Bu sohbet, iki farklı ideolojik bakış açısının karşılaştığı ve birbirlerini anlamaya çalışırken aslında derin fikirsel çatışmaların yüzeye çıktığı bir anı yansıtır. Her bir konuşma, hem dönemin toplumsal dinamiklerini hem de bireylerin ideolojik duruşlarını gözler önüne seriyor. Şimdi, metnin içinde geçen her bir cümleyi ve söylediği sözleri tek tek değerlendirerek, bu sohbeti daha geniş bir perspektifte analiz edelim.
1. Akçura’nın İlk Sözleri:
“Ben bütün nutukları dinleyip durdum, diye devam etti Akçura. – Dediklerin dikkat çekiciydi. Ve şöyle bir soru doğdu kafamda: Söyler misin ben Bolşevikler konusunda hatalı bir fikir mi taşıyorum, yoksa sen bir Bolşevik değil misin? İşte bu soruya cevap aramak için geldim senin yanına…”
Akçura, ilk başta Galiyev’in söylediklerini dikkatle dinlemiş ve fikirlerini sorgulamaya başlamıştır. Buradaki soru, onun, Bolşeviklerin ideolojisine yönelik karışık düşüncelerini ve şüphelerini ortaya koyar. Akçura’nın bu sorusu, aynı zamanda kendi ideolojik duruşunu netleştirme çabasının da bir göstergesidir. Burada, Bolşeviklerin ideolojisine dair kesin bir yargıya varamamış, bu konuda daha fazla bilgi edinmek istemektedir.
Değerlendirme: Bu başlangıç, Akçura’nın açık fikirli olduğunu ve farklı ideolojilere karşı duyduğu merakı yansıtır. Fakat bir noktada kendi düşüncelerini savunmak ve daha sağlam bir tutum almak istiyor. Bu, ona kendi ideolojik çizgisini daha net oluşturma fırsatı tanır.
2. Galiyev’in Cevabı:
“Ben hakikaten Bolşeviğim, Akçura Efendi. Bu mevzuda tereddüte hiç yer yok.”
Galiyev, Bolşevik olduğunu açıkça belirterek, kesin bir duruş sergiler. Buradaki açıklık, onun ideolojisine olan sadakatini gösterir ve şüpheye yer bırakmadan duruşunu ifade eder.
Değerlendirme: Galiyev’in bu sözleri, onun ideolojik bağlılığını net bir şekilde ortaya koyar. Ancak Akçura’nın daha şüpheci yaklaşımına karşı bir tepki değildir. Bu, Galiyev’in doğruluğuna olan inancını, dışarıdan gelen eleştirilere karşı direncini de gösterir.
3. Akçura’nın Eleştirisi:
“Ama sende milletperverlik de görünüyor. İşitip bildiğim kadarıyla, bu, Bolşevikler için yabancı bir şey, haram bir şey.”
Akçura, Galiyev’in Bolşevikliği savunsa da içinde milletperverlik hissiyatı taşıdığını fark eder ve bu durumu eleştirir. Bolşevikler için milliyetçilik, özellikle Akçura’nın perspektifinden, yabancı bir kavramdır. Bu söz, Akçura’nın Bolşevik ideolojisinin ulusal kimlik ve milliyetçilikle çatıştığını düşündüğünü ortaya koyar.
Değerlendirme: Akçura burada, Bolşeviklerin dünya görüşünün, ulusların kendine has kimliklerini ve kültürel değerlerini hiçe sayan bir yapısı olduğunu savunur. Bu, Akçura’nın hem Türk milliyetçiliğine hem de halkların kendi kaderini tayin etme hakkına olan güçlü inancını yansıtır.
4. Galiyev’in Tepkisi:
“Millet için yanmak, kendi halkının geleceği için mücadele etmek … Bu, namus işi diye, biliyorum, Akçura Efendi. Bu his, benim yüreğime mukaddes ana sütümle inmiş. Bolşevik olmam da ilk planda bu yüce hissin alametidir.”
Galiyev, milliyetçilik ile Bolşevikliği birbirine bağlama çabasına girer. Ona göre, Bolşevik olmak aslında halkının geleceği için mücadele etmekle eşdeğerdir. Milliyetçilik, halk için bir “namus meselesi”ne dönüşmüştür.
