Anadolu’nun eski şehirlerinden birinde, yüzyılların sessizliğini taşıyan bir medresenin avlusu vardı. Taş duvarları zamanın rüzgârıyla aşınmış, kemerleri nice talebenin duasını ve ilmini içinde saklamıştı. Fakat bu medresenin ortasında duran bir mozaik, Selçuklu sanatının en gizemli işaretlerinden birini taşıyordu.
Mozaik sekiz köşeliydi.
Selçukluların mimarisinde ve sanatında sıkça görülen bu sekiz köşe, yalnızca bir süs değildi. O, bir düzenin ve bir dünyanın sembolüydü. Sekiz yönü, sekiz kapıyı, sekiz erdemi anlatırdı. Selçuklu ustaları bu şekli boşuna seçmezdi; her taşın, her çizginin ardında bir mana saklıydı.
Mozaiğin ortasında iki figür vardı:
Bir kuş ve bir çiçek.
Kuş, kanatlarını açmış haldeydi. Sanki birazdan göğe doğru yükselecek gibiydi. Selçuklu sanatında kuş, çoğu zaman ruhu, yükselişi ve ilahi arayışı temsil ederdi. İnsan ruhunun göklere doğru kanatlanma isteği… Bilginin ve hikmetin peşinde uçuş…
Ama kuşun yanında duran çiçek, daha da gizemliydi.
O çiçek ne güle benzerdi ne laleğe… Ne de başka bir çiçeğe. Selçuklu ustası onu öyle bir işlemişti ki bakmayan fark etmezdi. Kuşu gören çoktu, fakat çiçeği gören neredeyse yoktu.
Bir gün o medreseye yaşlı bir derviş geldi. Uzun yol yürümüş, nice şehir görmüş bir yolcuydu. Avluda durdu, mozaiğin önünde eğildi ve taşlara dikkatle baktı.
Yanından geçen genç bir talebe merakla sordu:
“Efendi, neye bakıyorsunuz?”
Derviş parmağıyla mozaiği gösterdi.
“Şu çiçeğe bakıyorum.”
Genç şaşırdı.
“Orada çiçek mi var? Ben hep kuşu görürdüm.”
Derviş gülümsedi.
“İnsanların çoğu kuşu görür evlat. Çünkü uçmak, yükselmek herkesin hoşuna gider. Ama Selçuklu ustası asıl sırrı kuşun yanına saklamıştır.”
Genç merakla eğildi.
“Peki bu çiçeğin adı nedir?”
Derviş yavaşça cevap verdi:
“Bu çiçeğin adı Fütühat Çiçeğidir.”
Genç daha da şaşırdı.
“Ben böyle bir çiçek hiç duymadım.”
Derviş mozaiğin sekiz köşesine dokundu.
“Çünkü bu çiçek toprakta yetişmez. Selçuklu ustası onu taşın içine değil, insanın kalbine işlemiştir.”
Sonra sözlerine devam etti:
“Bu sekiz köşe boşuna değildir. Sabır, ilim, adalet, merhamet, cesaret, sadakat, tevazu ve hikmet… İnsan bu sekiz kapıdan geçmeden fütühat kapısı açılmaz. İşte o zaman insanın içinde bu çiçek açar.”
Genç yeniden mozaiğe baktı.
Bu kez kuşu değil, çiçeği arıyordu.
Ama hâlâ tam göremiyordu.
Derviş ayağa kalktı, medresenin kapısına doğru yürüdü. Giderken arkasına dönüp son bir söz söyledi:
“Selçuklu ustası taşı konuşur hâle getirmiştir evlat. Ama o sözleri ancak kalbi uyananlar işitir.”
O günden sonra medreseden geçen herkes mozaiğe baktı.
Çoğu yine yalnızca kuşu gördü.
Ama çok azı…
Çok dikkatle bakanlar…
Selçuklu ustasının taşın içine sakladığı Fütühat Çiçeği’ni de fark etti.