Bir Yükseliş ve Bir Kaçış Hikâyesi
Teori yorar. Metafor gösterir. Kapitalizmi anlamak istiyorsan, cetvelle ölçme. Git, gökyüzüne bak. Bir de denize.
Çünkü kapitalizmin bütün ruhu iki şeyde saklı: biri gökdelende, biri yelkenlide.
İkisi zıt gibi. Biri dikeydir, sabittir, birikimdir. Öteki yataydır, hareketlidir, belirsizliktir. Oysa kapitalizm aynı anda ikisidir de. Hem gökyüzüne çakılmış bir çivi, hem de rüzgâra teslim bir yelken.
I. GÖKDELEN İKTİSADI: YUKARI DOĞRU AÇLIK
Kapitalizm önce bir gökdelendir. Mantığı yatay yayılmak değil, dikey delmektir.
Mesele üretmek değildir. Daha fazla üretmektir. Mesele kazanmak değildir. Rakipten daha yükseğe çıkmaktır.
Bu yüzden kapitalizmin dili hep yükseklik dilidir: En büyük şirket. En yüksek ciro. En zengin. En hızlı büyüyen.
Her kat yeni bir sermaye katmanıdır. Giriş katında küçük esnaf. Ortada holdingler. En üstte küresel sermaye, finans, fonlar. Hepsi aynı binadadır ama aynı havayı solumaz.
Gökdelen yükseldikçe zeminle bağı kopar. Kapitalizm de büyüdükçe eşitsizliği üretir. Çünkü yukarı çıktıkça aşağıdakiyle arandaki mesafe büyür. Aynı binada yaşarsın ama aynı dünyada yaşamazsın.
Kısacası: Kapitalizm sadece büyümenin değil, katmanlaşmanın da sistemidir.
II. YELKENLİ İKTİSADI: RÜZGÂRI AVLAYAN AKIL
Ama kapitalizm sadece gökdelen olsaydı taş kesilirdi. Oysa kapitalizmin özü harekettir. İşte burada ikinci metafor girer: yelkenli.
Yelkenlinin motoru yoktur. Rüzgârı vardır. Kapitalist de kendi gücüyle yürümez. Fırsatı yakalar. Teknolojiyi, talebi, modayı, krizi, savaşı, açığı. Esen ne varsa onu yelkenine doldur.
Kapitalizmde kesinlik yoktur. Kaptan havayı kontrol edemez. Girişimci geleceği bilemez. Yarın talep biter, teknoloji eskir, rakip çıkar, liman kapanır. Bu yüzden kapitalizm bir belirsizlik ekonomisidir.
Schumpeter’in “yaratıcı yıkımı” da, Knight’ın “belirsizliği” de, Keynes’in “hayvan ruhları” da aslında aynı şeydir: rüzgârı koklamak.
Yanlış rüzgâra yelken açan batar. Doğru rüzgârı yakalayan okyanusu geçer.
Bu yüzden kapitalizm plandan çok keşiftir. Emirden çok girişimdir. Kesinlikten çok öngörüdür.
III. ÇELİŞKİN BULUŞTUĞU YER
Kapitalizmin dehası da trajedisi de buradadır. Bir yandan gökdelen gibi sağlam durmak ister. Fabrika kurar, banka kurar, marka kurar. Kalıcı olmak ister.
Diğer yandan yelkenli gibi kaçmak zorundadır. Daha kârlı bir liman görünce eski limanı yakar. Eski teknolojiyi çöpe atar. Eski işçiyi unutur. Hiçbir şeye sadık değildir. Sadece kâra sadıktır.
Bu yüzden Wall Street’in gökdelenleri kadar on beşinci yüzyılda Baharat Adaları’na giden yelkenliler de kapitalizmin sembolüdür.
Biri birikimi anlatır. Öteki iştahı. Sermaye hem kök salar hem göçer. Hem bina diker hem binayı terk eder. Sağlam görünür ama esnektir.
Esnektir ama doymaz.
SONUÇ: AYNI GEMİDE İKİ YOLCU
Kapitalizm = Gökdelen + Yelkenli
Gökdelen statik yüzüdür. Servetin nerede toplandığını gösterir. Yükselme arzusunu, güç yoğunlaşmasını anlatır.
Yelkenli dinamik yüzüdür. Servetin nasıl oluştuğunu gösterir. Risk almayı, değişmeyi, rüzgârla oynamayı anlatır. Birini görmezden gelirsen sistemi yarım anlarsın. Sadece gökdelene bakarsan “zalim birikim” görürsün. Sadece yelkenliye bakarsan “özgür girişim” sanırsın.
Oysa gerçek şu:
Kapitalizm, gökyüzüne çakılmış bir gökdelenle, ufka kaçan bir yelkenlinin aynı bedeni paylaşmasıdır. Bu yüzden kapitalizmi anlamak isteyen, yalnızca gökdelenlerin boyuna bakmasın.
Bir de denize baksın.
Yelkenliler hangi rüzgârla gidiyor?
O rüzgârı kim estiriyor?
Ve fırtına koptuğunda ilk batan kim oluyor?
Çünkü hikâye orada başlar.