insan yaşamından kolayca sökülüp atılamayacağından bahisle derinlere yapışmış köklere sahip olduğunu vurgulayacaktır. Dinin söküldüğü sanıldığı yerde bile bir nesnenin veya konunun fetişe edilişine tapınmaya dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etmektedir. Gerçekten de Levi Strauss’un aydınlanma düşüncesinin Tanrıyı tahtan indirip yerine insanı koyan düşüncenin bugün gelinen nokta itibariyle modern insanın boğazına kadar irrasyonel tabulara boğulduğunu söylemesi Kıvılcımlının bu tezini doğrulamaktadır. Strauss tersine dönmüş bir imanın ya da ateizmin inkar ederken bile boğazına kadar dinin içine gömüldüğü ve dindar insan gibi davranmaları dinin bu derin ontolojisinden kaynaklandığını söyleyecektir


[1] Baruch Spinoza Teloji Politik İnceleme  Çev. Cemal Bali Akal vd. Dost Yayınları 2006 s. 127

Yorum yapın