Giriş
Aile, yüzyıllardır geleneğe olan düşkünlüğü ile bilinen Türkler için temel bir kurum olarak konumlandırılmıştır. Ayrıca aile bir sosyalleşme, ahlaki düzenleme ve refah sağlama alanı olarak işlev görmektedir.
Bu tarihsel hakikatin etrafında ve farkında olan siyasi elitler aracılığıyla geçen yılın (2025) Aile Yılı olarak ilan edilmesi aynı zamanda azalan evlilik oranları, düşen doğurganlık eğilimleri ve geleneksel değerlerin aşınması algısı etrafında artan bir siyasi endişeyi de yansıtmaktadır.
Bu normatif vurgu, özellikle aile ilişkilerine yerleşmiş güç eşitsizlikleri olmak üzere, aile yaşamının gerçeklerini sıklıkla göz ardı etmektedir. Diğer yandan popüler tv dizileri, bu gerilimleri inceleyen eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır.
Bunlardan birisi olan Kızılcık Şerbeti, aileyi uyumlu bir birim olarak değil, ideoloji, sınıfsal, cinsiyet ve inanç sistemleri tarafından şekillendirilen çekişmeli bir alan olarak sorunlaştıran kültürel bir metin olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nitekim bu yazı, dizinin politika söylemi ile günlük aile uygulamaları arasındaki çelişkileri nasıl ortaya koyduğunu incelemek amacı gütmektedir
1. Teorik Çerçeve: Bakım ve Kontrol Arasında Aile
Klasik sosyolojik teori, önce duygusal destek ve sosyal entegrasyon mekanizması, ardından disiplin ve normun yeniden üretimi aygıtı olarak ikili bir kurum olarak aileyi kavramsallaştırmaktadır. Bourdieu’nun sembolik şiddet kavramından yola çıkarsak aile otoritesi, “doğal” veya “koruyucu” olarak algılanan kültürel olarak meşrulaştırılmış kontrol biçimleri aracılığıyla işlevini ifa edebilmektedir.
Ataerkil ve kolektivist bağlamlarda, bu tür kontrol genellikle ahlaki söylem, cinsiyete dayalı beklentiler ve kuşaklar arası itaat yoluyla kendini göstermektedir. Bu çerçevede, kızılcık sopası (disiplin otoritesi) ve kızılcık şerbeti (ilişkisel uzlaşma) metaforları, aile yönetiminin iki rakip mantığını temsil etmektedir. Bunlar zorlayıcı düzenleme ve rızayı gözeten müzakere şeklinde de ifade edilebilen iki uçlu bir yapıyı temsil etmektedir.
2025 Aile Yılı kapsamında öngörülen normatif hedefler ve politika sınırları ekseninde Türkiye’deki resmi aile yılı anlatıları, evliliğin güçlendirilmesi, kültürel değerlerin korunması ve kuşaklar arası dayanışmanın güçlendirilmesini amaçlamaktadır.
Bu hedeflere rağmen büyük ölçüde niceliksel ve ahlaki terimlerle çerçevelenmiş bir manzara ile karşı karşıya bulunmaktayız. Zira duygusal iyilik hali, cinsiyet eşitliği ve özerklik gibi niteliksel boyutlar genellikle ihmal edilmektedir. Bu boyutların mevcut olmaması, itaati özgür iradeye tercih eden aile yapılarının yeniden üretilmesi riskini ortaya çıkarmaktadır.
Bu politikalar, aile otoritesinin doğası gereği faydalı olduğunu varsaymaktadır. Bu varsayım, sosyolojik ve feminist araştırmalara sahip olmasına rağmen Kızılcık Şerbeti benzeri kültürel temsiller tarafından da sorgulanmaktadır.
2. Popüler Kültüre Eleştirel Bir Ayna Olarak Kızılcık Şerbeti Örneği
Kızılcık Şerbeti benzeri diziler, aile hayatını modern-seküler ve muhafazakar-dini değer sistemleri arasında dinamik bir mücadele alanı olarak tasvir etmekten adeta zevk almaktadır.
