-SABRİ ÜLGENER’DE ZİHİN EKONOMİSİ VE METODOLOJİK İLLÜZYON-
Sosyal bilimlerde ve zihniyet tahlillerinde karşılaşılan temel meselelerden biri, zihnin karmaşık gerçekliği kavrayabilmek için geliştirdiği araçların niteliğini ve sınırlarını doğru bir şekilde belirleyebilmektir. Hayat, birbirinden bağımsız, kesin çizgilerle ayrılmış ve değişmez özellikler taşıyan olgulardan oluşmaz. Tarihsel birikimler, toplumsal ilişkiler, ekonomik çıkarlar, ahlaki değerler ve kültürel alışkanlıklar, sürekli değişen ve birbirini etkileyen bir bütün oluşturur.
Bu bütünlüğü, tüm ayrıntılarıyla kavramak insan zihninin imkânlarını aşar. Sabri F. Ülgener’in iktisadi zihniyet ve yöntem tartışmalarında üzerinde durduğu “zihin ekonomisi” kavramı, bu zorunluluktan doğmuştur. Zihin, karmaşık gerçekliği anlaşılır kılabilmek için seçmek, ayıklamak, sınıflandırmak ve modeller oluşturmak zorundadır. Ancak düşünmeyi kolaylaştıran bu işlem, kendi sınırları unutulduğunda zihinsel bir atalete dönüşür. Gerçeği anlamak için kurulan kavramsal yapı, bir süre sonra gerçeğin kendisi sanılmaya başlar. Ülgener’in asıl uyarısı, zihnin kendi kurduğu dünyaya kapanmasıdır.
Zihin Ekonomisi: Karmaşıklığı Anlaşılır Kılmak
Zihin ekonomisi, insanın karmaşık olayları anlayabilmek için başvurduğu zihinsel tasarruf ve soyutlama sürecidir. Karşılaştığımız her olayı bütün ayrıntılarıyla, tarihsel bağlantılarıyla ve neden-sonuç ilişkileriyle aynı anda kavramamız mümkün değildir. Bu nedenle zihnimiz, olayların belirli özelliklerini öne çıkarır, benzerlikleri bir araya getirir ve farklılıkları sınıflandırır. Böylece gerçekliğin bütününü yeniden üretmek yerine, onu belirli yönleriyle anlamamızı sağlayan bir kavramsal çerçeve oluşturur.
Günlük hayatta da aynı işlemle karşılaşırız. Bir insanı tüccar, memur, işçi veya girişimci olarak nitelendirdiğimizde, onun bütün kişiliğini ve hayat hikâyesini açıklamış olmayız. Yalnızca belirli bir toplumsal konumunu görünür hâle getiririz. Bu sınıflandırma, o insanın bazı davranışlarını anlamamızı kolaylaştırır; ancak diğer özelliklerini kendiliğinden açıklamaz. Bir tüccarın yalnızca kazancını düşündüğünü, bir memurun yalnızca kurallara göre hareket ettiğini veya bir işçinin tüm kararlarının sınıfsal konumunun belirlediğini varsayamayız. İnsan, içine yerleştirildiği kategoriden daha karmaşık bir varlıktır.
Zihin ekonomisi, bu karmaşıklık karşısında düşüncenin hareket alanını genişletir. Her olayı baştan sona yeniden incelemek yerine, daha önce oluşturduğumuz kavramlardan yararlanırız. Böylece düşünme yükümüzü azaltırız ve olaylar arasında karşılaştırma yapabiliriz. Ancak bu zihinsel tasarruf, aynı zamanda bir seçme ve eksiltme işlemidir. Bazı özellikler öne çıkarılırken diğerleri geri planda kalır. Bu durum, araştırmanın amacıyla sınırlı kaldığı sürece bilimsel düşüncenin bir kusuru değil, zorunlu bir yöntemidir. Sorun, dışarıda bırakılan unsurların göz ardı edilmesi ve sadeleştirilmiş görünümün gerçekliğin tamamı olarak kabul edilmesidir.
Dolayısıyla Ülgener’in zihin ekonomisi kavramını önemli kılan, düşüncenin sadeleştirme ihtiyacını ortaya koyarken bu işlemin sınırlarını da hatırlatmasıdır. Zihin, karmaşıklığı azaltarak gerçeğe yaklaşır; fakat yaptığı sadeleştirmeyi unuttuğunda gerçekliğin kendisinden uzaklaşabilir.
