Dr. Mehmet Gökhan ÖZDEMİR*
Konya Ovası’nın Karapınar düzlüğünde panel sıraları ufka kadar uzanıyor. Avrupa’nın en büyük güneş santrallerinden biri burası; bir zamanlar erozyonla savrulan toprakların üzerinde sessizce duran bir gelecek vaadi. İlk gelişte insanı aynı iyimserlik sarıyor: Türkiye’nin temiz enerji devrimi işte gözle görülür biçimde önümüzde. Rakamlar da bunu doğruluyor gibi. Kasım 2025 itibarıyla ülkenin toplam elektrik kurulu gücü 121,8 GW; bunun 75,6 GW’ı, yani yaklaşık yüzde 62’si yenilenebilir kaynaklardan geliyor. Yalnızca güneş kapasitesi 25 GW eşiğine ulaşmış durumda.
Ama aynı yıllara ait, kürsülerde pek dile getirilmeyen ikinci bir rakam dizisi var. Türkiye’nin sera gazı emisyonları düşmüyor. TÜİK verilerine göre toplam emisyon 2024’te bir önceki yıla kıyasla yüzde 5,3 artarak 584,5 milyon ton karbondioksit eşdeğerine çıktı. Kömürden üretilen elektrik ise aynı yıl 122 TWh ile tüm zamanların rekorunu kırdı. Yani paneller çoğaldıkça karbon da çoğaldı.
Bu bir muhasebe hatası değil. İktisat tarihinin en eski ve en inatçı paradokslarından biri, yüz altmış yıl sonra Anadolu yaylasında yeniden sahneye çıkıyor.
Jevons’un 1865’teki uyarısı
1865’te, henüz otuz yaşındaki İngiliz iktisatçı William Stanley Jevons, Kömür Meselesi’nde çağının sezgisine ters bir tez ortaya attı. Dönemin yaygın kanısı şuydu: buhar makineleri kömürü daha verimli kullandıkça İngiltere’nin kömür tüketimi azalacaktır. Jevons bunun tersini söyledi.
Watt’ın makinesi kömürü daha verimli yaktıkça buharlı gücün maliyeti düşmüş, ucuzlayan güç daha yaygın kullanılmış, sonuçta kömür tüketimi azalmak yerine katlanmıştı. Onun meşhur ifadesiyle: “Yakıtın ekonomik kullanımının tüketimi azalttığını sanmak, fikirlerin tam bir karışıklığıdır. Gerçek bunun tam tersidir.”
Jevons’un sezgisini yirminci yüzyılın sonunda Daniel Khazzoom ve Leonard Brookes biçimsel bir önermeye dönüştürdü. Khazzoom-Brookes postülası olarak anılan yaklaşım şunu söyler: enerji verimliliğindeki kazanımlar, makro düzeyde, tasarruf edilen enerjinin bir kısmını, bazen tamamını, hatta fazlasını yeniden tüketime geri çağırır.
Literatürde buna geri tepme etkisi (rebound effect) deniyor. Steve Sorrell’in 2009 tarihli derlemesinin gösterdiği gibi, geri tepme çoğu zaman mütevazı kalır. Ama enerjinin üretimin her hücresine sızdığı, talebin doymadığı ekonomilerde mesele büyür: verimlilik arttıkça toplam tüketim de artar. İktisatçılar bu uç hâle “backfire” diyor.
Burada bir ayrım şart. Yenilenebilir enerji bir verimlilik teknolojisi değil, bir arz teknolojisidir. Yine de makro mantık şaşırtıcı ölçüde benzer işliyor. Ucuz, bol ve “temiz” sayılan bir elektrik arzı, elektriğin gölge fiyatını düşürür. Düşen fiyat yeni talep katmanlarını harekete geçirir: veri merkezleri, elektrikli araçlar, soğutma, hatta kripto madenciliği. Sonuçta yenilenebilir kapasite fosilin yerine geçmez, üstüne eklenir. İkame değil, ilave. Sorun da burada.
Türkiye’nin verileri ne söylüyor?
Türkiye bu paradoksun dünyadaki en saf örneklerinden birini sunuyor. Önce arz tarafı. Yenilenebilir kurulu gücün toplam içindeki payı yüzde 62’ye ulaşmış; rüzgâr ve güneş 2024’te 62 TWh üretimle ikinci yıl üst üste yerli kömürü geçmiş. Bu küçümsenecek bir şey değil; son on yılın en dikkate değer sanayi politikası başarılarından biri.
