Doç. Dr. Bahriye Üçok (1919-1990), Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve akademik yaşamında derin, kalıcı ve çok katmanlı izler bırakmış bir aydınlanma öncüsüdür. Yalnızca bir akademisyen değil, aynı zamanda kararlı bir siyasetçi, üretken bir yazar ve en önemlisi, laiklik ilkesinin ve kadın haklarının yılmaz bir savunucusuydu. Üçok’un bilimsel bilgiyi toplumsal sorumlulukla harmanlayan özgün duruşu, ona hem geniş bir saygı hem de radikal çevrelerin düşmanlığını kazandırmıştır. Hayatını bilimsel hakikate, kadın-erkek eşitliğine ve Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlanma ilkelerine adamış, bu uğurda 6 Ekim 1990 tarihinde düzenlenen alçakça bir suikast sonucu şehit edilmiştir. Üçok’un entelektüel mirası, günümüz Türkiye’sinde din, devlet, siyaset ve toplum üzerine süregelen derin tartışmaların ve kutuplaşmaların anlaşılması için kilit bir referans noktası olmayı sürdürmektedir.
I. Erken Yaşam, Çok Yönlü Eğitim ve Akademik Kimliğin Oluşumu
Bahriye Üçok, 1919 yılında Karadeniz’in kadim şehri Trabzon’da dünyaya geldi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında şekillenen Üçok, erken yaşlardan itibaren olağanüstü bir öğrenme kapasitesi ve çok yönlü bir ilgi alanı sergiledi. Yüksek öğrenimine, akademik titizliğin ve bilimsel derinliğin merkezi olan Ankara Üniversitesi’nde başladı. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) Ortaçağ Türk-İslam Tarihi Bölümü’nü başarıyla bitirdi. Bu eğitimi, onun İslam tarihi ve medeniyeti hakkında sağlam bir bilgi birikimine sahip olmasının temelini atmıştır.
Ancak Üçok’un entelektüel kimliği tek bir alanla sınırlı değildi. Aynı dönemde, sanatsal yeteneğini ve estetik duyarlılığını geliştirmek amacıyla Ankara Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nü de tamamladı. Bir tarihçi ve ilahiyatçı adayı olarak aynı anda piyano çalmayı ve aryalar söylemeyi öğrenmesi, onun rasyonel analizi ve duygusal ifadeyi birleştiren bütüncül bir insan modeli arayışında olduğunu göstermektedir. Bu çift anadal formasyonu, Üçok’un hem bilimsel köklere hem de kültürel zenginliğe sahip, nadir bulunan bir aydın profilini ortaya çıkarmıştır.
1940’lı yıllarda lise öğretmenliği yaparak on bir yıl boyunca bilgi ve birikimini genç nesillere aktaran Üçok, 1953 yılında akademik kariyerine geri dönüş yaparak bir ilke imza attı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne öğretim üyesi olarak kabul edilen Üçok, böylece fakültenin tarihindeki ilk kadın öğretim üyesi unvanını kazandı. Bu, dönemin muhafazakâr çevreleri için dahi alışılmışın dışında, devrim niteliğinde bir olaydı ve Üçok’un kararlılığını ispatlamıştır.
II. İslam Bilimine Özgün ve Çağdaş Yaklaşımı
1954 yılında “İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar” adlı teziyle doçentliğe yükselen Üçok, akademik çalışmalarını İslam Tarihi, Hukuku ve Sosyolojisi alanlarında yoğunlaştırdı. Onun din bilimine yaklaşımı, geleneksel ilahiyatçıların aksine, bilimsel metodoloji, tarihsel eleştiri ve rasyonel düşünce üzerine kuruluydu.
Üçok, Arapça ve Farsça gibi temel kaynak dillerine hakimiyeti sayesinde, Kur’an-ı Kerim’i ve hadisleri tarihsel bağlamları içinde, dönemin kültürel ve sosyal koşullarını dikkate alarak yorumlamıştır. Bu yaklaşım, ona dini hükümleri dogmatik bir katılık yerine, İslam’ın özüne, ahlakına ve evrensel mesajına odaklanarak esnek bir şekilde ele alma imkânı sağlamıştır. Ona göre; din, değişmez hükümlerden oluşan bir kalıp değil, bireyin vicdanını ve toplumsal ahlakı şekillendiren, yorumlanabilir bir inanç sistemidir.
