Yedi Ulu Ozan Geleneği ve Tarihsel Bağlam
Alevi-Bektaşi inanç sistemi, doğası gereği dogmatik ve yazılı bir teolojiden ziyade, büyük ölçüde sözlü kültür, menkıbeler ve bu kültürel mirasın en güçlü taşıyıcıları olan ozanların nefesleri etrafında şekillenmiş batıni bir gelenektir. Bu gelenek içerisinde, deyişleri cemlerde adeta birer ayet gibi okunan, öğretileri nesiller boyu aktarılan ve yola ışık tutan yedi büyük şair, Yedi Ulu Ozan olarak kabul görmüştür. Şah İsmail Hatayi, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Virani, Yemini ve Seyyid Nesimi’den oluşan bu yedi şahsiyet, sadece birer edebiyatçı değil, aynı zamanda birer inanç önderi, mürşit ve toplumun vicdanı olarak görülür. Onların eserleri, inancın estetik, felsefi ve ahlaki kodlarını içeren bir külliyat niteliğindedir.
Bu ulu ozanlar arasında Seyyid Nesimi, 14. yüzyılın siyasi ve dini çalkantılarla dolu atmosferinde, heterodoks İslam’ın ve batıni düşüncenin filizlendiği bir coğrafyada ortaya çıkmıştır. Moğol istilalarının yarattığı otorite boşluğu ve farklı sufi ekollerin yayılması, Nesimi’nin radikal düşüncelerinin zemin bulmasına olanak tanımıştır. Onun şiiri, Hallac-ı Mansur’un Enel Hak (Ben Hakk’ım) nidasının asırlar sonraki en gür ve en sanatsal yankısıdır. Bu yankı, onu hem ölümsüz bir şair hem de inancı uğruna canını feda eden bir direniş sembolü yapmıştır.
Bir Mürşidin İzinde: Hayatı, Hurufilikle Tanışması ve Trajik Şehadeti
Asıl adının İmadüddin olduğu rivayet edilen Nesimi’nin doğum yeri ve tarihi kesin olmamakla birlikte, 14. yüzyılın ikinci yarısında Bağdat veya Şamahı civarında doğduğu kabul edilir. Hayatının dönüm noktası, Astarabadlı Fazlullah-ı Hurufi (1340-1394) ile tanışmasıdır. Fazlullah tarafından sistemleştirilen Hurufilik, evrenin ve ilahi hakikatin sırlarının harflerde ve bu harflerin insan yüzündeki tecellisinde gizli olduğu temeline dayanan batıni bir doktrindir. Nesimi, bu öğretiye sadece bir mürit olarak bağlanmamış, Fazlullah’ın en yetkin halifelerinden biri haline gelerek mürşidinin idam edilmesinden sonra bu inancı yayma görevini üstlenmiştir.
Bu misyonla Anadolu, Azerbaycan ve Suriye’yi dolaşmış, düşüncelerini şiirleri aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırmıştır. Ancak onun Tanrı-insan birliğini savunan ve insanın kutsallığını merkeze alan öğretisi, dönemin Sünni uleması ve siyasi otoriteleri tarafından küfür ve zındıklık olarak nitelendirilmiştir. Özellikle Halep’te vaaz verirken dile getirdiği fikirler büyük tepki çekmiş, Mısır Memlük Sultanı’nın emri ve yerel din adamlarının fetvasıyla yargılanarak yaklaşık 1417 yılında feci bir şekilde derisi yüzülerek idam edilmiştir. Bu vahşi ölüm, onun Alevi-Bektaşi hafızasındaki yerini perçinlemiştir. Şehadeti, zahiri şeriata karşı batıni hakikatin, dogmaya karşı özgür düşüncenin ve zalim otoriteye karşı mazlumun direnişinin trajik bir simgesine dönüşmüştür. Onun bedeni, tıpkı Hallac-ı Mansur gibi, savunduğu Enel Hak davasının kanıtı olmuştur.
Harflerin Sırrı ve İnsan Yüzünün Kutsallığı: Nesimi Şiirinde Hurufi Felsefe
Nesimi’nin şiirini anlamak, Hurufilik felsefesini anlamaktan geçer. Hurufiliğe göre Allah, kendi gizli hazinesini bilinir kılmak için evreni yaratmıştır ve bu yaratılışın özü, sesler ve onlara karşılık gelen harflerdir. Kutsal metin olan Kuran’ın batıni anlamı, 28 Arap harfinin sırlarında saklıdır. Bu sırrın en kâmil tecelligahı ise İnsan-ı Kamildir.
