İran. İslam’ın hırçın ve gururlu çocuğu. Pek çok müslüman ülkede olan biten gibi, kendinedir ettiği. Kadim devirlerden beri başkasının boyunduruğuna girmemiş bir halk ve köklü bir uygarlık oysa. Dilinde taşıdığı akustik, netlik ve vurgu kendine aşırı güvenin açık bir tezahürü. Çok badireler atlattı son bir kaç yüzyılda, diğer bilad-ı islam ile beraber. Türkiye ve Afganistan’ın içinde olduğu, müstemleke olmadan bir şekilde ayakta kalmayı başaran üç coğrafyadan birini temsil etmesi diğer ülkelerden ayrışmasını sağlıyor.
Erken gençlik dönemimde devrimin etkileri hala hissediliyorken bir süre bu coğrafyada ortaya çıkmış heyecana kapıldığımı hatırlıyorum. Devrim marşları dinler, ellerini yana salarak Caferi ritüellerine uygun ibadet eden büyüklerin heyecanlı nutuklarına dikkat kesilirdim. Hareketli yıllardı. Bir yandan Ahmet Kaya’nın Yorgun Demokrat’ı haftada üç yüz bin satış yaparak o zamanlar için büyük rekor kırarken kurulu düzene yönelik tepkiler artmaya başlıyordu, diğer yandan içeride ve çevremizde yeni bir düzen kurulmaya çalışılıyordu. Bunlardan birisi de 50 yıla yaklaşan ömrüyle İran İslam Cumhuriyeti deneyimi oldu.
Nereye dönüştüğü belirsizliğini hala koruyor olmasına rağmen bu gelişmelere hala inkılab-ı islami mi demeliyim yoksa, bilmiyorum. Genel kanaat, inkılabın kendi elitlerini yarattığı, jakobenizmini inşa ettiği için geniş halk yığınları nezdinde heyecanın giderek sönmeye başladığı yönünde.
Geçen yıl Tel Aviv’e attığı füzelerden bazıları kente isabet edince, Gazze’deki acizliğe karşı müslümanlar nezdinde son bir umut belirmeye başlamıştı oysa. Bilinçsizce atılıp tüketilen füzeler envanterden düşüldükten sonra yerine ne kadarı kondu bilinmiyor ama bu bilinçsiz kılıç sallama bile dünyanın vicdanındaki kanamayı bir süreliğine kesmişti.
Neler Oldu?
Son günlerde yaşanan sokak eylemleri ile yeni bir çalkalanma eşiğine gelmiş olan ülkede ortaya çıkan manzara yeni değil. O masum kızcağıza (Mahsa Amini) reva görülen bed muamele nedeniyle üç yıl önce de dramatik sahneler ve yüzlerce ölüm örneğine rastlanmıştı.
İnanç ve ideoloji ilişkisi, ta başından beri en zayıflar eliyle sahneye uyarlanıyordu adeta. Kadınlar üzerinden eksik yanlarını örtmeye çalışan dinsel jakobenizm hortlamıştı sanki. İslam’ın ilk devirlerinde Sümeyye ve Bilal figürü gibi zayıf ve korunmasızlar eliyle dayatılan despotizm tersinden olacak biçimde hortlamıştı bu coğrafyada sanki.
Yine “başlarına gelenlerin, iki elleriyle yaptıkları şeyler yüzünden olduğu” ilan edilmiş olan Tanrı kelamı dikkate alınmamış ve rejim kendi eliyle ayağına sıkmaya azm-ü cezm-i kast eylemişti adeta. Kesin inançlılığın mankurtlaşma ile olan açık ilişkisi İran semalarında yankılanmaya başlamıştı bu dönemde.
Neler Oluyor?
Yeni protestolar da rejimin iki eliyle yaptıkları (veya yapması gerekirken yapmadıkları) yüzünden başa gelenler kategorisinde sayılabilir. Uzun süredir devam eden ekonomik problemler halkın bu kez ekmek amaçlı sokağa çıkmasına neden olmuş görünüyor.
Son aylarda artan enflasyon, artan temel ihtiyaç malı fiyatları, riyalin değer kaybı ve yoksullaşma, halkı sokaklara dökmeye başlamış yıl başından itibaren en yüksek protesto seviyesine ulaşmış durumda. Başlangıçta ekonomik taleplerle başlayan gösteriler, kısa sürede rejim karşıtı politik taleplere dönüşmeye başladı.
Gösterilere yönelik yapılan sert müdahale, ölüm ve yaralanmalara yol açtı. Yine yüzlerce protestocunun yaşamını yitirdiği, binlercesinin yaralandığı veya tutuklandığı yönünde haberler akmaya başladı. Mahsa protestoları sırasında olduğu gibi bu kez de gençler ve kadınlar açısından manzara parlak görünmüyor.
Hükümet, protestoların yayılmasını engellemek için ülke çapında internet ve telefon iletişimini keserek bilgi akışını kısıtlamayı tercih etmiş durumda. Devlet baskısını gizlemek için kullanılan bu yöntem bir çok açıdan tanıdık gelebilir.
Sokağa çıkan protestocular yalnız ekonomik iyileştirme değil, rejimin ve dini liderliğin değişmesi gibi daha geniş taleplerle sokakları turlamaya başladı bu kez. Bazı gösterilerde İran’ın eski ulusal bayrağı kullanılarak monarşiye dönüş çağrıları yapılmaya başlandı. Muhalefet, diasporadaki figürlerle aktif şekilde iletişim kurmaya çalışıyor.
