Bülent Arınç ile Semih Yalçın arasında yaşanan polemik, Türkiye siyasetindeki dil sertleşmesinin yeni örneklerinden biri oldu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın sert açıklamalarına karşılık veren Bülent Arınç, “Hakaretlerini temerrüt faiziyle iade ederim” diyerek hem siyasî hem de kültürel açıdan dikkat çekici bir ifade kullandı. Bu cümle sıradan bir tepki cümlesi değildi; içinde hukuk dili, ekonomi metaforu, dinî çağrışım ve ince bir alay aynı anda bulunuyordu.
Özellikle “temerrüt faizi” gibi teknik ve İslamî hassasiyet açısından problemli bir kavramın tercih edilmesi, cümleyi basit bir cevap olmaktan çıkarıp ironik bir siyasî metne dönüştürdü.
Karar gazetesi haberi içindeki “hakaretlerin temerrüt faiziyle iadesi” ifadesi, siyasî polemik dilinde oldukça dikkat çekici bir ironi üretmektedir. Çünkü burada kullanılan “temerrüt faizi” kavramı sadece ekonomik bir terim değildir; aynı zamanda İslam düşüncesinde problemli, tartışmalı ve ahlâkî yük taşıyan bir kavramdır. Bu yüzden cümle, kelime seçiminden doğan çift katmanlı bir anlam üretir.
İslam hukukunda faiz, özellikle ribâ kavramı üzerinden değerlendirildiğinde, insanın başkasının zayıflığı veya gecikmesi üzerinden kazanç üretmesi olarak görülür. “Temerrüt faizi” ise borcun gecikmesiyle büyüyen fazlalığı ifade eder. Burada Bülent Arınç, kendisine yöneltilen sözleri “aynıyla değil, gecikme zammıyla geri verme” metaforunu kuruyor. Yani hakaretin karşılığı sadece hakaret değil; birikmiş, çoğalmış, gecikmiş bir karşılık olarak sunuluyor. Bu, siyasî retorikte öfkenin mizahla birleştiği noktadır.
Fakat ironinin esas kuvveti burada ortaya çıkar: Kendisi muhafazakâr ve İslami referansları güçlü bir siyaset dili içinden konuşan bir figürken, cevabını “faiz” metaforuyla kuruyor. Bu durum bilinçli ya da sezgisel biçimde ters bir anlam alanı doğuruyor. Çünkü İslam ahlâkında faiz menfî bir çağrışım taşırken, burada cezalandırıcı ve artırılmış bir karşılık mekanizmasının sembolü hâline getiriliyor. Böylece ekonomik bir günah metaforu, siyasî bir intikam retoriğine dönüşüyor.
Bu cümledeki ironi yalnızca kelime oyunundan ibaret değildir. Aynı zamanda Türkiye siyaset dilinin dönüşümünü de gösterir. Eskiden siyasî nezaketin dili daha doğrudan ve kontrollüydü; bugün ise finans, hukuk ve piyasa terminolojisi siyasî polemiklerin içine taşınmış durumda. “Temerrüt faiziyle iade” sözü, modern ekonomik dilin siyasî öfkeye mecaz sağladığını gösteriyor.
Burada ayrıca psikolojik bir katman da vardır. “Faiz” kavramı ekonomik hayatta borcun büyümesini temsil ederken, siyasette de öfkenin birikmesini simgeliyor. Arınç’ın ifadesinde yalnızca cevap verme değil, biriktirilmiş kırgınlığın tahsili hissi vardır.
Bu nedenle cümle, sadece polemik değil; uzun siyasî geçmişe sahip aktörlerin birbirine yönelik hafızasını da içinde taşır. Hakaret artık anlık bir söz olmaktan çıkıyor; gecikmiş bir hesaplaşmanın alacağına dönüşüyor.
Bir başka dikkat çekici yön de şudur: İslam düşüncesinde affetmek, öfkeyi yutmak ve ölçülü cevap vermek erdem sayılırken; burada cevap, katlanarak geri dönen bir borç mantığıyla ifade ediliyor.
Bu açıdan cümle, farkında olmadan modern siyasal kültürün “ahlâkî hesaplaşma” yerine “misilleme ekonomisi” ürettiğini de açığa çıkarıyor. Hakaret artık sadece söz değil; tahsil edilecek bir alacak gibi sunuluyor.
Tasavvufî gelenekte insanın dili, kalbin aynası kabul edilir. Orada esas olan, sözü çoğaltmak değil, sözü arındırmaktır. Oysa modern siyasetin dili tam tersine işliyor; söz büyüyor, sertleşiyor, katlanıyor.
“Temerrüt faiziyle iade” ifadesi tam da bu çağın ruhunu anlatıyor. Kırgınlık bile sade biçimde dile getirilmiyor; faiz işletilen bir hesap metaforuyla sunuluyor. Böylece siyaset, ahlâkî kavramlardan çok ekonomik kavramlarla konuşmaya başlıyor.