“Sabri Orman’ı Anlamak: Bir Mütefekkirin Düşünce Dünyasının İzinde“
Bu isimle 2021’de yayınlanmış eser, hem bir vefa hem de bir fikir atlası olarak düşünce dünyamızın önemli bir temsilcisini yad etmesi yönüyle büyük önem taşıyor. İstanbul Ticaret Odası’nın Ahmet Faruk Aysan ve Mehmet Babacan’ın editörlüğünde derlenen bu kitap, Prof. Dr. Sabri Orman’ın ilmî, ahlakî ve entelektüel mirasını edebî bir zarafetle hatırlatmaktadır.
Eser, Sabri Orman’ı yalnız bir akademisyen değil, “kalbiyle düşünen bir bilge” olarak resmeder. Onun, iktisadı sadece rakamların değil, insanın vicdanının ve ahlakının bir yansıması olarak gördüğü vurgulanır. Kitaptaki yazılar, Orman’ın Gazâlî’den esinlenen düşünce dünyasını, metodolojik derinliğini ve İslâm iktisadına kazandırdığı “ahlak merkezli ekonomi” anlayışını dile getirmektedir.
Eser beş ana kısımdan oluşuyor. İlk kısmı Şahitlikler bölümünde Rahmetli Hoca’yı yakından tanıyan dostlarının, öğrencilerinin ve meslektaşlarının kaleminden hatıralar yer alıyor. Tevazusu, nezaketi, insanî derinliğine dair tanıklıklar anlatılıyor. İkinci kısımda İlmî Metodolojisi‘nin ele alındığı kitap Orman’ın iktisadî düşünceyi tarihsellik içinde değerlendiren özgün yöntemine dair incelemelerden oluşuyor. Üçüncü kısımda İslâm İktisadi Düşünce Tarihine Katkısı ele alınıyor ve Hoca’nın klasik İslâm ekonomisini modern sosyal bilimlerle buluşturan çabalarına odaklanan değerlendirmelere yer veriliyor.
Kitabın dördüncü kısmı Kavramlar ve Konular başlığını taşıyor ve faiz, kesb (kazanç), infâk (paylaşma), adalet, ahlak, zaman, değer gibi anahtar kavramları İslâmî iktisadın kalbine yerleştiren bakış açısı ile ele alınıyor. Son kısma ise Hasbihal adı verilmiş ve Rahmetli Hoca’yla yapılmış içten bir mülakata yer verilmiş. Düşünceyle kalbin buluştuğu bir kapanışla sona ermiş.
Kitabı salt bir anma olarak değil bir düşünce yolculuğu olarak anlamak gerekiyor. Her satırında, sessiz bilge ünvanını çoktan hak etmiş bir gönül insanının sesi yankılanıyor. Bu vasfı fazlasıyla hak etmiş bir düşünür olarak Sabri Orman, kitap boyunca ilmiyle vakar, suskunluğuyla derinlik, tevazusuyla büyüklük kazanmış bir “kalp filozofu” olarak resmediliyor.
Yazarların dili içten ve derin görünüyor. Bir yandan ilmî sadakati korurken diğer yandan hocanın manevi zarafetini kelimelere döken bölümler var karşımızda. Eser boyunca “ilimde vakar”, “ahlakta zarafet” ve “fikrin erdemle yoğrulması” temaları mütemadiyen iç içe geçiyor.
“Sabri Orman’ı Anlamak”, bir insanı anmak değil, bir fikri yeniden hatırlamaktır: Ekonomiyi insanî kılmak, ahlakı toplumsal düzenin merkezine koymak, ilmi hikmetle buluşturmak şeklinde özetlenebilecek bu durum cumhuriyet döneminde çok az insana mazhar olmuş bir meziyettir. Dolayısıyla İTO’nun kitabı, onu sevenler için bir hatıra, düşünenler için bir rehber, O’nun misyonunu benimseyenler içinse bir ilham kaynağı olma özelliği taşımaktadır.
Sabri Orman’ın Sessiz Mirası
İnsanın ardında bıraktığı iz bazen kelimelerle değil, sessizlikle anlaşılır. Sabri Orman’ı Anlamak adlı eser, bir hocanın, bir düşünürün, bir bilgenin sessiz hikmetini kelimelere dökme çabasıdır. Bu kitap, bir anma kitabı olmaktan öte, bir fikrin kalp atışlarını duymaya çağrıdır. Bu nedenle, sık sık tv ekranlarında gördüğümüz, ağzını doldura doldura konuşmaktan haz alan bir çok insanın tersine Rahmetli Hoca sessizliği ve vakarıyla sayısız gönlü doldurmayı başarmıştır.