Nitekim son çeyrek yüzyılda ortaya çıkan merkez çevre sirkülasyonunda toplumun zihninde fazlasıyla yer etmiş bir ayrışmanın köşe taşını bu mücadele oluşturmaktadır. Bu ayırımda dizi bağlamında ikili bir ahlaki hiyerarşi sunmak yerine, her iki çerçevenin de özellikle kadınlara ve genç yetişkinlere yönelik dışlama biçimlerinin nasıl üretebileceğine dair ilginç gözlemlere ulaşılmaktadır.
Temel tematik kalıplardan ilki olarak, evliliğin bireysel bir seçimden ziyade aile içi bir müzakere olarak sunulmasından söz edilebilir. İkincisi, toplumun üzerine fazlaca boca edilen ahlaki söylem, davranışsal düzenlemenin bir aracı olarak kullanılmak istenmektedir. Son olarak ise koruma karşılığında talep edilen duygusal sadakatin ön plana çıkarıldığının altı çizilmektedir.
Bu anlatılar aracılığıyla Kızılcık Şerbeti ve türevleri, fiziksel zorlama olmasa bile ailenin nasıl sembolik bir disiplin alanı olarak işlev görebileceğini ortaya koymaktadır.
3. Cinsiyet, Gençlik ve Aile Disiplininin Maliyeti
Bu dizilerde kadınlar ve gençler, aile paradoksu içinde en savunmasız aktörler olarak ortaya çıkmaktadır. Kadın karakterlerden özerklik ile itaatkarlık arasında denge kurmaları beklenirken, gençler koşullu kabul ortamlarında yol almaktadırlar. Bu dinamik genellikle performatif uyumluluk, gizli direniş veya duygusal kopukluk şeklinde sonuçlanmaktadır.
Bu tür sonuçlar, aile merkezli politikaların uyumu ve dayanıklılığı teşvik etmeyi amaçlayan hedefleriyle çelişmekte, bunun yerine parçalanmış kimlikler ve zayıflamış kuşaklar arası güven üretme riski taşımaktadır.
Tartışmalardan bir diğeri, disiplinli aileden ilişkisel aileye doğru yol almaktadır. Kızılcık Şerbeti’nin bu savdaki temel katkısı, altını çizmeye çalıştığı örtük bir politika eleştirisinde yatmaktadır. Buna göre aile gücü yalnız otorite yoluyla elde edilemez, sürdürülebilir aile yapılarının varlığı iletişimsel açıklık, bireysel eylemliliğin tanınması ve cinsiyete duyarlı rol dağılımı ile pekiştirilebilir.
Dizideki diyaloglardan anladığımız kadarıyla “sopa” baskın olduğunda, kısa vadeli düzenin uzun vadeli dayanışma pahasına sağlandığı öne sürülmekte iken diğer yandan empati ve diyaloğa dayanan “şerbet” modeli, sosyal süreklilik için daha dirençli bir temel sunmaktadır.
Sonuç
Bu yazı, “Kızılcık sopası mı, kızılcık şerbeti mi?” sorusu etrafında vurgulanan paradoksun, Türk aile politikasında yarattığı geniş gerilimi yansıttığını savunmaktadır. Bu bağlamda aile, istikrarlı bir kurum olarak öne sürülüp retorik olarak kutlanırken, içinde işleyen güç ilişkilerine yeterince dikkat edilmemektedir.
Aile Yılı’nın sembolik politikanın ötesine geçmesi için, politika çerçevelerinin ahlaki düzenlemeden ilişkisel kaliteye doğru kaymasında yarar bulunmaktadır.
Kızılcık Şerbeti’nde altı çizildiği gibi, popüler kültür bu çelişkileri ortaya çıkarmada çok önemli bir rol oynamakta ve meşru bir kaynak olarak değerlendirilmeyi hak etmektedir.
- Bourdieu, P. (2001). Masculine domination. Stanford University Press.
- Giddens, A. (1992). The transformation of intimacy. Stanford University Press.
- Kandiyoti, D. (1988). Bargaining with patriarchy. Gender & Society, 2(3), 274–290.
- Lareau, A. (2011). Unequal childhoods. University of California Press.
- Silverstone, R. (1999). Why study the media? Sage.