Türkiye’de 1968 kuşağı, yalnızca yerel bir sistem muhalefeti üretmekle kalmamış, aynı zamanda küresel kapitalizme, Amerikan emperyalizmine ve onun bölgesel uzantılarına karşı enternasyonalist bir mücadele hattı örmüştür. Bu kuşağın en önemli kuramcılarından ve pratik önderlerinden biri Mahir Çayandır. Mahir Çayan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (THKP-C) ideolojik temellerini atmış, Ortadoğu’nun jeopolitik gerçekliğini de analiz etmiştir. Çayan’ın düşünce sistematiğinde Siyonizm ve İsrail Devleti, bağımsız birer aktör olmaktan ziyade, Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakolu olarak kavramsallaştırılmıştır. Bu çalışma, Mahir Çayan’ın Siyonizme karşı açtığı mücadele bayrağını, onun Suni Denge, Yeni Sömürgecilik ve Kesintisiz Devrim kuramları bağlamında akademik bir perspektifle incelemektedir.
1968 Kuşağının Küresel ve Yerel Bağlamı
1960’lı yılların ikinci yarısı, tüm dünyada kapitalist tahakküme, sömürgeciliğe ve emperyalist savaşlara karşı kitlesel başkaldırıların yaşandığı bir dönemdir. Vietnam Savaşı’na karşı gelişen küresel öfke, Küba Devrimi’nin yarattığı umut ve Latin Amerika’daki gerilla hareketleri, dünyanın dört bir yanındaki gençlik hareketlerini radikalleştirmiştir. Türkiye özelinde ise 1968 hareketi, başlangıçta üniversite reformu gibi daha akademik ve demokratik taleplerle yola çıksa da kısa sürede anti-emperyalist bir nitelik kazanmıştır.
Bu dönemin en belirgin figürlerinden biri olan Mahir Çayan, öğrenci liderliğinden silahlı mücadele önderliğine uzanan kısa ama teorik olarak oldukça yoğun yaşamında, Türk solunun yönünü belirleyen temel tezler ortaya koymuştur. Çayan ve yoldaşları için mücadele salt Türkiye sınırları içine hapsedilemezdi; çünkü onlara göre emperyalizm küresel bir sistemdi ve bu sisteme karşı verilecek savaşım da enternasyonalist bir karakter taşımak zorundaydı. Bu bağlamda, Ortadoğu’nun kalbinde kanayan bir yara olan Filistin sorunu ve bu sorunun sebebi olarak görülen Siyonizm, 1968 kuşağının ve özelde Mahir Çayan’ın en keskin itiraz noktalarından birini oluşturmuştur.
Yeni-Sömürgecilik ve Ortadoğu’nun Ekonomi Politiği
Mahir Çayan’ın Siyonizme yönelik eleştirilerini anlayabilmek için öncelikle onun emperyalizm teorisini kavramak gerekmektedir. Çayan, emperyalizmin “Üçüncü Bunalım Dönemi” olarak adlandırdığı İkinci Dünya Savaşı sonrası konjonktürde, klasik sömürgeciliğin yerini “yeni-sömürgeciliğe” (neo-kolonyalizm) bıraktığını savunur. Çayan’a göre, emperyalizm artık ülkeleri doğrudan askeri işgal altında tutmak yerine, o ülkelerin yerli burjuvazisi ve oligarşisi ile bütünleşerek “gizli işgal” (içselleşmiş emperyalizm) mekanizmasını kurmuştur.
Ancak Ortadoğu, sahip olduğu zengin enerji kaynakları ve jeostratejik konumu nedeniyle emperyalizm için özel bir statüye sahiptir. Bu bölgede emperyalizmin çıkarlarının salt ekonomik anlaşmalarla veya işbirlikçi yerel hükümetlerle korunması her zaman garanti altına alınamaz. Bu noktada emperyalizmin, bölgedeki devrimci ve ulusal kurtuluşçu dinamikleri bastırmak, Arap halklarının birliğini engellemek ve enerji yollarını güvence altına almak için kalıcı, silahlı ve agresif bir müttefike ihtiyacı vardır. Çayan’ın teorik altyapısında bu müttefik, ideolojik harcını Siyonizmden alan İsrail devlet mekanizmasıdır.