Sabri Orman, ilmi sadece bilgi olarak değil, bir ahlâk biçimi olarak yaşamış, ekonomiyi insanın vicdanına, düşünceyi kalbin zarafetine bağlayan nadir isimlerden biri olma rekoru kırmıştır. Onun dünyasında iktisat, rakamların değil, erdemlerin ilmidir. Faiz, kesb, infak gibi kavramlar sadece ekonomik terimler değil, insanın iç dünyasının yankıları olmuştur.
Orman, modern dünyanın gürültüsünde sessizliğin filozofu olmuştur. O, bilginin gücüne değil, bilginin edebine inanırdı. Bu yüzden kitapta her cümle, hem bir düşünceyi hem de bir zarafeti taşır. Öğrencilerinin kaleminden çıkan hatıralar, bir hocanın derste değil, hayatta nasıl ders verdiğini anlatır. “Hoca, bize kitaplardan önce insan olmayı öğretti,” der bir yazıda. Gerek konuşmalarındaki ahenk ve uyumla, gerek davranışlarındaki zerafet ve yüksek empati ahlakıyla yeri kolay doldurulamayacak bir miras bırakması bu yüzdendir.
Eserin sayfaları arasında Gazâlî’nin nefesi, İbn Haldun’un derinliği, Osmanlı ilim geleneğinin vakar dolu yürüyüşü hissedilir. Orman, bu geleneği modern düşünceyle buluşturmuş bir köprüydü — bir tarafında hikmet, diğerinde bilim dururdu.
Kitabın merkezinde bir fikir yankılanır: Ekonomi, insanı anlamadan anlaşılamaz.
Sabri Orman’ın düşüncesi, insanın kazancını, paylaşımını, emeğini ve adalet duygusunu birbirine bağlayan bir ahlak zinciri gibidir. İktisat onun nazarında bir toplumsal matematik değil, bir ahlak tefekkürüdür. Her kazanç, bir sorumluluk; her paylaşım, bir dua gibidir.
Sabri Orman’ı Anlamak, bir bilgeye veda etmek için değil, onun bıraktığı izleri takip etmek içindir. Çünkü anlatılan kişi, sadece bir hoca değil; bilginin kalbe sızabileceğini ispatlamış bir insandır. Onun suskunluğu adeta bir düşünme biçimi gibidir. Tevazusu bir öğreti, kaleminin inceliği bir dua gibi yankılanmıştır.
Kitap, okuruna adeta şunu fısıldar: “İlim, akılla başlar; ama kalple tamamlanır.”
Bazı insanlar konuşarak değil, susarak öğretir. Prof. Dr. Sabri Orman Hoca da o nadir insanlardan olmayı başararak bir ömrü tamamlamıştır. Dolayısıyla “Sabri Orman’ı Anlamak” adlı eser, bir bilgeyi değil, bir düşünme biçimini anlatmaktadır Bu kitap, bir vefanın ötesinde, bir fikrin kalp atışlarını duyurmayı amaç edinmiş gibidir.
Sabri Orman, ilmi bir kariyer değil, bir ahlak biçimi olarak yaşaması yönüyle temayüz etmiştir. Onun dünyasında ekonomi, sadece üretim ve tüketimin değil; adaletin, emeğin ve vicdanın ilmidir. Her kazanç bir sorumluluktur; her paylaşımın bir dua olması gibi… Bu yüzden kitap, ilimle kalbin birleştiği bir noktayı işaret eder:
“Ekonomi, insanı anlamadan anlaşılamaz.”
Eser, Rahmetli Hoca’yı beş farklı aynada göstermektedir. Dostlarının hatıralarında bir zarafet timsali; metodolojisinde bir düşünce mimarı; İslam iktisadı yazılarında bir yol açıcı; kavramsal analizlerinde bir bilge; ve sonunda, hasbihal sayfalarında kalbiyle düşünen bir insan…
Kitap boyunca hissedilen şey bir fikirden ziyade bir duruştur: tevazu, vakar, zarafet. Sabri Orman, modern dünyanın gürültüsünde sessizliğin filozofu olmuş, bilgiyi güç için değil, anlam için taşımış, ilmi, akılla değil kalple tamamlamıştır.
Bu nedenle Sabri Orman’ı Anlamak, bir kapanış değil, bir davettir. İlmi edep ile, düşünceyi vicdanla yeniden kurmaya dönük sonsuz bir çağrı olarak düşünülebilir bu davet.
Vedasını Müteakip Hatıra Gelenler
2020’nin Haziran ayında almıştım vefat haberini ve saçma sapan covid-19 yasakları vesilesiyle cenazesine iştirak edemedim. Bir yıl sonra, yüzyıllardır milyonlarca insanın metfun olduğu Karacaahmet’teki mezarını saatlerce aradıktan sonra buluşup hasb-ı hal edebilmiştik ancak. İlginç biçimde, hayatta iken onunla yapılan muhabbet insanı nasıl rahatlatıyorsa mezarı başında da benzer bir rahatlığı hissetmedim diyemem.
