Son iki yılda insanlığın (ve özellikle katil Yahudi devletinin) derin bir vicdan ve ahlak sınavından geçtiği Gazze olaylarında barışa zorlayıcı çözüm için, pek çok Hristiyan ülke halkı ayağa kalkmasına rağmen İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinin bu konuda genellikle sessiz kalmayı tercih etmeleri, hem bir medeniyet krizi sorunsalına atıfta bulunması hem de sözde İslam ülkeleri yönetimlerinin korkak çeteler tarafından işgaline atıfta bulunması bağlamında oldukça önemlidir.
Nitekim, on binlerce kadın ve çocuk İsrail askerleri tarafından canlı yayınlarda katledildikten sonra bu çetelerin temsilcilerinin aklına ABD’den İsrail operasyonlarını durdurmasını talep etmek gelmiştir.
Bu eksende, özellikle Tayyip Erdoğan tarafından uzun süredir dillendirilen “dünya beşten büyüktür” sloganı, çağdaş küresel siyasette atılması gereken adımların anlaşılması bakımından belirleyici bir ifade haline gelmiştir. Erdoğan’ın sıkça kullandığı bu slogan, mevcut uluslararası düzenin, özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) yapısının meşruiyetini ve etkinliğini sorgulamaktadır.
Bu iddia, küresel karar alma süreçlerini etkili bir şekilde belirleyen veto yetkisine sahip beş daimi üyeyi ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya ve Çin’i doğrudan hedef almaktadır. Bu yazıda, uluslararası ilişkiler teorisi, küresel adalet ihtiyacı ve dünya siyasetindeki ampirik gelişmeler perspektifinden, bu argümanın makul olup olmadığı ve mevcut uluslararası gerçeklerin geçerliliğini yansıtıp yansıtmadığı incelenecektir.
Argüman Anlamlı ve Mantıklı mı?
Özünde, dünyanın beşten büyük olduğu iddiası, II. Dünya Savaşı sonrası küresel düzende yerleşik olan asimetrik güç dağılımını kınamaktadır. BM Güvenlik Konseyi, 1945 yılında savaşın galiplerine özel bir statü vererek barışı korumak amacıyla tasarlanmıştı. Ancak 21. yüzyılın küresel manzarası kökten farklı bir hale bürünmüştür.
O zamandan beri onlarca bağımsız devlet ortaya çıkmış, ekonomik güç dağılımı çeşitlenmiş ve bölgesel örgütler küresel meselelerde kilit aktörler haline gelmeye başlamıştır. Bölgesel örgütler bir yana, BMGK kurulduğunda bir İngiliz sömürgesi olan Hindistan günümüzde dünyanın dördüncü büyük ekonomisi haline gelmiştir. Üstelik günümüzün ekonomik pastasında üçüncü büyük dilime sahip olan Almanya ve beşinci büyük ekonomi olan Japonya da bu denklemin hiç bir yerinde yer almamaktadır.
Gerçekçi (realist) bakış açısına göre, uluslararası siyaset güç tarafından yönlendirilir; dolayısıyla beş daimi üyenin hakimiyeti, askeri ve ekonomik üstünlüklerinin bir yansımasıdır. Realistler, sistemin eşitsizliğinin, en güçlü devletler arasında bir güç dengesi sağlayarak istikrarı sağladığını iddia ederler. Liberal veya kurumsalcı bakış açısına göre ise, aynı sistem temelde adaletsizdir ve modası geçmiş görünmektedir. Zira çoğu ulusun küresel barışı, güvenliği ve insan haklarını etkileyen kararlarda eşit söz hakkına sahip olmasını engellemektedir.
Bu anlamda, “dünya beşten büyüktür” ifadesi yalnızca siyasi bir söylem değil, aynı zamanda statükonun etik ve mantıksal bir eleştirisidir. Küresel yönetişimin demokratikleştirilmesini, uluslararası kurumların adalet, eşitlik ve temsil ilkeleriyle uyumlu hale getirilmesini talep etmektedir. BM Şartı’nın ilan ettiği ancak çoğu zaman somutlaştıramadığı değerler olarak bu ilkelere atıfta bulunmanın gereği ortadadır.
Argümanı Destekleyen Güncel Gerçekler
Yirmi Birinci yüzyılın başlarında çok kutupluluğun yükselişi, Erdoğan’ın iddiasının makul olduğuna dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Hindistan, Brezilya, Endonezya, Güney Afrika ve Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler artık küresel ticaret, enerji ve diplomaside önemli roller oynamaktadır. BRICS grubunun 2024-2025 döneminde yeni üyeler ekleyerek genişlemesi, Batı merkezli kurumlara yönelik artan zorluğun bir göstergesidir. Benzer şekilde, Afrika Birliği (AU), ASEAN ve G20 gibi kuruluşlar küresel etkilerini artırarak tek kutupluluktan daha çoğulcu bir dünya düzenine geçişi vurgulamıştır.