A. Kadın Hükümdarlar Çalışması ve Feminist Okumalar
Üçok’un en dikkat çekici akademik katkılarından biri, doçentlik tezinden çıkan İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar adlı eseridir. Bu çalışmada, Memlükler, Fatımiler ve Delhi Sultanlığı gibi İslam devletlerinde tahta çıkmış ve başarılı yönetimler sergilemiş kadınları titizlikle incelemiştir. Amacı, İslam’ın kadınların siyasi ve idari rollerini yasakladığı yönündeki yaygın ve dar görüşlü inanışı tarihsel verilerle çürütmekti. O, İslam’ın ilk dönemlerinde ve Orta Çağ’da kadınların aktif bir siyasi rol üstlendiğini göstererek, kadınların kamusal yaşamdan dışlanmasının dinsel bir zorunluluktan ziyade, sonradan gelişen kültürel ve siyasi iktidar yorumlarının sonucu olduğunu bilimsel olarak ispatlamıştır.
B. Din ve Siyaset İlişkisine Dair Eleştirisi
Üçok, dinin siyasete bir araç olarak kullanılmasını en sert dille eleştiren ilahiyatçılardan biriydi. Eserlerinde ve makalelerinde, tarihte siyasal iktidarların dini nasıl kendi çıkarları için manipüle ettiğini, hurafeleri ve dogmaları nasıl yaygınlaştırdığını detaylıca açıklamıştır. Onun için din, bireylerin kendi vicdanıyla kurduğu kutsal bir bağ olup, kamusal yaşamda siyasi çekişmelerin veya ideolojik zorlamaların bir parçası olmamalıydı. Bu duruşu, gerçek laikliğin Türkiye için yegâne kurtuluş yolu olduğu inancını pekiştirmiştir.
III. Siyasi Yaşam, Laiklik Mücadelesi ve Düşünsel Çerçevesi
Bahriye Üçok, teorik bilgi birikimini toplumsal eyleme dökme sorumluluğunu üstlenerek aktif siyasete atıldı. 1971 yılında Cumhuriyet Senatosu’na Kontenjan Senatörü olarak atanması, onun siyaset sahnesindeki ilk adımı oldu. 1977’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) saflarına katıldı. 12 Eylül Darbesi’nin ardından, 1983 yılında kurulan Halkçı Parti (HP)’nin kurucuları arasında yer aldı ve aynı yıl yapılan seçimlerde Ordu Milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi. Daha sonra HP, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile birleştiğinde de bu partideki aktif görevini sürdürdü.
Siyasi kariyerinin merkezinde, onun ilahiyatçı kimliği ile savunduğu laiklik ilkesi yer almaktaydı.
A. Laikliğin Teminatı: Din ve Vicdan Özgürlüğü
Üçok, laikliğin ne dinsizlik ne de dine karşı bir düşmanlık olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Ona göre laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede olmasını ve bireyin din/vicdan özgürlüğünün güvence altına alınmasını sağlayan tek sistemdir. İlahiyatçı kimliğiyle bu tezi savunması, onu din-siyaset ilişkisi üzerine konuşan diğer siyasetçilerden ayırmıştır.
Üçok’un laiklik anlayışında, dinin kamusal alanda bir kimlik belirleyici veya ayrıştırıcı unsur olarak kullanılmasına kesinlikle karşı çıkılır. O, siyasi yelpazenin her iki ucundaki grupların da laikliği çarpıtmaya çalıştığını görmüş ve eleştirmiştir. Bir yanda laikliği dine baskı yapmak olarak algılayan katı yorumlara karşı çıkarken, diğer yanda dini siyasete alet eden radikal grupların Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı için en büyük tehdit olduğunu öne sürmüştür.
Bu bağlamda başörtüsü meselesine dair yorumları bile, özgürlük ve laiklik prensipleri çerçevesinde ele alınmıştır. Başörtüsünün kişisel bir tercih ve inanç meselesi olduğunu kabul ederken, kamusal alanda bir zorlama veya siyasal simge haline getirilmesine şiddetle karşı çıkmıştır. Bu dengeli ve özgürlükçü yaklaşım, onu tüm dogmatik çevrelere hedef haline getirmiştir.