Zira bazı insanlar ağaçtır. Sadece kendisi için var olur ama başkaları için gölge işlevi görür. Bazı insanlar ise, semtlerine uğrayan herkese gölge etmek ister. Onların iklimine uğrayan, mutlaka huzur bulmak için gerekçeler bulur kendine. Bu iklime orman denir. Ucu bucağı bilinmez. Ormanın arada bazı uzuvları zarar görse de kendini yeniler ve genişler. Yeni gölgeler var eder.
Ormanın sararıp yok olmasının alternatif maliyeti çölleşmedir. Ve ormanın kıymeti, bir kuru çalının bile yaşamsal öneme sahip olduğu çoraklık dönemlerinde en iyi anlaşılır. Her insan genellikle tekil bir ağaca dönüşür ama orman olmak, asla ortalama bireylerin ulaşamadığı bir mazhariyettir.
Ormanın kıymetini ise, en iyi biçimde, o havzada yaşama şansına sahip olanlar idrak eder. Üzerinden gölgeler eksilmeye başlayıp kavurucu sıcakla doğrudan temas kurmaya başlayan insanlar için bu idrak ufku daha da genişler.
Bir orman müptelası olarak aylardır gölgesiz kalmış birisi gibi görüyorum zaman zaman kendimi. Samimi dostlukların tükenişini, tazime fazlasıyla layık üstatların bir bir dünyaya veda edişini düşündükçe gölgesizliğin ne derin bir ıztırap olduğunu daha iyi anlıyorum.
Saatler süren bir arayışın ardından meşhur Karacaahmet’te bir anda karşıma çıkıveren mütevazi mezar taşı, bu hasret yüklü elemin ne kadar derinde olduğunu kanıtladı. Çocukluk dönemlerimde, beş yaşıma bile girmeden kaybettiğim babamın mezarının başına gidip onunla konuşmaya çalıştığım zamanlarda yaptığımın aynısını yapıverdim nedense, birden karşıma çıkıveren mezar taşını görünce. Bir ağaç sayabileceğim babamı fazla tanıma şansım olmamıştı ama Sabri Orman Hoca’yı, gençlik dönemlerimden ellilerime gelinceye kadar belli ölçüde idrak etme bahtiyarlığına erişmiştim.
Sonradan zaman zaman gecenin herhangi bir saatinde aklıma gelmeye devam etti Rahmetli Hoca. El etek çekilip herkesin ölümün küçük kardeşiyle hemhal olduğu zamanın bir anında yadıma düşmeye devam etti. Dostlukları kökünden yaralayan bir fitne çağını idrak ettiğimiz son on yılda, kadim ahbaplıkların ne denli önemli olduğunu bir kez daha idrak ettim Hocam ile hatıralarımı hatırlayarak.
Bir yandan, eski bir şiirde geçen şu mealde sözlerin önemi ortaya çıktı bu vesileyle: “Dostlardan ayrılığın verdiği acı olmasaydı, ölümün insanı ikna etmesi çok zor olurdu”. Yani gerçek bir dosta duyulan özlemin ölüm hadisesi karşısında grev kırıcı özelliğine vurgu yapıyor bu sözler.
Ağaçtan ormana, bireycilikten toplumculuğa, elim hadiseler karşısında kalbi kaskatı olmaktan öteki konusunda rikkatli bir kalbe sahip olmaya doğru evrilme ihtiyacımız da böyle sırlı hallerle yeniden ortaya çıkıveriyor.
Alimin ve Alemin Ölümü Meselesi
Alim’in ölümü ile alemin ölümü özdeşleştirilir kadim gelenekte… Çelebi bir geleneğin yaşayan son temsilcilerinden Sabri Orman Hocam, mezkur alim-alem ilişkisine has bir örnek olarak beş yıl önce sessizce aramızdan geçip gitti.
Sonradan öğrendim bir yıldır kolon rahatsızlığına maruz kaldığını… Oysa, vefatından daha bir yıl önce fakültede ihdas etmek istediğimiz yeni bir bölüm fikri etrafında uzun uzun konuşmuştuk ve rahatsızlığından hiç söz etmemişti. Demek içeriden yanarken dışarıya dumanını sızdırmamak böyle oluyormuş!
