Dünyanın En Ünlü Ateisti Fikrini Nasıl Değiştirdi? Anthony Flew (1923-2010) bilimsel kanıtların izinde ateizmden deizme uzanan entelektüel yolculuğunu, bir kitap yazarak açıkladı: “Yanılmışım. Tanrı Varmış“
Ateizmin ünlü savunucusu Antony Flew’nun deizme geçişini, yani bir Tanrı’nın varlığına inanmasını sağlayan kanıtlar temel olarak modern bilimin ortaya koyduğu bulgular ve klasik felsefi argümanların yeniden incelenmesi üzerine kuruludur.
Flew, bu inanç değişimini dogma ya da kişisel bir deneyimle değil, tamamen “kanıtın götürdüğü yere gitme” şeklindeki Sokratik ilkeyi takip ederek rasyonel bir muhakeme yolculuğuyla gerçekleştirdiğini belirtir.
Flew’i bir Tanrı’nın varlığına ikna eden temel kanıtlar doğanın üç boyutu altında şu şekilde özetlenmektedir:

1. Doğanın Kanunlara Uyduğu Gerçeği (Doğa Kanunları ve İnce Ayar)
• Kanunların Rasyonel Temeli: Doğadaki fizik kanunlarının (Boyle Kanunu, Newton Kanunları vb.) matematiksel olarak kesin, evrensel ve birbirine bağlı bir bütün oluşturması Flew’i derin bir şekilde etkilemiştir.
Einstein, Planck, Heisenberg, Schrödinger ve Dirac gibi modern bilimin öncülerinin de doğanın bu rasyonel ve düzenli yapısının arkasında “üstün bir akıl” veya “ilahî bir zihin” gördüklerini fark etmiştir.
• İnce Ayar (Fine-Tuning) Argümanı: Evrendeki temel fiziksel sabitlerin (ışık hızı, elektron kütlesi, elektromanyetik kuvvet vb.) en ufak bir sapma olmaksızın tam da yaşamın ortaya çıkmasına ve devam etmesine izin verecek şekilde olağanüstü derecede hassas bir “ince ayara” sahip olması, bir tasarıma işaret eder.
Paul Davies’in de belirttiği gibi, evrenin bu mantıklı ve düzenli yapısının köklerinin yattığı rasyonel bir temel (yani ilahî bir Akıl) olmak zorundadır. Flew, bu ince ayarı açıklamaya çalışan “Çoklu Evren” (Multiverse) teorilerini ise hiçbir somut kanıta dayanmayan spekülatif ve anlamsız varsayımlar olarak görerek reddetmiştir.
2. Yaşamın Başlangıcı ve Üreme (Yaşam Boyutu)
• DNA’nın İnanılmaz Karmaşıklığı: Flew’i en çok etkileyen ve fikir değişikliğinde kilit rol oynayan faktörlerden biri DNA araştırmalarıdır. DNA’nın yaşamı üretmek ve sürdürmek için barındırdığı inanılmaz bilgi saklama, işleme, kopyalama ve kodlanmış kimya yapısı, bu karmaşık öğelerin tesadüfen bir araya gelemeyeceğini ve sürecin mutlak bir zekâ gerektirdiğini göstermiştir.
• Cansız Maddeden Canlılığın Türeyişi: Bilimin cansız kimyasalların etkileşimini açıklayabilse de, kendi başına bağımsız hareket edebilen, içsel bir amaca (teleolojik yapıya) ve üreme kabiliyetine sahip ilk canlı organizmanın nasıl oluştuğunu materyalist bir çerçevede açıklayamadığını savunur.
• Maymun Teoreminin Çürütülmesi: Gerald Schroeder’in matematiksel olasılık hesaplarıyla “maymun teoremini” (maymunların klavyeye rastgele basarak Shakespeare sonesi yazabilmesi analojisi) çürütmesi, hayatın ve karmaşık genetik yapıların kör bir şans veya tesadüf eseri oluşamayacağı fikrini pekiştirmiştir.
Maymun Teoremi (veya Sonsuz Maymun Teoremi), birçok maymunun bilgisayar klavyelerine rastgele basarak yeterli süre verildiğinde eninde sonunda bir Shakespeare sonesini (veya eserini) şans eseri yazabileceğini savunan bir analojidir. Bu teorem, özellikle yaşamın ve karmaşık genetik yapıların kör bir şans eseri, yani tamamen tesadüflerle kendi kendine ortaya çıkabileceğini savunmak amacıyla bir argüman olarak kullanılmaktadır.