Şimdi madalyonun öbür yüzü. Aynı dönemde brüt elektrik tüketimi 2024’te yüzde 5,5 artarak 353,6 TWh’ye çıktı; Ulusal Enerji Planı 2025 için 380 TWh öngörüyor. Talep, yenilenebilirin eklediği her terawatt-saati yutacak bir iştahla büyüyor. Sonuç ortada: rekor yenilenebilir büyümeye rağmen fosil yakıtların elektrik üretimindeki payı 2024’te yüzde 55. Bu, 1993’ten beri görülen en düşük oran; ama hâlâ üretimin yarısından fazlası demek. Daha çarpıcısı, kömürden üretim mutlak olarak gerilemedi, 122 TWh ile tarihî zirvesine çıktı. Payı düştü, miktarı arttı. Jevons bunu duysa gülümserdi.
Emisyon verileri tabloyu tamamlıyor. TÜİK’in ulusal envanterine göre 2024’te toplam sera gazı emisyonu 584,5 milyon tona, kişi başına emisyon 6,8 tona çıktı. 1990’da bu rakam 4,2 tondu; yani otuz dört yılda yüzde 60’ı aşan bir artış. Toplam emisyonun yüzde 71,8’i hâlâ enerji kaynaklı. Üstelik bu enerjinin büyük bölümü dışarıdan geliyor: 2024’te kömürle üretilen elektriğin yüzde 61’i ithal kömüre dayanıyordu, yurt içi doğal gaz üretimi tüketimin ancak yüzde 4’ünü karşılıyordu. Kısacası yeşil kapasite artarken hem karbon hem cari açık baskısı yerinde sayıyor.
Bu noktada Çevresel Kuznets Eğrisi’ni (Environmental Kuznets Curve, EKC) hatırlamakta yarar var. Grossman ve Krueger’in 1990’ların başında popülerleştirdiği hipotez, kişi başı gelir belirli bir eşiği aştıktan sonra kirliliğin azalmaya başlayacağını öne sürer; yani gelirle kirlilik arasında ters-U biçimli bir ilişki vardır.
Türkiye üzerine yapılan ampirik çalışmaların önemli bir kısmı, ülkenin hâlâ bu eğrinin yükselen kolunda, dönüm noktasının solunda olduğunu gösteriyor. Karapınar’ın panelleri eğriyi tepeye taşımaya tek başına yetmiyor. Çünkü eğrinin biçimini kurulu kapasite değil, büyümenin bileşimi ve enerji yoğunluğu belirliyor.
Göreli ayrışma, mutlak yanılsama
Şimdi iklim iktisadının kritik kavram çiftine geliyoruz: göreli ayrışma (relative decoupling) ve mutlak ayrışma (absolute decoupling). Göreli ayrışma, ekonominin her birim üretim için daha az karbon salması, yani karbon yoğunluğunun düşmesi demek. Mutlak ayrışma ise ekonomi büyürken toplam emisyonun azalması. İklim açısından önemli olan yalnızca ikincisi; çünkü atmosfer yüzdelerle değil, mutlak ton miktarlarıyla ısınıyor.
Türkiye’nin verileri klasik bir göreli ayrışma tablosu. Birim GSYH başına karbon yoğunluğu yıllar içinde geriliyor, ama toplam emisyon yükselmeye devam ediyor. Bu, ülkenin enerji dönüşümünde gerçek bir mesafe katettiğini, fakat bu mesafenin büyümenin hızına yetişemediğini gösteriyor. Yeşil büyümenin illüzyonu da tam burada. Yüzdeleri konuşurken başarı hikâyesi anlatıyoruz; mutlak tonları konuşmaya başlayınca hikâye sararıyor. İktisatçının ilk dersi şudur: pay değişkeniyle düzey değişkenini karıştırma. Yenilenebilirin payı artarken fosilin düzeyi pekâlâ artmaya devam edebilir. Türkiye’de aynen bu oldu.
Geri tepmeyi besleyen kanallar Türkiye’de özellikle güçlü. Bir kere gelir etkisi var: orta gelirli, hızla şehirleşen, genç bir nüfusta enerji talebi gelirle birlikte doymadan büyüyor. Bir de ikame etkisi: ucuzlayan elektrik, ısınmadan ulaşıma kadar başka enerji biçimlerinin yerini alıp toplam talebi şişiriyor. Son olarak yeni bir kalem ekleniyor: veri merkezleri, yapay zekâ altyapısı ve elektrikli ulaşım, önümüzdeki on yılda elektrik talebine doymak bilmez bir katman bindirecek. Bu kanallar birlikte çalışınca, salt arz tarafına yapılan yatırımın, ne kadar yeşil olursa olsun, emisyonu kendiliğinden düşürmesini beklemek saflık olur.
