İnsan kendisini anlatırken çoğu zaman hayvanlara başvurur. Çünkü bazı hakikatler vardır ki, onları kuru kavramlarla anlatmak mümkün değildir. Bir insanın çalışma biçimini, hayatla kurduğu ilişkiyi, bilgiye yaklaşımını ve geleceğe dair tasavvurunu bazen tek bir hayvan metaforu, uzun teorik açıklamalardan daha iyi ifade eder.
Bu yüzden günlük hayatta sıkça kullanılan “eşekler gibi çalışıyorum” sözü, ilk bakışta kaba ve küçültücü görünse de aslında derin bir anlam dünyasının kapısını aralayabilir.
Nitekim insanın kendisiyle ilgili ironik ifadeler kullanması çoğu zaman bir aşağılanma değil, aksine bir zekâ göstergesidir. Kendisiyle mesafeli konuşabilen insan, kendi varlığını dışarıdan seyredebilme becerisine sahiptir.
Cervantes’in Don Quixote’u, dünya edebiyatındaki en büyük örneklerden biridir. Don Quixote hem trajik hem de komiktir; hem alaya alınır hem de insanlığın en asil taraflarını temsil eder. Bu sebeple insanın kendisini hafif bir ironiyle anlatması, çoğu zaman bir küçülme değil, bir derinleşmedir.
Benim için de “eşekler gibi çalışıyorum” sözü böyle bir anlam taşır. Buradaki eşek, cahilliğin veya kabalığın sembolü değildir. Bilakis kadim dünyanın en önemli yol bulucularından biridir. İnsanlar henüz modern mühendislik bilgilerine sahip değilken, dağlar arasında, vadiler boyunca, kervan yollarında ve sarp geçitlerde yolu çoğu zaman eşekler bulmuştur. Birçok eski ticaret güzergâhı önce hayvanların yürüdüğü patikalar olarak ortaya çıkmış, daha sonra insan eliyle genişletilmiştir.
Eşek, içgüdüsüyle doğru güzergâhı arayan bir varlıktır. En kısa yolu, en güvenli geçidi ve en uygun eğimi bulma konusunda şaşırtıcı bir sezgiye sahiptir. Bu yüzden “eşekler gibi çalışıyorum” dediğimde aslında kastettiğim şey şudur: Ben de kendi yolumu arıyorum. Bana ait olan güzergâhı, başkalarının haritalarından değil, kendi tecrübelerimden, okumalarımdan ve sezgilerimden hareketle bulmaya çalışıyorum.
Bu çalışma biçimi bir kuruma ulaşmak değildir; önce yolu bulmaktır. Çünkü yol bulunmadan sistem kurulamaz. Yol bulunmadan teori kurulamaz. Yol bulunmadan kurumlar inşa edilemez. İnsan önce yürünecek yolu keşfeder, sonra o yol üzerinde medeniyet kurar.
Bu sebeple benim çalışmamın ilk aşaması eşeğin çalışma biçimine benzer. Sürekli aramak, denemek, yön değiştirmek, patikalar keşfetmek ve sonunda kendime ait bir güzergâh oluşturmak. Benim için bilgi, önce yürünecek bir yolun taşlarını döşemektir. Güzel fikirlerle örülmüş bir yol yapmak ve daha sonra o yolun üzerinde yine güzel fikirlerle donanmış bir insan olarak yürümek istemekteyim.
Fakat yalnızca yol bulmak yetmez.
Yol bulunduktan sonra karınca devreye girer.
Karınca insanlık tarihinin en büyük tasarruf uzmanlarından biridir. O yalnızca çalışmaz; çalışmasının sonucunu korur. O yalnızca üretmez; ürettiğini geleceğe taşır. Karıncanın bütün emeği aslında geleceğe yöneliktir.
Bugün güneşli diye yarını unutmaz.
Bugün bolluk var diye kıtlığı gözden çıkarmaz.
Bugün rahat diye yarının sıkıntısını küçümsemez.
Karınca çalışırken yalnızca bugünü düşünmez. O çalışırken geleceğin ihtimallerini de hesaplar.
Benim kitaplarla kurduğum ilişki de biraz böyledir.
Okuduğum her kitap, zihnimde geleceğe bırakılmış bir azık gibidir. Bazen yıllarca kullanmayacağım bir bilgiyle karşılaşırım. Bazen bir cümle okurum ve onu uzun süre hiçbir yerde kullanmam. Fakat o cümle zihnimin bir köşesinde bekler. Tıpkı karıncanın yuvasında sakladığı tohumlar gibi.