İdeal Tip: Gerçekliğin Kopyası Değil, Anlama Aracı
Zihin ekonomisinin bilimsel alandaki önemli görünümlerinden biri, kavram ve ideal tip oluşturmaktır. Max Weber’in yöntem anlayışında ideal tip, gerçekliğin tüm özelliklerini eksiksiz biçimde bünyesinde taşıyan somut bir örnek değildir. Belirli özelliklerin seçilip vurgulanmasıyla oluşturulan analitik bir yapıdır. Araştırmacı, karmaşık toplumsal olayları karşılaştırabilmek ve aralarındaki ilişkileri daha net görebilmek için bu aracı kullanır.
Örneğin, kapitalizmi özel mülkiyet, sermaye birikimi, piyasa ilişkileri ve kâr arayışı üzerinden ele alan bir ideal tip oluşturabiliriz. Bu model, farklı toplumların ekonomik yapılarını karşılaştırmamıza ve kapitalist ilişkilerin hangi biçimlerde ortaya çıktığını incelememize yardımcı olur. Fakat gerçek hayattaki her kapitalist ekonominin bu özellikleri aynı yoğunlukta taşıdığını veya başka ekonomik ve toplumsal unsurlardan bütünüyle arındırıldığını söyleyemeyiz.
Aynı durum sosyalizm için de geçerlidir. Belirli mülkiyet biçimleri, planlama anlayışı ve toplumsal eşitlik hedefleri üzerinden bir model oluşturmak mümkündür. Ancak tarihsel olarak sosyalist olduğunu ileri süren bütün toplumların aynı kurumsal yapıya ve ekonomik ilişkilere sahip oldukları söylenemez. Tarihsel gerçeklik, tek bir düşünsel modelin bütün özelliklerini eksiksiz biçimde gerçekleştiren kapalı bir sistem değildir.
Ülgener’in eleştirisi, kapitalizm ile sosyalizm arasındaki farklılıkları inkâr etmek değildir. Mesele, düşünmek ve karşılaştırmak amacıyla oluşturduğumuz ayrımların gerçek hayatta da kesinlikle aynı olduğunu varsaymamızdır. Kâğıt üzerinde birbirinden ayrılan sistemler, toplumsal hayatın içinde birbirine ait unsurlar taşıyabilir, farklı tarihsel koşullarda değişebilir ve karma biçimler ortaya çıkarabilir. Birbirine karşıt iki ideal tip, gerçekliğin bütününü değil, onun belirli yönlerini görünür kılar.
Bu nedenle ideal tip, gerçekliğin yerine geçmek için değil, onu daha iyi anlamak için kullanılmalıdır. Modelin bilimsel değeri, hayatı eksiksiz biçimde taklit etmesinde değil, hangi ilişkileri açıklığa kavuşturduğunda ve hangi sorulara cevap vermemizi sağladığında aranmalıdır.
Model ile Hakikatin Yer Değiştirmesi
Zihin ekonomisinin beraberinde getirdiği temel tehlike, düşünsel kolaylığın hakikat iddiasına dönüşmesidir. Araştırmacı, karmaşık bir olayı incelemek için onu belirli özelliklerine göre sınıflandırır. Bu işlem, olayın bazı yönlerini daha net görmesini sağlar. Fakat zamanla sınıflandırmanın kendisini unutup olayı doğrudan bu kategoriden ibaret saymaya başlayabilir.
Bunu harita ile arazi arasındaki ilişki üzerinden açıklayabiliriz. Harita, bir coğrafyanın yollarını, sınırlarını ve mesafelerini belirli işaretlerle gösterir. İnsan, harita sayesinde araziyi bütünüyle dolaşmadan yönünü bulabilir. Ancak harita, üzerinde yürüdüğümüz toprağın kendisi değildir; arazinin dokusunu, değişen hava koşullarını, insanların yaşantılarını ve mekânın tarihsel hafızasını eksiksiz biçimde yansıtamaz. Haritanın işlevi, arazinin bütününü yeniden üretmek değil, belirli özelliklerini anlaşılır kılmaktır.
Sosyal bilimlerde oluşturulan modeller de aynı şekilde çalışır. Bir model, karmaşık gerçekliğin belirli ilişkilerini görünür hâle getirir; ancak gerçekliğin bütününü kendi içine alamaz. Araştırmacı modelini gerçekliğin kendisi saydığında, haritayı araziyle karıştırmış olur. Artık modelin açıklama gücünü gerçekliğin ışığında sınamak yerine gerçekliği modelin sınırlarına sığdırmaya çalışır.
Ülgener’in sözünü ettiği göz aldanması, burada yöntemsel bir anlam kazanır. İnsan, karşısındaki gerçeği doğrudan gördüğünü sanırken aslında kendi kavramsal düzeninin izin verdiği ölçüde görmektedir. Kavramlar, gerçekliği aydınlatan araçlar olmaktan çıkarak neyin görülebileceğini önceden belirleyen çerçevelere dönüşür. Bilimsel düşüncenin sorumluluğu, bu çerçeveleri kullanmak kadar onların sınırlarını da sorgulamaktır.