Rejim protestocuları “devlet düşmanı” ve “terörist” olarak nitelendiriyor ve ciddi cezalarla tehdit ediyor. Doğal olarak da ülkede yabancı ajan suçlamaları ve dış müdahale iddiaları gündeme gelmeye başlıyor.
ABD ve Avrupa’dan rejimi eleştiren açıklamaların gelmesi ve bazı liderlerin İran halkına destek mesajları yayınlaması ise içerideki protestocuların dış desteğe sahip oldukları izlenimini güçlendiriyor. Hava yolu şirketleri ülkeye uçuşlarını geçici olarak iptal etmiş durumda ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülkenin olayları yakından izlediği manzaranın sonuçları bölge için parlak olacak gibi görünmüyor.
Neler Olabilir?
Son on beş yılda İran’a yaşanan bir kaç önemli toplumsal protesto hareketi, önemli ölçüde rejimin zaaflarından kaynaklanmaktadır. Son protestolarda “şah” gibi zayıf bir figürün bile kurtarıcı olarak sunulmaya çalışılması içine düşülmüş olan acziyetin tuhaf bir tezahürüne benzemektedir.
Yarım asra yaklaşan süredir varlığını sürdüren rejimin halk nezdinde meşruiyetine yönelik tartışmalar, yine rejimin yaratmış olduğu sonuçlar üzerinden okunabilir. İdeolojik katılık ve değişime karşı gösterilen direnç bu kadim ülkenin gittikçe dış müdahalelere daha açık hale gelmesine neden olmaktadır.
Bizde de pek çok vesileyle dile getirilen “dış düşman” arayışı, problemlere neden olan altyapının görmezden gelindiği, beceriksizliklerin üzerinin örtüldüğü ve toplumsal dinamiklerden uzaklaşıldığı gerçeklerinin üzerinin örtülmesini engellememektedir.
Bir ülkede önce diktatör yaratma, ardından onu öcüleştirme, sonra iç kamuoyunu buna karşı örgütleme, protestoları yaygınlaştırarak şiddet ortamını büyütme ve nihayet dış müdahale için elverişli bir zemin hazırlama şeklinde pek çok ülkede ortaya çıkan paket programları bu noktada hatıra gelmektedir. Nitekim Irak, Mısır, Libya, Tunus ve Suriye örnekleri, bu paket stratejilere dair malzemeler sunmak için fazlasıyla yeterlidir.
Benzer örneklerden yola çıkarak İran için bir projeksiyon yapmak çok zor olmasına rağmen bazı durumlarda kötü örneklerin örnek olma hüviyetine haiz olabilme ihtimalini daha fazla dikkate almakta yarar vardır. Ölmüş eşekten (Şah rejimi) medet umma stratejisi İran gibi dinamik ve genç bir toplumda değişim için yeterli bir malzeme sunmayabilir ama protestoların derinleşmesi mevcut rejimin sorgulanmasını gittikçe daha fazla derinleştirebilir.
Adeta bir kaneviçe gibi sırayla İsrail-ABD çıkarları düzleminde örülen ve tasarlanan Orta Doğu haritasının son ve en önemli ayaklarından birisi olarak İran’ın öncekiler kadar kolay bir lokma olmayacağı açıktır. Azerbaycan Komünist Parti Sekreteri’nin önerisi üzerine İkinci Dünya Savaşı’nda Stalin’in bile işgal etmekten çekindiği ve “Siz kendi Azerbaycan’ınızı oraya dahil edin ama beni Farslarla karşı karşıya getirmeyin” dediğinin rivayet edildiği bir coğrafyayı işgal etmek kolay görünmemektedir.
Buna rağmen, İran’ın kendisi için ve kendi geleceği için politik ve ekonomik özgürlüklere daha fazla alan açması ve dış düşman konseptine sığınma şeklinde ortaya çıkan aynaya bakmaktan kaçınma stratejisini terk etmesinde büyük yarar bulunmaktadır.
Bir başka husus ise Türkiye’nin İran konusundaki net tavrını sürdürmesi ile ilgilidir. Bu konuda en azından 2000 yılında ABD’yi ziyaretinde Ecevit’in Bush’un yüzüne cesurca dile getirdiği “Suriye ve Irak bizim komşularımız olan müslüman ülkelerdir ve bu ülkelere askeri müdahale yapılmasına karşıyız” söyleminin bir benzerini net biçimde bölgeyi dizayn etmek isteyen barbar çetelere açıkça dile getirmelidir.
50 yıldır her yönden yaptırım uygulanan bir rejim kaçınılmaz olarak marjinal olmaya çevriliyor. İtrail&abd&ingiltere şeytan üçgeni rejimi devirmek için her şeyi yapmalarına rağmen başarılı değiller. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyanda “ekonomik sorunlar bizden kaynaklı dış güçleri suçlamaya gerek yok” dedi.
İran içinde sorunlar olsa da rejimi yıkmaya yeteceğini zannetmiyorum. Dış güçlerin açık müdahalesini bekleyen küçük bir azınlık haricinde destek bulabileceğini de zannetmiyorum.
İnşallah başarılı olamazlar, zira haşarı “kardeşimize” bir şey olmasını istemeyiz.
Teşekkür ediyorum Ahmet Bey, ben de İran’ın aynaya daha fazla bakması gerektiğini düşünüyorum. İç barış ve refah artışı sağlanamazsa rejiminizi melekler bile getirse bir anlam ifade etmeyebilir.