Peyami Safa’nın Yalnızız romanındaki bu cümle — görünüşte sade ama derinlik olarak ontolojik, psikolojik ve metafizik katmanlar taşıyan bir önermedir. Bu, romanın hem insan anlayışının, hem de Safa’nın bütün düşünce sisteminin özüdür.
Şimdi bu cümleyi dört düzlemde çözümleyelim:
1. Metin İçinde Bağlam
Peyami Safa bu cümleyi, Besim’in iç dünyası aracılığıyla dile getirir.Besim burada sadece ahlâk değil, insanın varoluşsal yönünü sorgular.Roman boyunca Safa, “tabiat”ı sadece doğa değil, insanın kendi yaratılış yasası, iç ritmi, Tanrısal ahengi olarak kullanır.Yani burada “tabiat” = “insanın özü”dür.Dolayısıyla bu cümle şu anlama gelir:“İnsan, kendi doğasına — yani yaratılışın ilahi düzenine — yabancılaştıkça felakete uğrar.”
2. Felsefî Yorum – Kozmik Uyumun Bozulması
Bu düşünce, hem antik hem modern bir miras taşır.Antik Yunan’da Herakleitos’un “Logos’a karşı çıkan, kendi kaderini bozar” sözüyle,Doğu düşüncesinde de Mevlânâ’nın “tabiatın kanununa karşı gelen yanar” öğretisiyle aynı kökten beslenir.Safa burada doğayı dışsal bir “orman”, “rüzgâr”, “deniz” olarak değil, insanın iç evreni olarak görür.“Tabiata karşı gelmek”, insanın kendi iç ritmine, fıtratına, vicdanına karşı gelmesidir.İnsan doğasına aykırı her medeniyet, insanın içinde çürür.Bu anlamda Safa, modernliğin getirdiği yapaylığın, şehir hayatının züppeliğinin, teknik ilerlemenin ruhsuzluğunun insanda bir tür metafizik kırılma yarattığını söyler.
Yani insanın felaketi, dış dünyadan değil, kendi içinden gelir.
3. Psikolojik Yorum – İç Doğa ve Ruhun Uyuşmazlığı
Freudyen bir terimle söylersek, “tabiat” insanın id kısmıdır: doğallığı, dürtüleri, canlılığı.Ama Peyami Safa’ya göre bu “id” salt hayvani değildir; ilahi kökenli bir enerjidir.İnsanın felaketi, bu enerjiyi bastırıp yerine “toplumsal maskeleri” koymasıyla başlar.
Yani insan,
• kendi duygularına,
• sezgilerine,
• ruhunun ilahi ritmine,
• içindeki saf dürüstlüğe karşı geldiğinde
felakete sürüklenir.
Bu noktada Safa, hem Freud’a hem Bergson’a yakındır ama onları aşar:Freud, bastırılan tabiatın nevroz doğurduğunu söyler;Safa ise bastırılan tabiatın metafizik bir yalnızlık doğurduğunu söyler.Bu yüzden romanın adı Yalnızız’dır:İnsan kendi doğasından koptuğu anda yalnız kalır.
4. Sosyolojik Yorum – Medeniyetin Doğaya Karşı Savaşı
Safa’nın çağında (Cumhuriyet sonrası modernleşme süreci), şehir hayatı insanın doğallığını bastıran bir makineye dönüşmüştür. Beton, moda, gösteriş, ahlâkın biçimsel hale gelişi… hepsi doğaya karşı açılmış bir savaştır. Besim bu savaşın ortasında, “doğal kalmaya çalışan insanın” trajedisini yaşar.
“Tabiata karşı gelmek” = “yapay bir hayat kurmak”.
Bu yapaylık sadece şehirde değil, düşüncede, sevgide, hatta dinde bile görünür.Safa’nın felsefesinde doğal iman saf, derin ve sezgisel olandır;ama zoraki iman bir pozdur.
İnsanın felaketi, tabiatın yerine pozları koymasından doğar.
5. Metafizik Yorum – İlahi Düzen ve Kozmik Ahenk
Peyami Safa için “tabiat”, Tanrı’nın kurduğu düzenin bir adıdır.Bu düzenin yasaları, fiziksel olduğu kadar ruhsaldır da.Bir çiçeğin açma biçimiyle insan ruhunun gelişimi aynı ahenge tâbidir.Bu yüzden insanın felaketi, doğa kanunlarına değil, ilahi ritme karşı çıkmasıdır.Yani insan, evrenin “müziğine” uymayı bırakır.Ritmini kaybeden bir ruh, artık her davranışında huzursuzluk üretir.“Tabiata karşı gelen, Tanrı’nın notasını yanlış çalan insandır.”
Bu metafor Safa’nın dilinde çok sık geçer: musiki, ritim, ahenk, iç denge.Hepsi insanın doğasına uyumla ilgilidir.Bu uyum bozulduğunda insan ne yaparsa yapsın, bir ontolojik felaketin içindedir.
Sonuç: Safa’nın İnsan Tasavvuru
Peyami Safa’ya göre:
1. Ahlâk – Doğaya uygun yaşamak demektir.
2. Vicdan – İlahi ritmin insandaki yankısıdır.
3. Felaket – Tabiatı bastırmaktır.
4. Yalnızlık – Tabiatla bağın kopmasıdır.
Bu yüzden “insanın bütün felaketleri tabiata karşı gelmesindendir” cümlesi, hem ahlâkî hem ontolojik bir hüküm taşır:İnsan, doğadan koptuğu oranda Tanrı’dan da kopar.Çünkü Tanrı, tabiatın içinde konuşur;ama modern insan, tabiatın sesini bastırmıştır.