Çünkü hayatın her dönemi aynı değildir.
Bazı dönemler bahardır.
Bazı dönemler kıştır.
Bazı dönemler berekettir.
Bazı dönemler krizdir.
İnsan yalnızca bolluk zamanlarının değil, darlık zamanlarının da hazırlığını yapmak zorundadır.
Bu yüzden okuduklarımı yalnızca bugünün ihtiyaçları için değil, yarının belirsizlikleri için de biriktiriyorum. Kitapları zihnimin ambarlarına yerleştiriyorum. Fikirleri hafızamın raflarına kaldırıyorum. Kavramları ruhumun deposuna taşıyorum.
Bir gün ihtiyaç duyduğumda onları yeniden çıkarabilmek için.
Karınca gibi çalışmak benim için yalnızca çok okumak değil; okuduklarını muhafaza etmektir.
Çünkü bilgi unutulduğunda kaybolur.
Hatırlanan bilgi ise geleceğin sermayesine dönüşür.
Ancak benim çalışma anlayışım burada da bitmez.
Çünkü yol bulan eşek ve depolayan karınca kadar, özü toplayan arıya da ihtiyacım vardır.
Arı, tabiatın en büyük sentez ustalarından biridir.
O hiçbir çiçeğe düşman değildir.
Hiçbir çiçeği gereksiz görmez.
Bir çiçeğin kokusunu diğerine karşı üstün saymaz.
Arı için önemli olan özdür.
Bu yüzden bir çiçekten diğerine geçer.
Bir bahçeden başka bir bahçeye uçar.
Dağlardan ovalara, kırlardan bahçelere kadar dolaşır.
Ve sonunda bütün bu farklılıkların içinden öz olanı toplar.
Benim kitaplarla ilişkim de buna benzer.
Bir gün tarih okurum.
Bir gün sosyoloji.
Bir gün psikoloji.
Bir gün edebiyat.
Bir gün şiir.
Bir gün iktisat.
Bir gün antropoloji.
Bir gün felsefe.
Bazen fizik kuramlarını okur, onların sosyal bilimlere nasıl uygulanabileceğini düşünürüm. Bazen bir roman kahramanında sosyolojik bir kavram görürüm. Bazen bir şiirde tarihsel bir bilinç yakalarım. Bazen bir ekonomik teoride insan ruhunun izlerini keşfederim.
Çünkü hakikat çoğu zaman tek bir disiplinin içinde yaşamaz.
Hakikat farklı alanların kesiştiği yerde görünür.
Arının her çiçekten aldığı öz gibi, ben de her kitaptan özü almaya çalışırım.
Kitabın tamamını değil.
Yazarın bütün hayatını değil.
Disiplinlerin bütün ayrıntılarını değil.
Özü.
Çünkü bal, çiçeklerin kendisi değildir.
Çiçeklerden süzülen özdür.
Düşünce de böyledir.
Gerçek fikirler, binlerce sayfanın içinden süzülmüş özlerdir.
İşte ben de okumalarımın sonunda kendi düşünce balımı oluşturmaya çalışıyorum.
Sonra o balı zihnimin peteğine yerleştiriyorum.
Peteğin altıgen düzeni gibi fikirlerimi sistemleştiriyorum.
Daha sonra onları eşeğin sırtına yüklüyor, karıncanın deposuna taşıyor ve zamanı geldiğinde yeniden kullanıyorum.
Bu yüzden benim çalışma hayatımın özeti üç hayvanda saklıdır.
Eşek bana yolu öğretiyor.
Karınca bana biriktirmeyi öğretiyor.
Arı bana özü toplamayı öğretiyor.
Birincisi arayışı temsil ediyor.
İkincisi hafızayı temsil ediyor.
Üçüncüsü sentezi temsil ediyor.
Arayış olmadan yol bulunamaz.
Hafıza olmadan medeniyet kurulamaz.
Sentez olmadan hikmet doğamaz.
Bu nedenle çalışma hayatımın gerçek öğretmenleri bazen akademilerden, kütüphanelerden ve kürsülerden önce tabiatın kendisinde karşıma çıkıyor. Eşeğin sabrında, karıncanın tedbirinde ve arının hikmetinde gördüğüm şey; aslında insanın kendi zihnini, kendi ruhunu ve kendi geleceğini inşa etme sanatıdır.
Benim çalışma yöntemim budur:
Eşek gibi yolu aramak.
Karınca gibi biriktirmek.
Arı gibi özü toplamak.
Ve sonunda bütün bunları insan olmanın büyük yolculuğunda bir araya getirebilmek.