Değerlendirme: Galiyev, Bolşeviklerin sosyal eşitlik için verdiği mücadelenin aslında halkının geleceği için bir çaba olduğunu vurgular. Fakat burada önemli bir fark vardır: Galiyev’in söylediği “namus işi” ifadesi, milliyetçilikle Bolşevizmi birleştirme çabası olsa da, yine de bu iki düşünce yapısının birbiriyle ne kadar uyumsuz olduğunu göz ardı eder. Bolşeviklerin ideolojisinde, ulusal kimliklerin yerine sınıfsal dayanışma ve eşitlik gelir.
5. Akçura’nın Şüpheci Bakışı:
“Tamam, oldu, diye inanmış bir şekilde sakal sıvazladı Yusuf Akçura. – Hayat ve geçim şartları zor elbette, birader. Pekiyi öyleyse niçin Bolşeviklerin tek uğraştıkları milliyetçilerdir? İslamcı da yaramaz bunlara, Türkçü de…”
Akçura, Galiyev’in söylediklerine inanmamış gibi görünür ve yine Bolşeviklerin milliyetçilere karşı olan tavrını sorgular. Burada, milliyetçiliğin Bolşevik ideolojisiyle nasıl çeliştiğini vurgular. Akçura, Bolşeviklerin sadece sınıfsal eşitlik değil, milliyetçilik gibi unsurları da hedef aldığını söyler.
Değerlendirme: Bu söz, Akçura’nın en önemli eleştirisidir. Bolşeviklerin milliyetçilik karşıtı tutumu, onun düşünce sistemini temelden sarsar. Akçura, ideolojinin evrenselliğini sorgular ve bu noktada Bolşeviklerin belirli bir halkın veya milletin çıkarlarına nasıl hizmet edebileceğini sorgular.
6. Galiyev’in Cevabı:
“Bolşevikler burjuva milliyetçilerden hoşlanmıyor.”
Galiyev burada, Bolşeviklerin yalnızca burjuva milliyetçilerini hedef aldığını belirtir. Buradaki mesaj, Bolşeviklerin halk için çalıştığı, ancak milliyetçi elitlere karşı bir duruş sergilediğidir.
Değerlendirme: Galiyev, Bolşeviklerin teorik olarak halkçı bir ideoloji izlediğini savunur, ancak yine de bunun halkın gerçek çıkarlarına hizmet edip etmediğini sorgulamak gerekir. Buradaki “burjuva milliyetçileri” ifadesi, yalnızca elitlerin çıkarlarının yok sayıldığı bir bakış açısını gösterir.
7. Akçura’nın Endişesi:
“Eşitlemeye, düzeltmeye kalkınca, hepsini dümdüz edip bitirmeyesiniz.”
Akçura, Bolşeviklerin eşitlikçi anlayışını eleştirir. Sosyal eşitlik sağlamaya çalışırken, farklı toplumsal yapıların yok sayılmasından endişe eder. Ona göre, bu tür bir eşitleme, toplumları bozar.
Değerlendirme: Akçura, doğal hiyerarşilerin ve toplumsal farklılıkların varlığına inanır. Eşitlikçi bir dünya görüşü, bu farklılıkları yok sayarsa, toplumların dengesizleşeceğini düşünür. Bu, toplumsal çeşitliliğin ve farklılıkların önemini savunan bir bakış açısını yansıtır.
Akçura ve Mirseyit arasındaki sohbet derinleşir ve daha fazla ideolojik tartışmayı içerir. Her iki karakter de kendi düşüncelerini savunur, ancak farklı bakış açılarıyla bir noktada ortak bir zemin bulurlar. Şimdi, metindeki her bir önemli cümleyi ele alarak bu sohbetin anlamını daha geniş bir şekilde değerlendirelim.
1. Sultangaliyev’in Cevabı:
“Akçura Efendi, son tahlilde hiç bir ülkede de Bolşeviklerin hakim olması asıl maksat değil. Milli İstiklal hareketi bunu kendisi halleder. Halk kütleleri kendileri tayin eder. Kolonyal sömürgecilikten, büyük Avrupa burjuvasının kölesi olmaktan kurtarmak gerek halkı. Bu daha mühimdir! Mesele kimin hakimiyete geleceğinde değil.”
Galiyev burada, Bolşevik ideolojisinin nihai hedefinin iktidarı ele geçirmek olmadığını savunur. O, asıl amacın halkların bağımsızlık mücadelesi ve kolonyal sömürgecilikten kurtulmak olduğunu belirtir. Ona göre, halk kütlelerinin kendi kaderlerini tayin etmesi çok daha önemli bir mesele olmalıdır.
