ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın G20 ticaret bakanları toplantısı öncesinde Milwaukee’de yaptığı açıklama, ilk bakışta bir yumuşama işareti gibi okundu. Greer, küresel sanayi kapasitesi fazlasına yönelik soruşturmada olası yeni tarifelere karar verirken müttefiklerle yapılan ticaret anlaşmalarındaki tavan oranlarını hesaba katacaklarını söyledi. Yakından bakınca bu, bir indirim vaadinden çok pazarlık masasındaki kartların yeniden dağıtıldığı bir mesaj.
Açıklamanın sınırlarını doğru çizmek gerekiyor. Greer yeni vergilerden vazgeçeceğini söylemedi. Soruşturmanın sonucuna peşin hükümle yaklaşmak istemediğini belirtti ve mevcut anlaşmaların kapasite fazlasının etkilerini hafifletmeye katkı sağladığını savundu. Yani müttefikler için verilen güvence şu: Daha önce kabul edilen tavanlar, yeni tarife kararlarında bir referans noktası olacak.
Bu yaklaşım, Washington’a iki yönlü avantaj sağlıyor. Müttefiklere “anlaşmalarınıza saygı duyuyoruz” diyerek G20 öncesinde diplomatik zemin yumuşatılıyor. Aynı zamanda tarife silahı rafa kaldırılmıyor, yalnızca hedefi daraltılıyor.
Bu mesajı anlamak için tarifelerin hukuki dayanağındaki kırılmaya bakmak gerek. 301. Madde soruşturması, ABD Yüksek Mahkemesinin Trump yönetiminin ulusal acil durum yasası kapsamında uyguladığı kapsamlı küresel gümrük vergilerini iptal etmesi üzerine Mart ayında başlatıldı. Yönetim, mahkeme kararından sonra tek hamlede herkese uygulanan vergilerden, daha dar ve usule bağlı araçlara geçmek zorunda kaldı. Bunlardan biri de ülke ve sektör bazında gerekçelendirilmesi gereken 301. Madde. Bu yüzden Greer’ın dili önem taşıyor. Soruşturma bazlı tarifeler dosya, rapor ve gerekçe ister. Müttefiklerle yapılan anlaşmaları göz ardı etmek, hem diplomatik hem de hukuki açıdan yönetimin elini zayıflatabilir. “Esneklik” kısmen bir tercih, kısmen de bir zorunluluk olabilir. Bu bir yorum, ancak sürecin yapısıyla örtüşüyor.
Hedefteki Ekonomiler ve Anlaşmalar
Soruşturmada, Avrupa Birliği, Japonya ve Güney Kore’nin de aralarında bulunduğu 16 ekonomi mercek altında. USTR, Almanya’nın kimya, makine ve otomotiv sektörlerindeki ile İrlanda’nın ilaç sektöründeki yüksek ticaret fazlasını kapasite fazlası şüphesine gerekçe gösteriyor.
Çelişki de burada. AB, Japonya ve Güney Kore, Trump yönetimiyle varılan mutabakatlarda Amerikan sanayi ürünlerine gümrükleri büyük oranda sıfırlamış, ABD’nin uygulayabileceği tarife tavanını ise %15 ile sınırlamıştı. Bu ülkeler bedeli peşin ödedi. Şimdi aynı ülkelerin ticaret fazlası, yeni bir soruşturmanın konusu oluyor. Greer’ın açıklaması, bu güvensizliği gidermeye dönük bir adım. Müttefikler yine de, tavanların yarın başka bir hukuki yoldan delinip delinmeyeceği sorusuna net bir yanıt almış değil.
G20 Sahnesi: Asıl Hedef Çin
ABD’nin müttefiklere uzattığı el, daha geniş bir stratejinin parçası. Washington bu yılki G20 dönem başkanlığını, Çin’in aşırı sanayi kapasitesine ve ihracata dayalı büyüme modeline dikkat çekmek için kullanıyor. Eylül ayının başında Asheville’de düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında Çin dışındaki tüm üyeler bu tür politikalara karşı önlem alma konusunda uzlaşmıştı.
