Merve Suna ÖZEL ÖZCAN
Türkiye ile Ermenistan arasında yaklaşık 33 yıl sonra demiryolu hattının yeniden devreye alınmasına yönelik adımlar, yüzeyde teknik bir ulaşım meselesi gibi görünse de, gerçekte Güney Kafkasya’da yeniden şekillenen jeopolitik mimarinin somut bir yansıması olarak görülebilir.
Türkiye ile Ermenistan arasında yeniden gündeme gelen demiryolu hattı, teknik olarak Kars–Gümrü demiryolu hattıdır. Bu hat, Sovyetler döneminde aktif olan ancak 1993’te Karabağ savaşı bağlamında Türkiye’nin sınırı kapatmasıyla devre dışı kalan bir bağlantıdır.
Demiryolları ve geçiş koridorları, klasik anlamda yalnızca ekonomik entegrasyon araçları değil; aynı zamanda güç projeksiyonu, bölgesel bağlantılar ve stratejik bütünlük üretim mekanizmalarıdır. Bu nedenle söz konusu gelişmeyi, Karabağ Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni bölgesel düzenin bir uzantısı olarak değerlendirmek gerekir.
Uluslararası ilişkiler literatüründe ulaştırma hatları, özellikle kara ve demiryolu ağları, jeopolitik rekabetin en somut zeminlerinden birini oluşturur. Heartland Teorisi çerçevesinde düşünüldüğünde, Avrasya’nın iç bölgelerine hâkim olan aktörlerin küresel güç dağılımında avantaj elde ettiği kabul edilir. Bu bağlamda Güney Kafkasya, sadece bir “geçiş alanı” değil; aynı zamanda enerji, ticaret ve lojistik hatların kesişiminde yer alan bir “stratejik düğüm noktasıdır”.
Karabağ Savaşı Sonrası Yeni Bölgesel Denklem
2020 yılında gerçekleşen İkinci Karabağ Savaşı ve zaferi, Güney Kafkasya’daki statükoyu köklü biçimde değiştirmiştir. Azerbaycan’ın askeri ve siyasi üstünlük sağlayarak sahada dengeyi kendi lehine çevirmesi, uzun yıllar boyunca donmuş çatışma olarak tanımlanan yapıyı çözmüştür. Bu süreçte iki temel aktör öne çıkmıştır:
Azerbaycan: Savaş sonrası elde ettiği askeri başarıyı diplomatik kazanıma dönüştürerek bölgesel bir “oyun kurucu” konumuna yükselmiştir.
Türkiye: Sağladığı askeri, teknolojik ve diplomatik destekle yalnızca bir müttefik değil, aynı zamanda bölgesel güç denkleminin belirleyici aktörlerinden biri haline gelmiştir.
Elbette bu iki aktörün koordinasyonu, Güney Kafkasya’da yeni bir jeopolitik eksen oluşturmuştur. Özellikle ulaşım hatları ve koridor projeleri (örneğin Zengezur hattı tartışmaları), bu eksenin somut politik araçları olarak öne çıkmaktadır.
Ulaşım Hatları Üzerinden Kurulan Yeni Güç Dengesi
Karabağ Savaşı sonrası Kafkasya’da oluşan yeni denklem içinde Ermenistan, tarihsel olarak alışık olduğu geleneksel olarak Rusya’ya dayalı güvenlik bağımlılığının zedelendiğini görmüştür. Nitekim Rusya savaş sürecinde beklenen düzeyde sonuç üretmemiş; bu durum Erivan yönetimini alternatif arayışlara yöneltmiştir. Rusya-Ukrayna savaşına bağlı olarak konjonktürel gerçeklik ele alındığında, Rusya’nın bölgedeki rolünün görece zayıflaması Ermenistan’ı çok yönlü dış politika arayışına itmektedir denebilir.
Bu bağlamda Türkiye ile demiryolu hattının açılması, Ermenistan açısından yalnızca ekonomik bir fırsat değil; aynı zamanda stratejik yalnızlıktan çıkışın bir aracı olarak değerlendirilebilir. Erivan yönetimi, bu süreçle birlikte “dengeleyici dış politika” (balancing strategy) geliştirmeye çalışmakta; hem Batı ile hem de bölgesel aktörlerle ilişkilerini çeşitlendirmeyi hedeflemektedir.
Öte yandan Karabağ Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni jeopolitik düzende, ulaşım hatları içinde en kritik tartışma başlıklarından biri Zengezur Koridoru olmuştur. Bu koridor, yalnızca Azerbaycan’ın Nahçıvan ile doğrudan bağlantısını sağlama hedefiyle sınırlı değildir; aynı zamanda Türkiye’nin Orta Asya’ya kesintisiz erişimini mümkün kılabilecek bir stratejik hat olarak değerlendirilmektedir. Tam bu. noktada ise Türkiye–Azerbaycan hattını üç baslıktan okumak gerekir:
- Doğu-Batı ticaret koridorlarının merkezine yerleşmekte,
- Orta Asya ile Avrupa arasındaki bağlantıyı güçlendirmekte,
- Bölgesel ekonomik entegrasyonu yönlendirmektedir.
Nitekim Türkiye–Azerbaycan ekseni bu hat üzerinden bölgesel düzenin kurucu rolünü pekiştirirken, Ermenistan ise bu yeni gerçeklik içinde konumunu yeniden tanımlamak zorunda kalmaktadır. Bu durum, Güney Kafkasya’da jeopolitiğin artık sınırlar üzerinden değil, bağlantılar üzerinden şekillendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Türkiye–Ermenistan demiryolu hattının yeniden açılması, tek başına bir ulaşım projesi değil; Güney Kafkasya’da yeni bir jeopolitik fazın başlangıcıdır. İkinci Karabağ Savaşı sonrası oluşan güç dengesi, Azerbaycan ve Türkiye’yi belirleyici aktörler haline getirirken; Ermenistan’ı da yeni stratejik tercihler yapmaya zorlamaktadır.
Ermenistan bu süreçte özellikle geçiş alanları ve rotalar ekseninde, her ne kadar bu hat doğrudan Zengezur Koridoru ile aynı şey olmasa da, aynı stratejik mantığın parçasıdır: Bölgeyi kapalı sınırlar sisteminden açık koridorlar sistemine geçirmek. Kısacası, gelişmeler bize sınırların açılmasından çok bölgesel sistemin yeniden yazılması anlamına gelen yeni bir süreci göstermektedir.