Değerlendirme: Galiyev, Sovyet ideolojisini yalnızca işçi sınıfının değil, tüm halkların bağımsızlığına yönelik bir hareket olarak görmekte, dolayısıyla sadece iktidar mücadelesinin ötesine geçmeye çalışmaktadır. Bu, onun daha geniş bir halk hareketine olan inancını ve ideolojinin toplumsal özgürlük arayışındaki yerini vurgular. Bu noktada, Galiyev’in Bolşevizmin bir sınıf devrimi değil, daha geniş halkçı bir devrim olduğuna olan inancı açıkça görülmektedir.
2. Akçura’nın Yorumuyla:
“Katılıyorum … Buna bilhassa katılıyorum. Fakat mesela Türkiye’de sizin istediğiniz gibi komünistler değil de başka güçler galip gelse buna Rusya’nın bakışının nasıl olacağını düşünüyorsun?”
Akçura, Galiyev’in halkın kaderini tayin etme fikrine katıldığını belirtse de, burada önemli bir soru sorar. Türkiye’de sosyalist bir devrim yerine başka güçlerin galip gelmesi durumunda, Sovyetler Birliği’nin yaklaşımının nasıl olacağına dair bir sorgulama yapar. Bu, Akçura’nın Sovyetlerin dış politikada nasıl bir tutum sergileyeceği konusundaki endişesini yansıtır.
Değerlendirme: Akçura’nın bu sorusu, hem pratik hem de ideolojik bir sorgulamadır. Sovyetlerin dış politika stratejisi, ülkelerin iç işlerine müdahale etme veya onlara destek verme şekli, Akçura için önemli bir mesele haline gelir. Türkiye’deki gelişmelerin yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Sovyetler’in bu süreçteki tavrının çok belirleyici olduğunu düşündüğünü ortaya koyar.
3. Galiyev’in Cevabı:
“Muhtemelen, Akçura Efendi, şahsen ben bunda büyük bir tehlike görmüyorum. Ama Türkiye’de sosyal ihtilal için ve komünistler ideolojisi için de toprak çok bereketli görünüyor, bana kalırsa…”
Galiyev, Akçura’nın endişesini, Sovyetler’in Türkiye’ye bakışını sorgulayan sorusunu cevaplayarak, Türkiye’de sosyal ihtilalin gerçekleşmesi için uygun bir ortam olduğunu düşündüğünü söyler. Bununla birlikte, Türkiye’deki devrimci ortamı oldukça verimli ve güçlü olarak görür. Galiyev, Türkiye’nin sosyalist bir dönüşüm için uygun olduğunu düşünürken, Sovyetler’in buna nasıl yaklaşacağına dair bir endişe taşımamaktadır.
Değerlendirme: Galiyev’in bu cevabı, ideolojik tutumunun ne kadar sert olduğunu ve devrimci düşüncelerini tüm dünyaya yayma konusunda kararlı olduğunu gösterir. Türkiye’deki sosyalist hareketin Sovyetler Birliği için doğrudan bir destek bulacağına olan inancı, onun dünya devrimi fikrini ne kadar içselleştirdiğini yansıtır. Ancak bu tutum, Akçura’nın daha pragmatik bakış açısıyla çelişir.
4. Akçura’nın Tepkisi:
“Mümkündür … Fakat ben şahsen kırıp dökmek taraflısı değilim. Türklüğün aslını anlamış biri olarak konuşuyorum. Sonra bunu başlatıp yürütecekler de olmalıdır her halde…”
Akçura, Galiyev’in Türkiye’deki devrimci potansiyeline olan inancına karşılık, kırıp dökme değil, daha ılımlı bir yaklaşım gerektiğini ifade eder. Burada, Akçura’nın Türk milletinin kültürel kimliği ve tarihsel değerlerine olan bağlılığı açıkça görülmektedir. Aynı zamanda, devrimci bir sürecin yalnızca ideolojik bir yaklaşım ve yerel halkla destek bulmasıyla başarılı olamayacağını, bunun sağlam liderlik ve yönlendirme gerektirdiğini vurgular.