Bunlara ek olarak Suriye iç savaşı, Rusya-Ukrayna çatışması ve İsrail-Filistin sorunu gibi küresel krizler, BM Güvenlik Konseyi sisteminin felce uğradığını ortaya koymaktadır. Daimi üyelerin tekrarlanan vetoları, etkili uluslararası müdahaleleri engellemiş ve Konsey’in meşruiyetini aşındırmıştır.
Bu arada, gelişmekte olan ülkeler, küresel karar alma süreçlerinde genellikle yeterli temsiliyete sahip olmadan, iklim değişikliği, pandemiler ve ekonomik eşitsizliğin sonuçlarından muzdarip olmaya devam etmektedir. Bu gerçekler, “dünya beşten büyüktür” iddiasının ahlaki temellerini güçlü bir şekilde pekiştirmektedir.
Zorluklar ve Sınırlamalar
Ahlaki ve mantıksal geçerliliğine rağmen, slogan yapısal ve politik engellerle karşı karşıya görünmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nin reformu, doğal olarak ayrıcalıklarından vazgeçmeye isteksiz olan 5 ülkenin onayını gerektirmektedir. Yeni daimi üyeler (örneğin Hindistan, Japonya, Almanya veya Afrika ülkeleri) eklemek veya veto yetkilerini sınırlamak gibi önerilen reformlar bu nedenle uzun yıllardır sürüncemede kalmıştır. Ayrıca, büyük güçler arasındaki jeopolitik rekabet 2010’lardan bu yana yoğunlaşarak mevcut güç hiyerarşisini daha da sağlamlaştırmıştır.
Ayrıca, yeni veya genişletilmiş yapıların pratik etkinliği belirsizliğini korumaktadır. Gerçekçiler, daimi üye sayısının artırılmasının eski çatışmaları çözmek yerine yeni çatışmalar yaratabileceği konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Dolayısıyla, argüman ahlaki açıdan sağlam olsa da, kurumsal reformlar, devletlerin çıkarları ve güç rekabetinin gerçekleri nedeniyle siyasi olarak sınırlı kalmaya devam etmektedir.
Sonuç ve Dersler
“Dünya beşten büyüktür” ifadesi, günümüz uluslararası düzeniyle ilgili derin ve çoğu zaman dramatik gerçekleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Dünya yönetim sistemi artık siyasi, ekonomik veya demografik gerçekleri yansıtmamaktadır.
Daha kapsayıcı ve temsili bir küresel sisteme geçişi teşvik eden makul bir reform çağrısına ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. Buna rağmen, veto temelli karar alma süreçlerinin devam etmesi ve küresel 5’li çetenin hakimiyetini sürdürmek istemesi, küresel yönetimde adalet ve eşitlik ideallerinin hâlâ gerçekleşmediğini göstermektedir.
Sonuç olarak, günümüzün gerçekleri bağlamında, çok kutupluluğun ve küresel Güney aktivizminin yükselişi bu argüman kısmen doğrulansa da, dünyanın kurumsal yapısı hâlâ bu konuda somut bir ilerlemenin ortaya çıkmasını engellemektedir. Dünya gerçekten beşten büyüktür ancak uluslararası sistem bu gerçeği henüz pratikte kabul edebilecek dengelerin ortaya çıkmasından yoksundur.
Diğer yandan, beşten büyük olma iddiasını sürdürmek ve içini doldurmak için gerekli olan tarihsel mirastan yoksunluk gerçeği ile sürekli biçimde karşı karşıya gelinmektedir. Bu gün önümüze büyük bir dünya haritası alsak, denizleri, okyanusları, kutup bölgelerini, velhasılı tüm köşede bucakta kalmış ada, yarımada, körfez ve kayalık isimlerini dikkatli biçimde incelesek ne yazık ki bu “küresel beşli çetenin” kültürü ve simgeleri ile karşı karşıya kalırız.
Bu nedenle şimdilik, tarihsel mirasımızın Gazze’de hoyratça yağmalanması karşısında ateşkese razı etmek için birleşik devletlerin çete başına rüşvet vermek zorunda kalan müslüman liderler gerçeği ile karşı karşıya olmaya devam edecek gibi görünüyoruz. Ve bu nedenle parasını ödediğimiz silahlarımızı teslim almak için bile bin naz yapmak zorunda kalıyoruz. Çünkü dünyayı, içindekileri, bu günü ve geleceği açıklama çabasına sahip olma bakımından bir kaç yüzyıllık tembelliğimizden kurtulamıyor; üstelik bu tarihsel açığı kapatmak için özel bir gayret göstermekten hala uzak bulunuyoruz.