Bir sonbahar öğlesiydi. İstanbul’un göğü, gri bir düşünceye benziyordu; ne yağmur vardı ne de güneş, sadece kararsız bir hava.
Peyami Safa, masasının başında, kâğıtlarla, küllüklerle ve sessiz bir yorgunlukla çevriliydi.
Kalemi bir süre parmaklarının arasında çevirdi, sonra yanına eğildi, yarı dolu küllükteki sigarayı fark etti.
Ucu sönmüştü, ama külünde hâlâ bir sıcaklık vardı — tıpkı kendisinde olduğu gibi.
Tam o sırada telefon çaldı.
Arayan, yakın dostu ve ruh tahlilinin meraklısı, doktor Ayhan Songar’dı.
Sesi neşeliydi, hatta biraz gururlu:
— “Üstad,” dedi, “bir haberim var! Sigarayı bıraktım.”
Peyami, telefonu bir an sessizce tuttu. Cümlenin içinden bir anlam arar gibi sustu. Sonra derin bir nefes aldı, sigara paketine uzandı, çakmağını yaktı, dumanı ağır ağır odanın içine bıraktı.
Ve kendi o kendine has alaycılığıyla, ama içten gelen bir bilgelikle konuştu:
— “Ayhan, bir sigara yak da öyle konuşalım. Bir başa bir duman lazımdır.”
Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu — sonra hafif bir gülümseme.
Çünkü Songar, onun ne dediğini anladı:
Peyami için sigara bir alışkanlık değil, düşüncenin dumanla görünür hâliydi.
Bir nefesle başlar, bir dumanla biten o aralıkta insan biraz kendini, biraz varlığı düşünürdü.
Küllükte yanan sigara, masa lambasının ışığında ince bir çizgi gibi yükseliyordu.
O çizgi, onun zihninin kıvrımlarına benziyordu; netameli, ince, kararsız ve zarif.
Bir an, dumanın içinde düşüncelerini seyreder gibi baktı:
İnsan, bir duman kadar kayıptı belki de — bir süre görünür, sonra yok olurdu.
“Bir başa bir duman lazımdır,” demişti ya…
Belki o duman, düşüncenin yalnızlığını yoldaşsız bırakmayan tek şeydi.
Belki de her büyük fikir, biraz yanmış bir nefesin içinden çıkardı.
Ve o akşam, Ayhan Songar sigarasını yeniden yaktı.
Kül tablasına düşen ilk kül parçası, iki dostun arasında sessiz bir tebessüm gibi parladı.
O günden sonra her ikisi de biliyordu:
Hayatta bazı alışkanlıklar değil, bazı manalar bırakılmaz.
Çünkü bazı dumanlar, insanın kendisidir.
Dumanın Ontolojisi: Peyami Safa’nın Melankolik İronisi
Bir masanın üstünde yarısı sönmüş bir sigara…
Odanın içinde asılı duran duman, adeta düşüncenin biçim değiştirmiş hâli gibiydi.
Peyami Safa, her zamanki gibi yazı masasının başında, kalemiyle düşünceleri arasında ince bir hat kuruyordu.
Mürekkep cümleye dönüşmeden önce, duman havaya karışıyor, sanki o da bir fikir gibi süzülüyordu.
Her nefes bir soru, her duman bir cevap gibiydi.
O sırada telefon çaldı.
Sesiyle birlikte zamandan bir parça koptu.
Arayan, tıp âleminin zeki ruh doktoru — dostu Ayhan Songar’dı.
Neşeli, kendinden emin bir tonla konuştu:
— “Üstad, bil bakalım ne yaptım? Sigarayı bıraktım!”
Cümle odada yankılandı.
Bir anlık sessizlik oldu; Peyami’nin yüzünde belirsiz bir tebessüm gezindi.
Sanki o cümlede bir trajedi sezmişti — insanın kendisinden bir şeyi eksiltmesi gibi bir hâl.
Çakmağı eline aldı, yavaşça bir sigara yaktı,
ve nefesini derin bir dikkatle havaya bırakarak dedi ki:
— “Ayhan, bir sigara yak da öyle konuşalım. Bir başa bir duman lazımdır.”
Bu cümle, ironik bir tebessümle kurulmuştu ama altında bir varlık düşüncesi yatıyordu.
Çünkü Peyami için sigara, bir zevk değil, varoluşun görünür şekliydi.
Dumanın kıvrılıp yükselişi, insan zihninin dalgalı seyrine benzerdi;
her nefes bir hatırlayış, her kül bir unutuluştu.
O, dumanı tüttürürken sadece tütünü değil,
insanın içinde yanıp kül olan tarafını da seyrediyordu.
Sigaradan çıkan her duman,
bir düşüncenin son nefesiydi sanki.
Belki de o yüzden demişti:
“Bir başa bir duman lazımdır.”
Çünkü her bilinç, kendini taşımak için bir vasıta ister.
Kimisi dua eder, kimisi şiir yazar,
o ise düşünürken dumanın içinde kaybolmayı severdi.
Duman, onun için varlığın hem deliliydi, hem reddi.
Bir an var olurdu, sonra silinirdi.
Tıpkı insan gibi —
görünür, yanar, kaybolur.
Ayhan Songar o gün, telefonu kapattığında
sigarasını yeniden yaktı.
O duman iki dostun arasında sessiz bir düşünce gibi birleşti.
Ve belki de ikisi de anladı ki:
Bazı alışkanlıklar bedenin değil, ruhun refleksidir.
Bırakılmaz, çünkü insana kendini hatırlatır.
Ve o akşam, İstanbul’un puslu havasında
bir evin penceresinden yükselen duman,
sadece bir tütün değil —
düşüncenin varlıkla imtihanıydı.