Değerlendirme: Akçura’nın bu sözleri, onun sadece sosyal eşitlik değil, aynı zamanda Türk milletinin tarihsel mirasını ve kimliğini de koruma amacında olduğunu gösterir. Türkiye’deki toplumsal değişim için liderlik ve kültürel değerlerin korunmasına olan inancı, onun pragmatik ve ulusalcı yaklaşımını ortaya koyar. Bu, onun sosyo-politik düşüncelerindeki dengeyi oluşturur.
5. Galiyev’in Yanıtı:
“Var öyle biri, var,” dedi Mirseyit, hiç tereddüt etmeden. Akçura da tereddüt etmedi. – Kim Mustafa Suphi mi?.. diye yerinde bir soruyla Mirseyit’i şaşırttı. – Evet. Nereden biliyorsunuz?”
Bu kısımda, Galiyev, Türkiye’de devrimci bir lider olarak Mustafa Suphi’yi işaret eder. Akçura, Galiyev’in bahsettiği kişiyi hemen tanır ve Suphi’nin Türkiye’deki sosyalist hareketin önderlerinden biri olduğuna işaret eder. Bu, her iki karakterin de aynı dönemin siyasi atmosferini yakından takip ettiklerini ve benzer figürlere referans verdiklerini gösterir.
Değerlendirme: Bu konuşma, hem Mirseyit’in hem de Akçura’nın ideolojik bakış açılarını şekillendiren tarihi kişiliklere olan ilgilerini yansıtır. Suphi’nin ismi, bu dönemdeki sosyalist hareketin önemli figürlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Akçura, Suphi’ye olan ilgisini, onun Türkiye’deki sosyalist hareketin geleceğini yönlendirme potansiyeline olan inancı olarak gösterir.
6. Akçura’nın Türkiye İle İlgili Görüşü:
“Mesele nereden bilmekte değil, kardeşim Mirseyit. Mustafa Suphi’nin Türk esirlerinin yanından ayrıldığı yok … Türkiye’de de var Mustafalar. Mesela işte Mustafa Kemal Efendi’ye ben çok ümit bağlıyorum. Bu isme daha çok itibar etmek gerekirdi. Siyasette halka dayanırken medeniyette de biz baştan sona kadar Türkçüyüz.”
Akçura burada, Mustafa Kemal’i örnek göstererek, Türkiye’nin geleceği için ümitlerinin bu figürle olduğunu söyler. Onun sosyalist bir devrimci olmasa da, halk hareketine olan bağlılığı ve Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine olan katkılarına dikkat çeker. Ayrıca, Akçura, bu tür liderlerin Türk kimliği ve kültürü ile uyumlu bir siyaset yürütmeleri gerektiğini vurgular.
Değerlendirme: Akçura’nın bu görüşleri, onun Türkçü düşüncelerini ve milliyetçiliğe olan bağlılığını yansıtır. Mustafa Kemal’e olan güveni, onun Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesindeki kritik rolüne olan inancını simgeler. Akçura, sosyalist bir ideolojiyi desteklese de, halk hareketinin Türk kimliği ve kültürüyle uyumlu olması gerektiğini savunur.
Akçura ve Galiyev Arasındaki Sohbetin Değerlendirilmesi
Yusuf Akçura ve Mirseyit Galiyev arasındaki bu derin sohbet, dönemin siyasi ve toplumsal meselelerine dair önemli bir tartışmayı yansıtır. Akçura’nın Batı’nın ve özellikle Türk milletinin geleceğine dair endişeleri ve Galiyev’in Bolşevik ideolojisine olan bağlılığı, fikirlerindeki derin farkları ve benzerlikleri ortaya koyar.
Akçura, milletin birliğine ve bağımsızlığına olan bağlılığını vurgularken, Galiyev sosyal eşitlik ve işçi-köylü sınıflarının mücadelesi üzerine yoğunlaşır. Ancak burada dikkat çeken bir nokta, Galiyev’in Bolşevik ideolojisini savunsa da, millet ve ulus kavramlarına olan hassasiyetini göz ardı etmemesidir. Bolşeviklerin sınıfsal eşitlik için çaba gösterdiğini söyleyen Galiyev, bunun yanında kendi halkının, yani Türk halkının geleceği için de büyük bir tutkuyla mücadele ettiğini belirtir.