Türkiye’nin yetiştirdiği büyük iktisatçılarından Sabri Ülgener’in hem adaşı hem de son doktora öğrencisi olmakla gurur duyardı daima. İşinin hakkını her zaman en iyi biçimde vermeye çalışan karakterleriyle iki Sabri ancak bu kadar benzeşirmiş meğer…
Çeyrek asra uzanan dostluğumuzda, bunaldığım her vakit rahatlatan ve tane tane kurduğu cümlelerle gönle ferahlık saçan babacan bir insan oldu benim için. Oturmasını, kalkmasını, diğer insanlara yaklaşımını ve hitabetini model almaya çalıştım elimden geldiğince.
Bu konuda ne kadar başarılı olduğumu bilemem ama vefat haberini aldığım vakit, 4 yaşımda yaşadığım şokun ardından sanki ikinci yetimlik maceram başlamış gibi bir hisse kapıldım gayri ihtiyari olarak. Öğrencilerime hitap ve yaklaşım tarzımın ilginç biçimde onun yaklaşımları ile benzeştiğini, Sabri Hocam’ı kaybettiğimde daha iyi anladım. Benzer şekilde neden sabırla en son kişiyi gemiye bindirdikten sonra yola çıkma huyumu terk edemediğime de onsuz yıllarda daha iyi anlam verebiliyorum.
Aralık 2013’te yaşanan ve difüzyona yol açan etkileri günümüze kadar devam eden olayların ardından Merkez Bankası’ndaki odasında uzun uzun yaptığımız konuşma canlandı zihnimde… Bu konuşmaların önemli bir kısmına Güven Delice de şahitlik etmişti. O’na göre, asırlardır biriken tortular ve restore edilemeyen kavmiyetçilik hastalığının kalıntıları, zamanı doğru yorumlayamamakla birleşince bir büyük felaket çökmüştü üzerimize ve üzerinden geçen onca seneye rağmen bu senaryonun yeni bölümleri vizyona girmeye devam edecekti. Nitekim öyle de oldu…
Sürekli, Meclis toplantılarına denk getirmek üzere sözleşiyorduk her konuşmada ama bunu ancak bir kaç kez yapabildik. Heyhat! Keşke Ulus Meydanı’nda günlerce volta atsaydım da bir görüşme şansı daha bulmuş olsaydım…
Ali Allawi’nin “İslam Uygarlığının Buhranı” adlı muhteşem kitabının sonuç bölümünü paylaşmıştım kendisiyle ve “çok makbule geçtiğini” ifade etmişti. Bu uygarlığın buhranı, bu konuda onlarca yıl zihin emeği vermiş birisi olarak onu çok ilgilendiriyordu ve endişelendiriyordu belli ki…
Ardından 2020 Ramazan ayı boyunca bir kaç film önerdim. Onun, kelimelerin büyülü dünyasına yolculuğu anlatan “Professor and the Madman” filminden çok zevk alacağını tahmin etmiştim. Zira kendisi de şahit olduğum kadarıyla en az iki dilde bir sözcük avcısı idi. Her cümlede kullandığı kelimeleri tane tane hazinesinden çıkarır ve yerli yerinde kullanmasını bilirdi. Bir de, izledikten sonra aklıma, nedense kendisi ile özdeşleştirdiğim bir duygu dünyası bulduğum ümidiyle “Rauf” filmini tavsiye etmiştim. Her biri için özel teşekkürlerini sunarak ve yine halinden şikayet etmeden nezaketle muhavereye son vermiştik.
Aradan beş yıldan uzun bir zaman geçti. Kırıkkale iktisat koridorlarına asmak için hazırladığımız dünyaca ünlü 36 iktisatçı portresi arasına hocaları Sabri Ülgener ve Sebahattin Zaim ile birlikte onu da ekledik. Sabri Orman hocamı masamın hemen sağındaki karşı duvara monte ettirdim.
Dünyada iken yarım kalmış muhabbetleri tamamlamaktı belki muradım. Belki de kendi yarımlıklarımı tamamlamam için gerekliydi bu, kim bilir…?
İLGİLİ KAYNAKLAR
- Sabri Orman’ı Anlamak: Bir Mütefekkirin Düşünce Dünyasının İzinde (Ed. Mehmet Babacan – Ahmet Faruk Aysan) Ekonomik ve Sosyal Tarih Yayınları, Yayın No: 2021 – 21, İstanbul, 2021, https://online.fliphtml5.com/kkfkn/uztv/#p=1
- Sabri Orman (1948-2020) Minik Hatıra Albümü, https://youtu.be/vrGS6DXGMsQ?si=qcYfXNmIbArQBWW_
- Hakikat Yolunda Prof. Dr. Sabri Orman Belgeseli, https://youtu.be/kueZB7zQsoE?si=zw3XmfPlZOozMKQE
- Merhum Sabri Orman Hoca ile Karacaahmet’te Hasbihal… https://youtu.be/Yh92Ovei9CE?si=m7Tk0gEbDYR1tkvC