İbrahim M. Addimi*
11 Ağustos 1960. Çad’ın çağdaş tarihinde temel bir dönüm noktası. Ülkenin birkaç on
yıllık Fransız sömürge yönetiminin ardından bağımsızlığını kazanmasını ifade eder. Bu tarihten
önce Çad, Fransız Ekvatoral Afrika’sının (AEF) bir parçasıydı.
II. Dünya Savaşı sonrasında Fransa tarafından başlatılan dekolonizasyon süreci çerçevesinde giderek daha fazla siyasi özerklik elde etmişti. 1958 yılında Çad, Fransız Topluluğu (Communauté française) içerisinde özerk bir cumhuriyet hâline geldi ve ardından 11 Ağustos 1960’ta bağımsızlığını resmen ilan etti. Siyasi süreçte önemli bir rol oynayan François Tombalbaye, Çad Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu.
Bununla birlikte, siyasi bağımsızlık Fransa ile tamamen bir kopuş anlamına gelmiyordu. İki ülke; siyasi, askerî, ekonomik ve kültürel alanlarda çeşitli iş birliği anlaşmaları imzaladı.
Bu durum, Fransa’nın yeni kurulan Çad devleti üzerindeki önemli etkisini sürdürmesine olanak sağladı. Bağımsızlıkla ilgili resmî belgeler, Çad’ın egemenliğini kazanmasına rağmen Fransa ile yakın kurumsal ilişkilerin sürdüğünü göstermektedir. Bu durum, daha geniş anlamda 1960 yılında Fransız Afrika’sında gerçekleşen dekolonizasyon sürecinin bir parçası olmuştur.
Nitekim 1960, Fransız yönetimi altındaki birçok Afrika ülkesinin bağımsızlığını kazandığı
önemli bir yıl olmuştur. Dolayısıyla 11 Ağustos 1960, hem Çad’ın uluslararası alanda egemen bir devlet olarak ortaya çıkışının başlangıcı hem de yeni bir Fransa-Çad ilişkisinin temellerinin atıldığı tarih olarak değerlendirilmelidir. Bu ilişki, sonraki yıllarda yakın iş birliği ve Fransa’nın Çad üzerindeki
önemli siyasi, askerî ve ekonomik etkisiyle karakterize edilmiştir.
Bugün bağımsızlığın 66. Yılını kutlarken yalnızca geçmişe bakmakla kalmayıp bağımsızlığın ne anlama geldiğini yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü bir ülkenin bağımsızlığı yalnızca kendi bayrağına, sınırlarına ve uluslararası alanda tanınan bir devlet statüsüne sahip olmasıyla sınırlı değildir. Gerçek bağımsızlık; siyasi iradeye, güçlü kurumlara, ekonomik kapasiteye ve kendi geleceğini belirleyebilme gücüne sahip olmaktır.
A. Siyasi bağımsızlık
1960’tan bu yana, Çad, çok önemli siyasi değişimler yaşadı. Ancak bağımsızlık sonrası, Çad aynı zamanda iç çatışmalar, iktidar mücadeleleri, askerî müdahaleler ve kurumsal kırılganlıklarla da şekillendi.
2021’de Cumhurbaşkanı Idriss Déby Itno’nun ölümü sonrasında başlayan askeri geçiş süreci, Çad’ın siyasi kurumlarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Birleşmiş Milletler, 2025 yılında Senato’nun ilk yasama döneminin başlamasını anayasal düzene dönüş açısından önemli bir adım olarak değerlendirdi. Aynı zamanda BM bu sürecin demokrasinin ve ortak refahın güçlendirilmesi için bir fırsat olduğunu vurguladı.
Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru şudur: Çad’ın devlet kurumları, kişilere ve dönemsel siyasi güç dengelerine bağlı olmaktan çıkıp kalıcı ve güçlü kurumlara dönüşebiliyor mu? Bu soru herhangi bir kişiyi hedef almak için değil, Çad devleti, geleceğini düşünmek için sorulmalıdır.
B. Bağımsızlık ve güçlü devlet
Bağımsız bir devletin en büyük gücü yalnızca askerî kapasitesi değildir. Güçlü devlet; Hukukun üstünlüğünü, Hesap verebilir kurumları, Adil ve kapsayıcı siyasi katılımı, Etkin kamu hizmetlerini, Eğitim ve sağlık sistemlerini, Ekonomik üretim kapasitesini Birlikte geliştirebilen devlettir.
Dünya Bankası’nın Çad için hazırladığı ülke değerlendirmesi de hesap verebilir ve kapsayıcı kurumların güçlendirilmesini kalkınmanın temel önceliklerinden biri olarak ortaya koymaktadır.