Akçura ise, Bolşeviklerin ulusal ve dini kimliklere karşı yaklaşımına karşı çıkar. Sosyal eşitlik adına milletlerin farklılıklarını birleştirmeye çalışan Bolşevik anlayışını, Akçura’nın gözünde tehlikeli bir yolda ilerlemek olarak görülür. Ona göre, toplumlar arasında doğal olarak var olan farklılıklar, kültürel çeşitlilik ve toplumsal hiyerarşi, sınıflar arasındaki eşitliği sağlamak adına yok edilemez. Akçura’nın da belirttiği gibi, tabiatın ve toplumun farklı katmanları vardır, bunları birleştirip “düzleştirmek” mümkün değildir.
Mirseyit’in Bolşevik ideolojisine olan bağlılığı, sınıflar arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak amacını taşır. Ancak Akçura’nın sorgulamaları, Bolşeviklerin bu eşitlik idealine ulaşırken toplumun farklı kesimlerini yok saymalarını, hatta bu farklılıkları tehlikeli bir şekilde baskı altına almalarını eleştirir. Bu noktada Akçura, halkların ve milletlerin kendi kimliklerine, kültürlerine ve inançlarına saygı gösterilmesi gerektiğini savunur. Akçura’nın bu yaklaşımı, toplumsal çeşitliliği önemseyen, fakat birleştirici bir politikayı savunan bir anlayışa işaret eder.
Bir diğer önemli nokta ise Mirseyit’in Türkiye, İran, Afganistan gibi bölgelere dair hayalleridir. Burada, Galiyev’in sosyal ihtilal fikri ve bu ihtilalin sadece Sovyetler Birliği’ne değil, daha geniş bir coğrafyaya yayılma arzusu, onun Bolşevik ideolojisinden ne kadar etkilendiğini ve bu ideolojiyi sadece kendi halkına değil, tüm Doğu’ya uygulamayı hedeflediğini gösterir. Ancak Akçura’nın buna karşı çıkışı, bu tür bir sosyal devrim fikrinin uygulamada ne kadar gerçekçi olduğu sorusunu gündeme getirir. Akçura, Sovyet hakimiyetinin ve sınıfsal eşitliğin, coğrafi ve kültürel farklılıkları göz ardı etmesi nedeniyle başarı şansının düşük olduğunu savunur.
Bu sohbet, iki farklı ideolojik yaklaşımın karşı karşıya gelmesini, milletin kimlikleri, ulusal bağımsızlık ve sosyal eşitlik arasındaki gerilimi gözler önüne serer. Akçura, Türk milletinin bağımsızlığı ve kimliğini savunurken, Galiyev ise Sovyet ideolojisinin evrensel bir devrim olduğunu ve bu devrimin tüm halklar için umut olduğunu düşünür. Sonuçta, bu sohbet hem bireysel hem de toplumsal düzeydeki büyük bir ideolojik çatışmayı ve bu çatışmanın içerdiği derin felsefi soruları yansıtır.
Akçura ve Galiyev arasındaki sohbet, Bolşevik ideolojisinin, ulusal kimlik ve milliyetçilikle nasıl çeliştiği üzerine derin bir tartışmayı ortaya koyuyor. Akçura, Türk milletinin bağımsızlık ve kimliğini savunurken, Galiyev, sosyal eşitlik ve halkın refahı için Bolşevik ideolojisini savunur. Bu diyalog, farklı ideolojik bakış açıları arasındaki temel gerilimi gözler önüne serer: Biri ulusal kimlik ve kültürün önemini vurgularken, diğeri sosyal sınıf mücadelesi ve eşitlik idealini öne çıkarır.Akçura ve Galiyev arasındaki sohbet, hem ideolojik bir çatışmayı hem de ortak noktalar üzerinde buluşma arayışını yansıtır. Akçura, Türk milletinin kimliğine ve bağımsızlık mücadelesine büyük önem verirken, Galiyev sosyalist bir devrim ve halkın özgürlüğü için dünya çapında bir değişim arayışındadır. Fakat nihayetinde, her iki karakter de kendi halklarının bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele etmeye kararlıdırlar, sadece bunu gerçekleştirmek için farklı yolları tercih etmektedirler.
Sohbetin Derinliklerine Yolculuk: Akçura ve Galiyev
Moskova’nın soğuk, karla kaplı sokaklarında adımlarını ağır ağır atan Yusuf Akçura, zihin dünyasında hala Mirseyit Galiyev ile geçen sohbetin yankılarıyla meşguldü. Galiyev’le gerçekleştirdiği o derin konuşmalar, bir yandan kafasını karıştırıyor, diğer yandan yeni bir fikri keşfetme heyecanı veriyordu. Bolşevizm’in pratikleri ve ideolojileri, onu farklı düşünmeye zorlarken, bir taraftan da kültürel kimliklerin, milliyetçilik anlayışının ne kadar önemli olduğu konusunda içsel bir çatışma yaratıyordu.