Mantık açık: Müttefikleri tarifelerle cezalandırırsan Çin’e karşı ortak cephe kuramazsın. Müttefikleri korursan, kapasite fazlası meselesini “ABD’ye karşı dünya” yerine “Çin’e karşı geniş koalisyon” çerçevesine oturtabilirsin. Pekin ise eleştirileri haksız buluyor ve yüksek kaliteli, uygun fiyatlı ürün sağladığını savunuyor. Bu nedenle toplantıda ortak bir metinde uzlaşılması pek kolay görünmüyor.
AB cephesinden gelen ton ilginç. Ticaret Komiseri Maros Sefcovic, Trump yönetiminin G20 çatısı altında sanayi kapasitesi fazlasıyla mücadeleye odaklanmasını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Brüksel burada kendi çıkarını görüyor: Çin’in kritik mineraller üzerindeki ağırlığı Avrupa için de bir güvenlik sorunu. Sefcovic, hem G20 hem de DTÖ zemininde reform talep ettiklerini ve hammaddelerin “silah haline getirilmesini” önlemek için ABD ve diğer müttefiklerle daha derin işbirliği aradıklarını vurguladı. Yani Avrupa, ABD’nin teşhisine büyük ölçüde katılıyor. İtiraz ettiği şey ise tedavinin kendisi, yani müttefiklere uygulanan tarifeler.
Güvensizlik Alternatif Arayışını Besliyor
Washington’ın yumuşak sinyaline rağmen müttefikler bahislerini çeşitlendiriyor. Kanada ve AB’nin ABD dışındaki ülkelerle ticari bağlarını derinleştirmeye çalışması bekleniyor. Kanada Uluslararası Ticaret Bakanı Maninder Sidhu, ekonomiyi korumacı ABD pazarına bağımlılıktan kurtarma mesajı verdi. Mahkeme kararından sonra yeni vergiler de eksik kalmadı: Washington, zorla çalıştırma iddialarını öne sürerek Çin, Hindistan ve AB dahil 60 ekonomiye yeni gümrük vergileri getirdi. Çelik ve otomotiv gibi sektörlere yönelik tarifeler de yürürlükte. Böyle bir ortamda “esneklik” mesajı, kalıcı bir politika değişikliği olarak değil, bir ara dönem manevrası olarak okunuyor.
Yurt içinde de eleştiri var. Wisconsin’de sendikalar ve aktivistler, tarifelerin imalat istihdamını geri getirme vaadini yerine getirmediğini savunarak protesto düzenliyor. Seçim yılı baskısı ve tarifelerin somut istihdam getirisinin tartışmalı olması, yönetimin dengeli bir çizgi izleme isteğini açıklayabilir.
Türkiye İçin Çıkarımlar
Kaynaklarda Türkiye’nin soruşturma kapsamındaki 16 ekonomi arasında olduğuna dair bir bilgi yok. G20 üyesi olarak Ankara yine de sürecin dışında değil. İki ders öne çıkıyor. Birincisi, ABD tarife politikası artık tek bir büyük karardan çok, sektör ve ülke bazlı soruşturmalarla yürüyor. Bu da ihracatçılar için öngörülebilirliği azaltıyor. İkincisi, anlaşmaların tavan oranları gibi güvenceler değer taşıyor ama mutlak koruma sağlamıyor. Çin’e alternatif tedarik arayan şirketler için fırsat penceresi sürüyor, ancak bu pencere kapasite fazlası tartışmasının nasıl sonuçlanacağına bağlı.
Ne İzlenmeli?
Greer’ın mesajı bir geri adım değil, bir yeniden konumlandırma. Müttefiklere “anlaşmalarınız hesaba katılacak” denirken, tarife tehdidi masada kalıyor. Önümüzdeki haftalarda üç noktaya bakmak gerekir: 301. Madde raporunun ne zaman ve hangi içerikle açıklanacağı, müttefiklerle yapılan tavanların rapor sonrasında fiilen korunup korunmadığı ve G20’de Çin’e yönelik ortak bir dilin bulunup bulunmadığı. Bu üç sorunun yanıtı, “esneklik” kelimesinin gerçek bir politika değişikliği mi yoksa zamana oynayan bir diplomatik araç mı olduğunu gösterecek.