Zihin Ekonomisinden Zihin Ataletine
Ülgener’in düşüncesindeki en çarpıcı ayrım, zihin ekonomisinin zihin ataletine dönüşmesidir. Zihin ekonomisi, karmaşıklığı anlamak için geliştirilen bir kolaylıktır. Zihin ataleti ise bu kolaylığın sorgulanmadan sürdürülmesidir. İlkinde insan, daha iyi anlayabilmek için sadeleştirir; ikincisinde, bir kez sadeleştirdiği için artık yeniden düşünmeye ihtiyaç duymadığını zanneder.
Ekonomik davranışları maddi çıkar arayışıyla açıklayan bir model kuran araştırmacıyı düşünelim. Bu model, insanların bazı tercihlerini anlamamızı sağlayabilir. Ancak insanlar kimi zaman maddi kazançlarından vazgeçebilir, geleneksel yükümlülüklerini yerine getirebilir veya ahlaki değerlerini ekonomik çıkarlarının önüne koyabilirler. Bu durumlar, araştırmacıyı modelinin sınırlarını yeniden değerlendirmeye çağırır.
Araştırmacı gözlemlerini dikkate alarak modelini geliştirirse bilimsel düşünce ilerler. Buna karşılık bu davranışları istisna sayarak dışarıda bırakır veya mevcut modelin içine zorla yerleştirirse düşünsel atalet başlar. Artık gerçekliği anlamaya değil, kendi düşüncesini değişmeden korumaya çalışmaktadır.
Hazır kavramları tekrar tekrar kullanmak, yeni olguların gerektirdiği düşünsel çabadan daha zahmetsizdir. İnsan, bildiği kavramların sağladığı güvene sığınır ve karşısına çıkan durumları bu kavramların içine yerleştirmeye çalışır. Böylece kavramlar, düşüncenin önünü açan fenerler olmaktan çıkarak onun etrafına örülen duvarlara dönüşür.
Ülgener’in uyarısı yalnızca sıradan insanın gündelik düşüncesine yönelik değildir. Akademisyenler, düşünürler ve bilim insanları da aynı yanılgıya düşebilir. Yerleşik bir kuramsal çerçeveye uzun süre bağlı kalmak, onun varsayımlarını sorgulamayı güçleştirebilir. Bir modeli ustalıkla kullanmak, onun gerçekliğin hangi yönlerini açıklayamadığını fark etmekle aynı şey değildir.
Zihin ataleti, düşünememekten çok, yeniden düşünme gereği duymamaktır. Ülgener’in eleştirisinin merkezinde bu ayrım yer alır.
İktisadi Zihniyet ve Görünmeyen Anlam Dünyası
Zihin ekonomisi meselesi, Ülgener’in iktisadi zihniyet araştırmaları bakımından ayrı bir önem taşır. Ekonomik olayları yalnızca fiyatlar, gelirler, maliyetler, üretim ve tüketim ilişkileri üzerinden açıklamak, iktisadi hayatın belirli yönlerini anlamamıza yardımcı olur. Ancak ekonomik davranışların arkasındaki tarihsel, kültürel ve ahlaki dünyayı tek başına açıklayamaz.
İnsan, ekonomik kararlarını toplumsal bir çevre içinde verir. Çalışmaya, tasarrufa, servete, kazanca, tüketime ve toplumsal itibara yüklediği anlamlar, içinde yaşadığı tarihsel dünyanın izlerini taşır. Aynı ekonomik imkânlar, farklı toplumsal çevrelerde farklı davranış biçimleri ortaya çıkarabilir. Çünkü ekonomik hayat, yalnızca maddi teşviklerin değil, insanların dünyayı nasıl anlamlandırdıklarının da bir ürünüdür.
Ülgener’in iktisadi zihniyet çözümlemelerinin önemi, ekonomik davranışın görünür yüzünün ardındaki anlam dünyasına yönelmesidir. Bununla birlikte, zihniyet kavramı da her şeyi açıklayan tek bir anahtara indirgenmemelidir. Bir toplumun iktisadi zihniyetinden söz etmek, o toplumda yaşayan herkesin aynı değerleri benimsediği veya aynı davranış kalıplarına sahip olduğu anlamına gelmez. Toplumsal sınıflar, meslekler, kuşaklar ve tarihsel dönemler arasında farklılıklar olabilir.
Zihniyet kavramı, ekonomik davranışları anlamak için önemli bir araçtır; ancak tek başına tüm davranışları açıklayamaz. Aksi hâlde araştırmacı, ekonomik hayatı yalnızca maddi çıkara indirgeyen bir açıklamanın yerine bu kez bütün davranışları tek bir zihniyet kalıbına indirgeyen başka bir açıklama koymuş olur. Ülgener’in yöntemsel uyarısını ciddiye almak, zihniyet ile maddi ilişkiler arasındaki karşılıklı etkileşimi incelemeyi gerektirir.