Galiyev’in Bolşevizm’i: Devrim mi, Yoksa Özgürlük mü?
Yusuf Akçura, gece boyunca Mirseyit’in söylediklerini yeniden düşündü. “Ben hakikaten Bolşeviğim, Akçura Efendi. Bu mevzuda tereddüte hiç yer yok,” demişti Galiyev, Akçura’yı karşısında gördüğünde. Ancak, Akçura’nın zihninde hemen bir soru belirmişti: “Eğer Bolşevikler halkı özgürleştirecekse, o zaman neden diğer halkların kimliklerine ve kültürlerine bu kadar mesafeli duruyorlar?”
Galiyev, Bolşevizm’in temelde sınıf mücadelesine dayandığını ve işçilerin, köylülerin birleşip devrim yaparak eşitliği ve özgürlüğü sağlayacaklarına inandığını anlatmıştı. Fakat Akçura, burada bir çelişki olduğunu düşünüyordu. “Halkları özgürleştirirken, onların milli kimliklerini ve kültürel değerlerini silmek ne kadar doğru?” diye sormuştu. Galiyev ise, “Milliyetçilik bir tür bölünmelere yol açar, Bolşevikler ise bu bölünmeleri ortadan kaldırıp, tüm halkları birleştirmek ister,” demişti.
Galiyev’in Perspektifi ve Akçura’nın Tepkisi
Akçura, yine de bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordu. Sosyalizm, adalet ve eşitlik vaat etse de, “Bütün halklar eşit olurken, bir halkın kültürü neden yok sayılmalı?” diye düşündü. Birçok halkın milliyetçilik ve kültür bağlamında farklılıkları olduğunu kabul etmek gerekiyordu. Hatta bazı halklar, bağımsızlık mücadelesini, özgürlüklerini kazanmayı milliyetçi bir bakış açısıyla savunuyorlardı. Ancak, Bolşevizm’in halkları birleştirirken kültür ve kimlikleri görmezden gelmesi, Akçura’nın gözünde büyük bir tezat oluşturuyordu.
“Öyle diyorsun ha,” dedi Akçura, Mirseyit’e dönerek. “Ama sende milletperverlik de görünüyor. İşitip bildiğim kadarıyla, bu, Bolşevikler için yabancı bir şey, haram bir şey.”
Galiyev bir an durakladı, Akçura’nın sözleri üzerine düşündü. “Hayır, Akçura Efendi,” dedi, biraz daha yumuşak bir tonla, “Millet için yanmak, kendi halkının geleceği için mücadele etmek… Bu, namus işi diye biliyorum. Bu his, benim yüreğime mukaddes ana sütümle inmiş. Bolşevik olmam da ilk planda bu yüce hissin alametidir. Bolşevikler ve Sovyet Hükümeti işçi halkı ve köylülerin rahat hayat görmeleri için mücadele ediyor.”
Akçura, derin bir nefes alarak, Galiyev’in söylediklerine biraz daha dikkatle baktı. “Tamam,” dedi, “Hayat ve geçim şartları zor elbette. Fakat niçin Bolşeviklerin tek uğraştıkları milliyetçilerdir? İslamcı da yaramaz bunlara, Türkçü de…” Akçura, gözlerini Galiyev’in gözlerine sabitleyerek ekledi: “Bunları çözmek daha önemli değil mi?”
Bolşevizm’in Toplumsal İdealizmi ile Milliyetçiliğin Gerçekliği
Mirseyit Galiyev, Akçura’nın bu sorularını kabul edebilecek bir anlayışa sahipti, fakat Bolşeviklerin ideolojik bakış açısını savunmaktan geri durmadı. “Bolşevikler, burjuva milliyetçilerini kabul etmezler,” dedi. “Milletler arası eşitlik, toplumsal sınıf mücadelesinin bir parçasıdır. Bu yüzden milliyetçilikle barışmazlar.”
Akçura, hafifçe başını sallayarak “Millet için ateş yutmanın burjuvası ya da Sovyet’i olur mu hiç?” diye karşılık verdi. Bu soru, Galiyev’in Bolşevizm’e olan inancını sarsmadı, fakat Akçura’nın endişeleri devam ediyordu. “Bu eşitlik ve devrim idealleri, başka bir halkın kimliğini yok etmeyi haklı çıkarmaz,” diye düşündü.