B. Atatürkçülük ve Aydınlanmacı Kimlik
Bahriye Üçok, düşüncelerinin temelini Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlanma ilkelerine dayandırmıştır. Eserlerinde ve konuşmalarında, Atatürk’ün akla, bilime ve medeniyete verdiği önemin, İslam’ın ilk emri olan Oku emriyle tam bir uyum içinde olduğunu savunmuştur. O, Atatürk devrimlerinin, Türk toplumunu Orta Çağ’ın dogmalarından ve hurafelerinden kurtararak, İslam’ın özündeki rasyonel ve ilerici yönünü ortaya çıkarma çabası olduğunu düşünmüştür.
Atatürk’ün İzinde Bir Arpa Boyu adlı eseri, onun bu aydınlanmacı misyonunu ve siyasi evrimini özetler. Bu eser, Üçok’un bilimsel titizlikle siyasi aktivizmi nasıl birleştirdiğini gösteren önemli bir kaynaktır.
C. Eğitim ve Toplumsal Misyon
Üçok, aydınlanma misyonunu sadece akademik çevrelerle sınırlı tutmamıştır. Sık sık televizyon programlarına katılarak ve gazete yazıları yazarak halkı aydınlatma sorumluluğunu üstlenmiştir. Dini konuları halkın anlayacağı sade bir dille açıklarken, Kur’an’daki hükümleri çağdaş insan hakları ve bilimsel gelişmeler ışığında yorumlamıştır. Bu açık ve şeffaf yaklaşımı, toplumsal hurafeleri ve dogmatik inançları hedef almış, bu durum karanlık odaklar tarafından “dine saldırmak” olarak nitelendirilerek Üçok’a karşı nefret ve şiddeti körüklemiştir.
IV. Suikast ve Mirasın Kalıcılığı
Doç. Dr. Bahriye Üçok, laiklik ve çağdaş İslam yorumu konusundaki tavizsiz duruşu nedeniyle, 1980’li yılların sonlarında giderek artan tehditler almaya başladı. Özellikle dini siyasallaştıran çevrelerle girdiği açık tartışmalar, onu hedef tahtasına oturtmuştur. 6 Ekim 1990 tarihinde, Ankara Çankaya’daki evine posta yoluyla gönderilen ve içine C-4 tipi patlayıcı yerleştirilmiş bir kitap paketi, patlayarak Üçok’un feci şekilde hayatını kaybetmesine neden oldu.
Bu suikast, Türkiye’deki aydınlara yönelik karanlık bir dönemin acı örneği olmuş ve faili meçhul cinayetler zincirine eklenmiştir. Üçok’un ölümü, Türkiye’nin aydınlanma, laiklik ve demokrasi mücadelesinde büyük bir kayıp olarak tarihe geçmiştir.
V. Sonuç
Bahriye Üçok hem bilimsel derinliği hem de politik cesareti ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli aydınları arasına adını altın harflerle yazdırmıştır. O, İlahiyat Fakültesi’nin ilk kadın hocası olarak bilimin kapılarını aralamış, bir siyasetçi olarak ise laikliğin ve kadın-erkek eşitliğinin toplumsal yaşamın teminatı olduğunu yılmadan savunmuştur.
Üçok’un yaşamı ve trajik ölümü, Türkiye’de bilim ve akıl ile dogmatizm ve cehalet arasındaki bitmeyen mücadelenin somut bir örneğidir. Onun bilimsel metotla dinin yorumlanabileceği ve laikliğin inanç özgürlüğünü koruduğu yönündeki mesajı, günümüzdeki kutuplaşmış siyasal iklimde dahi önemini korumaktadır.
Doç. Dr. Bahriye Üçok’un mirası; sadece ismi cadde ve kurumlarda yaşatılmakla kalmamış, aynı zamanda özgür, bilimsel düşünen ve laik Türkiye idealine inanan her bireyin vicdanında ve mücadelesinde yaşamaya devam etmektedir. O, bir aydınlanma şehidi olarak, ülkesinin daha adil, daha bilimsel ve daha özgür bir geleceğe ulaşması için ödediği ağır bedelle daima hatırlanacaktır.