Siyonizmin İleri Karakol Olarak Kavramsallaştırılması
Mahir Çayan ve dönemin diğer Marksist-Leninist önderleri, Siyonizmi hiçbir zaman basitçe bir “Yahudi milliyetçiliği” veya teolojik bir mesele olarak okumamışlardır. Onların literatüründe Siyonizm, doğrudan doğruya emperyalizmin Ortadoğu’ya yerleştirdiği bir ileri karakoldur.
Çayan’ın temel eseri Kesintisiz Devrim broşürlerinde doğrudan uzun İsrail analizleri yer almasa da yazılarında kullandığı anti-emperyalist metodoloji bu konudaki tutumunu netleştirir. Çayan’a göre, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğündeki dünya emperyalist sistemi, Ortadoğu’daki statükoyu korumak zorundadır. İsrail, bu bağlamda, bölgedeki anti-emperyalist, sosyalist veya radikal Arap milliyetçisi hareketlere (örneğin Mısır’da Cemal Abdülnasır, Suriye veya Filistin Kurtuluş Örgütü) karşı kullanılan bir “bölgesel jandarma” işlevi görmektedir.
Siyonizmin yayılmacı politikaları (yerleşimci sömürgecilik), Türk solu tarafından emperyalizmin pazar ve nüfuz alanı genişletme stratejisinin bir alt kümesi olarak değerlendirilmiştir. Bu yüzden Çayan’ın Siyonizme karşı açtığı bayrak, antisemitik veya dini bir refleks değil; tamamen sınıfsal, politik ve anti-emperyalist bir reflekstir. Düşman, bir inanç grubu değil, emperyalizmle organik bağlar kurmuş olan yayılmacı-kolonyalist bir devlet aklıdır.
1967 Arap-İsrail Savaşı ve Radikalleşme Süreci
Mahir Çayan’ın da içinde bulunduğu 68 kuşağının Siyonizm karşıtı tutumunun keskinleşmesinde en önemli tarihsel kırılma noktası, 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’dır. Bu savaşta İsrail’in, Mısır, Suriye ve Ürdün’ü çok kısa sürede ağır bir yenilgiye uğratması ve topraklarını genişletmesi (Golan Tepeleri, Batı Şeria, Gazze ve Sina Yarımadası’nın işgali), tüm dünyada olduğu gibi Türkiye solunda da büyük bir ses meydana getirmiştir.
1967 Savaşı, Türk devrimcilerine şu gerçeği göstermiştir: Ortadoğu’da emperyalizme karşı verilecek mücadelenin başarıya ulaşması, İsrail’in askeri ve politik tahakkümünün kırılmasına bağlıdır. Çayan’ın önderlik ettiği hareket, Türkiye’deki Amerikan üslerine (6. Filo protestoları gibi) karşı verdikleri mücadele ile Filistin halkının Siyonizme karşı verdiği mücadeleyi aynı denklemin iki farklı değişkeni olarak görmüştür. Ortak düşman, Amerikan emperyalizmi ve onun desteklediği gerici Siyonist rejimlerdir.
Enternasyonalizm, Pratik Dayanışma ve El-Fetih Kampları
Mahir Çayan’ın teorik düzlemde yürüttüğü anti-Siyonist ve anti-emperyalist mücadele, o dönemin devrimci pratiğinde somut bir karşılık bulmuştur. Enternasyonalizm, 1968 kuşağı için sadece kitaplarda geçen bir kavram değil, kanla ve canla ödenen bir eylem biçimiydi.
Çayan’ın teorisini oluşturduğu THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) ve Deniz Gezmiş’in liderliğini yaptığı THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) gibi örgütlerin militanları, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında Ürdün, Suriye ve Lübnan’daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve El-Fetih kamplarına giderek askeri ve siyasi eğitim almışlardır. Bu kamplar, Türk devrimcileri için sadece birer eğitim alanı değil, aynı zamanda Siyonizme karşı omuz omuza savaştıkları birer siper olmuştur.
Mahir Çayan ve yoldaşları, Suni Dengeyi (emperyalizmin kitleler üzerinde kurduğu ideolojik ve baskıcı hegemonyayı) kırmak için başlattıkları “Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi”ni (PASS) hayata geçirirken, Filistin direnişinin gerilla taktiklerinden ve kararlılığından da etkilenmişlerdir. Çayan’a göre, Türkiye’de emperyalizmin ve oligarşinin yenilmesi, doğrudan doğruya Ortadoğu’da Siyonizmin ve işbirlikçi Arap rejimlerinin zayıflamasına hizmet edecekti. Bu karşılıklı bir devrimci diyalektikti.