O sırada, Akçura, “Sizin dediklerinizde çok ibret var,” diyerek bir adım geri çekildi. “Ama şunu sormak istiyorum: Eşitlemeye, düzeltmeye kalkınca, hepsini dümdüz edip bitirmeyesiniz?” Akçura, doğal bir şekilde, daha önce Sovyetler’in uygulamalarına dair şüphelerini dile getirmişti. Bu tür idealizmlerin, özellikle kültürel ve milli değerlerin ortadan kaldırılmasıyla sona ereceği düşüncesi, onun aklını kurcalıyordu.
Mirseyit Galiyev, Akçura’nın söylediği her kelimeyi dikkatle dinledi. “Ben anlamadım, Akçura Efendi,” dedi, kafasını hafifçe eğerek. “En başta biz, bütün işçi-köylü milletinin aynı derecede mutlu olması için çalışıyoruz. Ayrıca, sosyal ihtilal sınıflar arasındaki maddi eşitsizliği ortadan kaldıracak.”
Akçura, derin bir iç çekerek cevabını verdi: “Ama siz, farklı halkların kimliğini yok sayıyorsunuz. Tatarla Rusu, Hristiyanla Müslümanı ayıramayacak bir şey yapıp çıkarmaz mısınız? Tabiatın bile alçak yeri de var, yüksek yeri de. Bir yerde çam yetişir, birinde selvi… Bu kadar basitleştirmeyin, Galiyev.” Akçura, özellikle milliyetçilikle olan ilişkiyi savunuyordu. Sosyalist devrimin, bir halkın kimliğini ve kültürünü yok etme noktasına gelmemesi gerektiğini düşünüyordu.
Sonunda Türkiye…
Konuşmanın sonunda, Akçura, birden Türkiye’ye doğru dönmeyi önerdi. Mirseyit Galiyev’in düşüncelerinin onu nasıl etkilediğini, Türkiye’nin geleceği için hayallerini nasıl şekillendirdiğini öğrenmek istiyordu. “Peki, Türkiye’deki hadiselere nasıl bakıyorsun, Mirseyit?” diye sordu.
Mirseyit Galiyev, Türk milletinin geleceği hakkında heyecanla konuştu. “Biliyorum, Akçura Efendi. Bugün bütün Şark illerinde olan değişme ve milli istiklal hareketleri beni çok ilgilendiriyor,” dedi. “Türkiye, İran, Afganistan ve Arap illerinde halkları sosyal ihtilale hazırlamak üzere hayaller kuruyorum. Hindistan, Japonya, Afrika, Latin Amerika… Bunlar, hepsi birbirini etkileyecek. Şark halklarının özgürlüğü için bir birlik oluşturma düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor.”
Yusuf Akçura, büyük bir ilgiyle Galiyev’in söylediklerini dinledi. “Hepsi dikkat çekici,” dedi. “Ama bu memleketlerde, senin isteğin gibi Bolşevik hakimiyeti kurmak bir hayal olarak kalmaz mı?”
Galiyev, bu soruya çok net bir şekilde karşılık verdi: “Belki, Akçura Efendi. Ama önemli olan, halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkıdır. Bu bir devrimdir ve kimse, halkların iradesini baskılamamalıdır.”
Akçura, Galiyev’in söylediklerini dikkatle değerlendirdi. Gece boyunca sohbetlerini derinlemesine düşünerek, kendi içsel yolculuğunda bir adım daha attı. Hayatında, yalnızca ideolojilerle değil, aynı zamanda halkların özgürlüğü ve kimliğiyle ilgili sorularla yüzleşmeye devam edecekti. Ve bir gün, bu soruların cevabını aramak için geri dönecekti.
Sonuç:
Akçura ve Galiyev arasındaki bu derin sohbet, sadece Sovyet devrimi, Türk milliyetçiliği ve sosyalizm üzerine bir tartışma değildi. Aynı zamanda, iki farklı düşünsel dünyanın, bir yandan toplumsal eşitlik arayışı, diğer yandan halkların kültürel ve milli kimliklerinin korunması ihtiyacının nasıl çatıştığını ve birbirini anlamaya çalışan iki insanın bir araya geldiği bir düşünsel yolculuktu.