Kitapta Antony Flew, İsrailli bilim adamı Gerald Schroeder’in bu teoremi hem deneysel hem de matematiksel olarak nasıl çürüttüğünü şu verilerle açıklar:
a. Pratik Deney: Schroeder, İngiliz Ulusal Sanat Konseyi’nin altı maymunla gerçekleştirdiği gerçek bir deneyi aktarır. Altı maymunun bulunduğu bir kafese bir bilgisayar konulmuş ve maymunlar bir ay boyunca klavyeye rastgele basmışlardır. Süreç sonunda maymunlar 50 yazılı kâğıt çıkarmış, ancak bu kâğıtların üzerinde tek bir gerçek kelime bile yer almamıştır. İngilizcede “a” (bir) ve “I” (ben) gibi tek harfli kelimeler bulunmasına ve klavyede otuz karakter olduğu varsayıldığında iki tarafında boşluk olan tek harfli bir kelime elde etme ihtimalinin 27.000’de bir olmasına rağmen tek bir kelime bile yazamamışlardır.
b. Matematiksel Olasılık Hesabı (Sone Analojisi): Schroeder, olasılık hesabını Shakespeare’in “Seni bir yaz gününe benzetebilir miyim?” mısrasıyla başlayan ünlü bir sonesi üzerinden yapar:
Bu sonede toplam 488 harf bulunur.
Klavyeyi rastgele tuşlayarak bu 488 harfi tam olarak doğru sırada dizme olasılığı 26^488’dir; bu da 10 tabanında yaklaşık 10^690’da 1 ihtimal demektir (yani 1’in yanına 690 sıfır gelmesiyle oluşan devasa bir sayı).
Oysa tüm evrendeki toplam parçacık sayısı (protonlar, elektronlar ve nötronlar) yalnızca 10^80’dir.
Bütün evreni bilgisayar çiplerine dönüştürsek ve bu çipler saniyenin milyonda birinde rastgele harfler üreterek sürekli denemeler yapsa bile, evrenin başlangıcından beri elde edilebilecek maksimum deneme sayısı yalnızca 10^90 olacaktır. Bu sayı, gereken olasılığın yanında neredeyse hiç kalmakta ve evrenin olasılık sınırlarının 10^600 kat dışında kalmaktadır.
https://www.youtube.com/watch?v=ktDvv5Q2NNA
Flew İçin Önemi ve Sonuç: Antony Flew, bu çarpıcı analizden sonra “maymun teoremi”nin bir yığın saçmalık olduğunun kesin ve tatmin edici bir şekilde gösterildiğini savunur. Flew’nun çıkardığı felsefi sonuç nettir: Eğer kör şansın ve rastlantısallığın sadece 14 mısralık tek bir soneyi bile oluşturması matematiksel olarak imkânsızsa; bundan çok daha karmaşık olan yaşamın kaynağını, DNA’nın kodlanmış kimyasını ve üreme mekanizmasını şans eseri oluşan cansız maddelerle açıklamaya çalışmak tamamen akıl dışıdır.
3. Evrenin Varoluşu (Kozmolojik Kanıt)
• Büyük Patlama (Big Bang) ve Başlangıç: Modern kozmolojinin, evrenin bir başlangıcı olduğunu (Büyük Patlama) bilimsel olarak ispatlaması Flew için durumu kökten değiştirmiştir. Ateizme göre evrenin bir başlangıcı ve sonu yoktur.
Ancak son bilimsel kanıtlara göre evrenin ebedi olmadığı ve bir başlangıcının olduğu gerçeği, “Bu başlangıca ne sebep oldu?” sorusunu kaçınılmaz kılar ve bir “İlk Neden” (Yaratıcı) arayışını gerektirir. Big Bang teorisi, bir tanrının varlığını doğrulamayan bir bilimsel teoridir.
• Humecu İtirazların Çürütülmesi: Geçmişte David Hume’un kozmolojik argümana getirdiği eleştirileri savunan Flew, David Conway ve Richard Swinburne’ün çalışmalarından sonra bu itirazların geçersizliğini fark etmiştir.
Swinburne’ün, evrenin nedensiz yere var olmasının olasılık dışı olduğu ancak Tanrı’nın nedensiz var olmasının çok daha olası olduğu yönündeki tümevarımsal argümanını oldukça umut verici ve doğru bir açıklama olarak kabul etmiştir.
Felsefi Etkiler
Flew’nun bu süreçte felsefi olarak ikna olmasında, Middlesex Üniversitesi’nden İngiliz filozof David Conway’in “The Recovery of Wisdom” adlı eseri büyük rol oynamıştır.
Conway’in Aristotelesçi Tanrı anlayışına dair yaptığı rasyonel savunma, sadece insan muhakemesini kullanarak değişmez, maddi olmayan, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen ilahî bir Varlığın varlığını keşfetmenin mümkün olduğunu Flew’a göstermiştir.