Dinsel Değil, Politik Bir Karşıtlık Ontolojisi
Günümüzde Ortadoğu’daki çatışmalar genellikle dinler arası veya etnik bir bağlamda okunmaya çalışılmaktadır. Ancak Mahir Çayan ve 1968 kuşağının Siyonizme karşı yükselttiği bayrağın en belirleyici akademik ve sosyolojik özelliği, bu çatışmayı kesinlikle din dışı, seküler ve sınıfsal bir temelde okumasıdır.
Çayan’ın metinleri ve THKP-C savunmaları incelendiğinde, Yahudi halkına karşı en ufak bir nefret söylemine rastlanmaz. İtiraz edilen nokta; Siyonizmin “vaat edilmiş topraklar” (Arz-ı Mevud) mitini kullanarak emperyalist destekle bir işgal devleti kurması, yerli Filistin halkını mülteci konumuna düşürmesi ve bölgesel bir jandarma rolü üstlenmesidir. Çayan’ın Marksist epistemolojisinde, Siyonizm bir devlet terörü ve ırkçılık formudur. Dolayısıyla bu mücadele, ezilen bir halkın (Filistinlilerin) ezen bir aygıta (Siyonist devlete ve onun hamisi emperyalizme) karşı meşru müdafaası olarak formüle edilmiştir.
Ortadoğu’nun Kurtuluşu Denklemi
Mahir Çayan, “Kesintisiz Devrim” sürecinde ulusal kurtuluş mücadeleleri ile sosyalist devrim arasındaki ayrılmaz bağa dikkat çeker. Geri bıraktırılmış ülkelerde devrim, önce anti-emperyalist ve anti-oligarşik bir nitelik taşıyacak, ardından kesintisiz bir şekilde sosyalist inşaya yönelecektir. Bu bağlamda Çayan, Filistin halkının Siyonizme karşı verdiği ulusal kurtuluş mücadelesini demokratik ve haklı bir savaş olarak meşrulaştırmıştır.
Çayan’a göre, Siyonist İsrail’in varlığı, yalnızca Filistinliler için değil, Türkiye dahi tüm Ortadoğu halkları için bir tehdittir. Çünkü bu yapı, sürekli olarak gerilim üreterek, bölge ülkelerinin kaynaklarının silahlanmaya ve çatışmaya harcanmasına neden olmakta, böylece yerel oligarşilerin halkları güvenlik paranoyası ile sindirmesine zemin hazırlamaktadır. İsrail’in varlığı, bölgedeki işbirlikçi rejimlerin ayakta kalması için bir bahane ve bir kaldıraç işlevi de görmektedir.
Sonuç
Mahir Çayan ve Türkiye’nin 1968 kuşağı, Siyonizme karşı verdikleri mücadeleyi duygusal bir tepkinin çok ötesinde, tutarlı bir teorik temele oturtmuşlardır. Çayan’ın analizlerinde Siyonizm; dünya kapitalist sisteminin işleyiş yasalarından, yeni-sömürgecilikten ve ABD’nin küresel hegemonyasından bağımsız olarak anlaşılamaz. İsrail, salt Ortadoğulu bir aktör değil, Batı emperyalizminin bölgedeki silahlı ve kurumsal temsilcisidir.
Çayan’ın açtığı bu mücadele bayrağı, Siyonizm karşıtlığını antisemitizmden kesin bir çizgiyle ayırmış; meseleyi dinler arası bir savaş olmaktan çıkarıp, ezen ile ezilen, sömürgeci ile sömürgeleştirilen arasındaki tarihsel sınıf savaşımının bir parçası olarak konumlandırmıştır. 1972 yılında Kızıldere’de hayatını kaybeden Mahir Çayan, ardında bıraktığı teorik miras ve pratik enternasyonalizm örneği ile, Türk devrimci hareketinin Filistin davasına bakış açısını bugünlere kadar etkileyecek sarsılmaz bir paradigma inşa etmiştir. Bu paradigma, anti-emperyalist olmadan anti-Siyonist olunamayacağını; Siyonizme karşı çıkılmadan da tutarlı bir anti-emperyalist olunamayacağını belirten diyalektik bir bütündür.