Kavramların İdeolojik Yükü
Zihin ekonomisinin zihin ataletine dönüşmesi, ideolojik düşünce biçimlerinde de kendisini gösterebilir. İdeolojiler, karmaşık toplumsal gerçekliği belirli kavramlar ve karşıtlıklar aracılığıyla anlamlandırır. Bu çerçeveler, olaylar arasında bağlantılar kurmayı kolaylaştırabilir; ancak sorgulanmadan kabul edildiklerinde, araştırmacının daha başlangıçta neyi göreceğini ve neyi gözden kaçıracağını belirlemeye başlayabilir.
Kapitalizm ile sosyalizmi birbirini bütünüyle dışlayan iki kapalı dünya olarak ele almak, aralarındaki farklılıkları görünür kılabilir. Fakat bu karşıtlık mutlaklaştırıldığında, tarihsel gerçeklikteki ortak unsurlar, geçişler ve karma biçimler gözden kaçabilir. Benzer biçimde, bütün toplumsal olayları önceden benimsenmiş bir ideolojik çerçeveyle açıklamak, olayların kendi özgüllüğünü ve beklenmedik yönlerini inceleme imkânını daraltabilir.
Sorun, kavramların veya ideolojik çerçevelerin varlığı değil, bunların sorgulanamaz hâle gelmesidir. Her araştırmacı belirli teorik varsayımlardan hareket eder. Bilimsel tutum, hiçbir varsayıma sahip olmamak değil, varsayımlarının açıklama üzerindeki etkilerini fark edebilmek ve gerektiğinde onları yeniden değerlendirebilmektir.
Bu bakımdan Ülgener’in yaklaşımı, düşüncenin kendi kendisini denetleme sorumluluğuna işaret eder. Araştırmacı, yalnızca başkalarının kavramlarını değil, kendi kavramlarının hangi gerçeklikleri görünür kıldığını ve hangilerini gölgede bıraktığını da sorgulamalıdır. Çünkü insanın kendi düşüncesine duyduğu güven, bazen onun sınırlarını görmesini güçleştirebilir.
Sonuç: Kısaltmanın Kolaylığı, Hakikatin Karmaşıklığı
Sabri F. Ülgener’in zihin ekonomisi kavramı, sosyal bilimlerde soyutlamanın neden zorunlu olduğunu açıklarken, bu işlemin hangi noktada düşünsel bir engele dönüşebileceğini de gösterir. Zihin, karmaşık gerçekliği kavrayabilmek için sadeleştirir; fakat bu sadeleştirmenin kendi seçimi olduğunu unuttuğunda, gerçekliği anlamak yerine onu kendi kalıplarına uydurmaya başlar.
İdeal tipler, modeller ve kavramlar olmadan sistemli bir bilimsel inceleme yürütmek mümkün değildir. Ancak bu araçların değeri, gerçekliğin eksiksiz bir kopyası olmalarında değil, belirli ilişkileri açıklığa kavuşturmalarında yatar. Kâğıt üzerinde kesin çizgilerle birbirinden ayrılan sistemler, tarihsel hayatın içinde birbirine karışabilir; kuramsal olarak açık görünen ilişkiler, toplumsal gerçeklikte farklı biçimler alabilir. Bilimsel düşüncenin görevi, gerçekliği hazır kalıplara yerleştirmek değil, gerektiğinde bu kalıpları gerçekliğin karşısında yeniden gözden geçirmektir.
Ülgener’in zihin ekonomisi ile zihin ataleti arasında kurduğu ilişki, basit bir yöntem uyarısından ibaret değildir. Bu ayrım, düşüncenin kendi kolaylıklarına karşı geliştirmesi gereken eleştirel dikkati ifade eder. Zihin ekonomisi, karmaşıklığı anlamak için başvurulan bir kısayoldur; zihin ataleti ise bu kısayolu yolculuğun kendisi sanmaktır.
Gerçeği anlamak için kurduğumuz model, gerçeğin kendisi olduğunu düşündüğümüz anda, en büyük yardımcımız olmaktan çıkarak en görünmez engelimize dönüşür. Ülgener’in uyarısı, kavramlardan vazgeçmeye değil, onların esiri olmamaya çağırır.
Çünkü düşüncenin gücü, dünyayı sınıflandırabilmesinde olduğu kadar kendi sınıflandırmalarının sınırlarını fark edebilmesinde de yatar. Hakikate yaklaşmak, zihnin kurduğu haritayı terk etmekle değil, haritanın hiçbir zaman arazinin tamamı olmadığını unutmamakla mümkündür.