Hurufi doktrininde insan yüzü, Mushaf-ı Natık yani Konuşan Kitaptır. Yüzde bulunan yedi temel hat (iki kaş, dört kirpik ve saçın başlangıç çizgisi), Kuran’ın özü kabul edilen Fatiha Suresi’nin yedi ayetine (Seb’ul-Mesânî) tekabül eder. Dolayısıyla, Tanrı’yı arayan kişi, O’nu dışarıda değil, kendi varlığında ve özellikle kendi yüzünde bulmalıdır. Nesimi, bu kompleks felsefeyi, eşsiz bir sanat gücüyle şiirlerine dökmüştür:
“Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam”
Bu dizeler, basit bir övünmenin çok ötesinde, Vahdet-i Vücud’un ve Hurufiliğin zirve ifadesidir. Şair, kendi varlığının, görünen maddi evrenden (kevn ü mekân) çok daha geniş ve aşkın olduğunu, mekânsızlık cevherini (Tanrısal özü) taşıdığını beyan eder. Bu, insanın potansiyelindeki ilahi yüceliğe yapılan bir vurgudur.
Bir başka şiirinde ise insan yüzünün kutsallığını şu şekilde dile getirir:
“Ey yüzü mushaf, kaşların tefsir, sözün Kur’an-ı Nâtık, Âyet-i vechindeki seb’ul-mesânîdir hatın.”
Burada sevgili ya da İnsan-ı Kâmil, yüzü Kuran’a, kaşları bu kitabın yorumuna, sözleri ise konuşan Kuran’a benzetilir. Yüzündeki yedi hat ise doğrudan Fatiha Suresi olarak tanımlanır. Bu, Hurufiliğin temel tezinin en net ve lirik anlatımlarından biridir. Nesimi, Tanrı’yı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp, insanın somut varlığında müşahede edilecek bir hakikat olarak sunar.
Yedi Ulu Ozan Arasındaki Müstesna Konumu ve Kalıcı Mirası
Seyyid Nesimi’nin Yedi Ulu Ozan konumundaki sarsılmaz yerini birkaç temel nedene bağlamak mümkündür:
Tevhid Anlayışının Radikal Yorumu: Nesimi, tasavvufun temel direklerinden olan Vahdet-i Vücud’u, İbn Arabi’nin felsefi soyutlamasından çıkararak, insanın biyolojik varlığına indirgemiş ve somutlaştırmıştır. Bu cesur yorum, Alevi-Bektaşi inancındaki “Hak-Muhammed-Ali” birlemesi ve Tanrı’nın insanda tecelli ettiği yönündeki inançla tam bir uyum içindedir. Onun Enel Hak nidası, bireysel bir vecd halinin ötesinde, tüm insanlığın potansiyelindeki ilahi özün ilanıdır.
Şehadet ve Direniş Kültürünün Kurucu Ögesi: Nesimi’nin derisinin yüzülerek şehit edilmesi, onun menkıbevi bir kahramana dönüşmesini sağlamıştır. Bu olay, Alevi-Bektaşi tarihinde inanç ve kimlik uğruna verilen mücadelenin ve ödenen bedellerin en güçlü sembollerinden biri olmuştur. Pir Sultan Abdal’ın darağacına yürümesi gibi, Nesimi’nin ölümü de zalim düzene ve bağnazlığa karşı bir başkaldırı manifestosu olarak okunur. Onun adı, mazlumiyetin ve aynı zamanda boyun eğmemenin simgesi haline gelmiştir.
Dil ve Edebi Dehası: Nesimi, divanlarını Azerbaycan Türkçesi, Farsça ve Arapça olmak üzere üç dilde kaleme almıştır. Özellikle Türkçe yazdığı şiirlerle, bu dilin yüksek felsefi ve tasavvufi düşünceleri ifade etmedeki gücünü kanıtlamıştır. O, Türkçeyi bir saray ve edebiyat dili olmanın yanı sıra, derin bir teolojinin ve isyanın dili haline getirmiştir. Akıcı, coşkun ve meydan okuyan üslubu, deyişlerinin halk tarafından kolayca benimsenmesini ve cemlerde asırlardır coşkuyla okunmasını sağlamıştır.
Sonuç
Sonuç olarak Seyyid Nesimi, sadece bir şair ve mutasavvıf değil, aynı zamanda düşüncelerini bedeniyle ödeyen bir eylem insanıdır. O, Hurufilik gibi karmaşık bir batıni doktrini, sanatın en yüksek imkanlarıyla ifade ederek onu geniş kitlelerin anlayabileceği bir forma dönüştürmüştür. İnsanı evrenin merkezine koyan, Tanrısal hakikati insanın kendi varlığında arayan felsefesi ve bu yolda gösterdiği eşsiz cesaret, onu Yedi Ulu Ozan’ın en parlak yıldızlarından biri yapmıştır. Nesimi’nin mirası, Alevi-Bektaşi inanç ve kültürünün temel taşlarından biridir; şiirleri, hem ilahi aşkın en lirik ifadeleri hem de zulme karşı direnişin ölümsüz bir manifestosu olarak günümüzdeki önemini ve ilham verici gücünü korumaktadır. Onun trajik yaşamı ve ölümsüz şiirleri, inanç, kimlik ve hakikat arayışının ne denli çetin bir yolculuk olduğunu nesillere aktarmaya devam etmektedir.