O halde ne yapmalı?
Buradan çıkan sonuç, yenilenebilir yatırımın gereksiz olduğu değil. Tam tersi: vazgeçilmez, ama tek başına yetersiz. Jevons paradoksunun politika dersi açık. Arz tarafını dönüştürmek, ancak talep tarafını ve fiyat sinyallerini birlikte yönetince işe yarıyor.
İlki karbon fiyatlandırması. Geri tepmeyi dizginlemenin teorideki en doğrudan yolu, karbonun negatif dışsallığını fiyata içselleştirmek. Ucuzlayan temiz elektriğin serbest bıraktığı talebi, karbon yoğun seçenekleri pahalılaştırarak başka yöne çevirmek gerekiyor. Türkiye’nin kurmakta olduğu Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) bu yüzden yalnızca bir AB uyum aracı değil; Jevons etkisine karşı yerli bir savunma hattı. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) düşünülürse, karbonu içeride fiyatlamak, dışarıda ödenecek bedeli içeride tutmanın da yolu.
İkincisi talep yönetimi ve verimlilik. Bina yalıtımı, sanayi motorlarının verimliliği, ulaşımın elektrifikasyonu, akıllı şebekeler… Enerjinin ne kadar üretildiği kadar nasıl tüketildiği de belirleyici. Ama bir uyarı şart: verimlilik politikası geri tepmeyi hesaba katmadan tasarlanırsa, tasarrufu yeniden tüketime çevirir. Verimlilik ancak fiyatlandırmayla birlikte yürürse sonuç verir.
Üçüncüsü, belki de en önemlisi: hedefleri pay üzerinden değil, düzey üzerinden kurmak. “Yenilenebilirin payını yüzde 50’ye çıkarmak” gibi bir hedef, mutlak emisyon artarken bile tutturulabilir. Oysa iklim taahhütleri mutlak emisyon tavanlarına bağlanmadıkça, başarı görüntüsüyle başarısızlık gerçeğini bir arada taşıyabiliyor. Türkiye’nin 2053 net-sıfır hedefi de ancak mutlak tonlar üzerinden izlenen bir yörüngeye oturduğunda anlam kazanır.
Son söz
Karapınar’dan ayrılırken panellere vuran ikindi güneşinin parıltısı insana haklı bir gurur veriyor. O paneller gerçek bir başarı. Ama iktisatçının işi, parıltıya kapılmadan toplamı görmek. Jevons’un yüz altmış yıl önce kömür için söylediği, bugün güneş ve rüzgâr çağında da geçerli: bir kaynağı daha bol ve daha ucuz kıldığınızda, onu daha az değil daha çok tüketme eğilimindesinizdir.
Yeşil büyüme yalnızca “daha fazla temiz arz” olarak kurgulanırsa, kendi gölgesini de büyütür. Asıl dönüşüm arzı yeşertmekle değil; talebi terbiye etmek, fiyatı doğru kurmak ve başarıyı yüzdelerle değil mutlak tonlarla ölçmekle başlıyor. Yoksa paneller çoğalırken karbonun da çoğalmasına şaşırıp durmaktan kurtulamayız.
Anadolu’nun güneşi cömert. Mesele, o cömertliği bir illüzyona değil, gerçek bir ayrışmaya çevirebilmek.
*: Kırıkkale Üniversitesi, İktisat Bölümü
Kaynakça
Brookes, L. (1990). The greenhouse effect: The fallacies in the energy efficiency solution. Energy Policy, 18(2), 199–201.
Ember. (2025). Türkiye Electricity Review 2025. Ember-Energy. https://ember-energy.org/latest-insights/turkiye-electricity-review-2025/
Grossman, G. M., & Krueger, A. B. (1995). Economic growth and the environment. The Quarterly Journal of Economics, 110(2), 353–377.
Jevons, W. S. (1865). The coal question: An inquiry concerning the progress of the nation, and the probable exhaustion of our coal-mines. Macmillan.
Khazzoom, J. D. (1980). Economic implications of mandated efficiency in standards for household appliances. The Energy Journal, 1(4), 21–40.
Sorrell, S. (2009). Jevons’ Paradox revisited: The evidence for backfire from improved energy efficiency. Energy Policy, 37(4), 1456–1469.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2025). Sera gazı emisyon istatistikleri, 1990–2024. TÜİK Haber Bülteni. https://data.tuik.gov.tr/
Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ). (2025). Kurulu güç raporu. https://www.teias.gov.tr/