Bu nedenle bağımsızlığın ikinci yüzyılına yaklaşırken hedefimiz yalnızca güçlü bir devlet
olmak değil, güçlü kurumlara sahip bir devlet olmak olmalıdır, çünkü güçlü kurumlara sahip
olan devlet güçlü bir devlettir.
C. Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık yeterli mi?
Bugünün en önemli sorularından biri de bu sorudur. Çad’ın ekonomisi hâlâ petrol gelirlerine önemli ölçüde bağımlıdır. Dünya Bankası’nın güncel verilerine göre petrol sektörü yaklaşık olarak GSYH’nin %15’ini, kamu gelirlerinin %41’ini ve ihracatın %76’sını oluşturmaktadır.
Bu durum bize önemli bir gerçek gösteriyor: Siyasi egemenliğin kalıcı olması için ekonomik kapasitenin de güçlendirilmesi gerektirmektedir. Petrol, Çad için önemli bir kaynak olabilir; ancak Çad’ın geleceği yalnızca petrol gelirlerine bağlamak sağlıklı bir sürdürülebilir kalkınma politikası değildir.
Çad ekonomisinin petrol, iklim şokları ve güvenlik sorunlarına karşı kırılgan olduğunu; tarım, hayvancılık, hizmetler ve diğer üretken sektörlerin geliştirilmesinin ekonomik çeşitlendirme açısından kritik olduğunu görülmektedir.
Bu nedenle gerçek ekonomik bağımsızlık; petrolün geliri tüketmektense, beşerî sermayeye, altyapıya, üretime ve gelecek nesillere yatırım yapabilecek bir ekonomik dönüşüme geçirilmelidir.
D. Bağımsızlığın ölçüsü: Çad halkının yaşamı
Bir ülkenin bağımsızlığını sadece siyasi kurumları üzerinden değerlendirmemelidir. Bağımsızlığın gerçek anlamı, vatandaşın günlük yaşamında görülmelidir. Dünya Bankası’na göre Çad’da nüfusun %44,8’i 2022 yılında ulusal yoksulluk sınırının altında yaşamaktaydı.
Kurum ayrıca ülkenin yüksek yoksulluk, düşük insan sermayesi, güvenlik sorunları ve iklim değişikliği gibi birbirini besleyen sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle sonrasındaki dönemin en büyük siyasi sorularından biri şu olmalıdır: Bağımsızlığı vatandaşların refahına nasıl dönüştürülecek?
E. Dış politika ve egemenlik
Çad’ın jeopolitik konumu da bağımsızlık tartışmasını önemli hâle getiriyor. Sahel’in merkezinde bulunan Çad; Sudan’daki savaş, Libya’daki istikrarsızlık, Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki gelişmeler ve Çad Gölü havzasındaki güvenlik sorunlarından doğrudan etkilenmektedir.
Dünya Bankası da komşu ülkelerdeki çatışmaların Çad’ın güvenliği, kamu maliyesi ve sosyal yapısı üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirtiyor.
Bu şartlarda gerçek egemenlik, dünyadan kopmak anlamına gelmez. Tam tersine; kendi ulusal çıkarlarını bilen, farklı ülkelerle dengeli ilişkiler kurabilen ve dış politikasında kendi kararlarını verebilen bir Çad anlamına gelir.
F. Peki Çad gerçekten bağımsız mı?
Bu sorunun cevabı basit bir “evet” veya “hayır” değildir. Çad, uluslararası hukuk bakımından bağımsız ve egemen bir devlettir. Ancak bağımsızlığın siyasi, ekonomik ve kurumsal boyutlarını güçlendirmek hâlâ devam eden bir süreçtir.
Bugün mesele bağımsızlığı sorgulamak değil; bağımsızlığı daha güçlü hâle getirmektir. Çad, 66 yıl önce siyasi bağımsızlığı kazandı. Bugün ise yeni bir hedef koymalı: Ulusal bir kimlik inşası. Güçlü kurumlar. Üreten bir ekonomi. Eğitimli ve özgüvenli bir gençlik. Toplumsal birlik. Adalet ve hukukun üstünlüğü.
Ve ulusal çıkarlarını kendi iradesiyle savunabilen egemen bir Çad. Bağımsızlığın gerçek anlamı bu olmalıdır. Çünkü bir ülkenin bağımsızlığı kazanılabilir; fakat bağımsızlığın korunması ve güçlendirilmesi her neslin sorumluluğudur.
Çad’ı 66. Bağımsızlık yıl dönümünde tebrik ediyor ve saygıyla anıyoruz. Geleceğe daha güçlü, daha adil ve daha egemen bir Çad vizyonuyla bakıyoruz.
*: Kafkas Üniversitesi, İktisat Yüksek Lisans Öğrencisi, E-posta: ibrahimaddimi@gmail.com