Ali Şeriati, modern İslam düşüncesinde dini pasif bir inanç sisteminden çıkarıp toplumsal bir kurtuluş ideolojisine dönüştüren en etkili figürlerden biri olmuştur. Onun Müslüman dünya için anlamı, geleneksel dini mirası, modern sosyolojik yöntemlerle yeniden yorumlayarak sömürgecilik ve adaletsizliğe karşı kendine özgü bir direniş dili inşa etmesinde yatmaktadır.
Son zamanlarda Türkiye’de bagajlarında özgürce hareket etmelerini engelleyen bir dolu yükle hareket etmeye çalışan ve İran-Epstein Çetesi savaşında nerede durmaları gerektiği konusunda kafası karışık çevrelerin hedef tahtası haline gelmesi Şeriati’yi yeniden ele almayı zorunlu kılmıştır. Şeriati’nin yılmaz savunucuları ondan büyük bir düşünce adamı ortaya çıkarmaya çalışırken, geleneksel bakış açısına sıkı sıkıya sahip ve bagajlarında tonluk yüklere sahip çevreler ise en kolaycı yöntem olan tezyif yöntemini tercih etmiştir.
Toplum, böylesi özgün bir fikir adamı söz konusu olduğunda, pek çok olayda kendisinden beklendiği gibi karpuza benzer biçimde ortadan ikiye bölünmüş görünmektedir adeta. Bu keskin ayırım, söylenen sözleri, yaşanan hayatları ve çıkarılması gereken dersleri ıskalamaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. En az iki asırdır eski halin muhal olduğu ayan beyan iken yeni hale ilişkin özgün dimağların sesleri kısılmaya çalışılmakta ve sağlıklı (eleştirel) bir düşünce ortamı doğmadan butlana mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Bu yazı, bu minvaldeki tartışmalara kısa bir yeni pencere açma iddiası taşımaktadır.
Şeriati’nin İslam Düşüncesine Katkıları
Şeriati’nin düşünce dünyası, her şeyden önce Doğu hikmeti ile Batı sosyolojisini (özellikle Marksizm ve Varoluşçuluk eleştirilerini) sentezlemektedir. Onun Batı felsefesine vukufiyeti ve Batı’ya dair gözlemleri, bu merkezde ortaya çıkan tartışmaları İslam dünyası için yeniden yorumlamasına neden olmuştur.
Dine Karşı Din kitabında dini, “statükoyu meşrulaştıran uyutucu din” (istihmar) ve “adalet arayan devrimci din” (hareket) olarak ikiye ayırır. Tarih boyunca meydana gelen çatışmaların dinle dinsizlik arasında olmadığını ama dini yorumların farklılıklarından kaynaklandığını ileri sürer. Adeta bir başyapıt hüviyetindeki bu eser, modern müslüman zihninde büyük bir aydınlanma yaratacak derecede çarpıcıdır.
İnsanın Dört Zindanı, büyük bir metafor sunarak insanın özgürleşmesi önündeki engelleri doğa, tarih, toplum ve benlik (nefis) olarak tanımlar. Dinin bu zindanlardan kurtuluş imkanı sunduğunu savunur. Bu dört kavram düzleminde müslüman zihnin adeta modern putlar ürettiğini ileri sürer. Bu klasifikasyonla Şeriati, günümüzde müslüman dünyanın değişik coğrafyalarında sadakatle saygı duyulmaya devam eden söz konusu kavramların ipliğini pazara çıkarır.
Aydın Sorumluluğu‘nda, sadece bilgi sahibi olan “alim” yerine, toplumsal sorunlara duyarlı ve halkı uyandırma görevini üstlenen “sorumlu aydın” (Ruşenfikr) modelini öne çıkarmıştır. Bilgi temelli bakış açısını sorumluluk sahibi aydın konseptine dönüştürmenin yollarını aramıştır. Nitekim ünlü duasında değişim dilediği kesimlerin başında aydınlar gelmektedir. Bıkmadan usanmadan bu sorumluluğun çerçevesini çizer. Bu düşünceleriyle, olanca yetkinliğine rağmen tıpkı Nurettin Topçu gibi üniversite çevresinde kendisine yer verilmez. Buna karşın en fazla anlaşıldığı kesim ise yine üniversite çevreleri olmuştur.
Tevhid ve Adalet açısından, tevhid inancını yalnızca Allah’ın birliği olarak değil, sınıfsız ve imtiyazsız bir toplumun temeli olan toplumsal bütünlük olarak okumuştur. Sosyalizmin ideolojik olarak öngördüğü sınıfsız toplumun müslümanca bir duruş içerdiği konusunda kafası oldukça nettir. Diyalektik materyalizm tuzağına düşmeden sınıfsız toplumun inşa edilebileceğine dair tevhid eksenli umutlar besler.
Temel düşünceleri açısından neredeyse yarım asırdır İslam düşüncesine yaptığı eşsiz katkılarla temayüz eden Şeriati, genellikle konferans notlarından oluşan eserleri bağlamında düşünen insanlar nezdinde derin izler bırakmıştır. Hacc ile ritüellerin sembolik ve devrimci anlamlarını analiz ederken İnsanın Dört Zindanı ile bireyin özgürlük mücadelesini tarihsel ve psikolojik esaslara dayalı olarak analiz eder. Dine Karşı Din eserinde hakim güçlerin dini nasıl bir baskı aracına dönüştürdüğünü vurgular. Öze Dönüş eserinde Müslüman toplumların kimlik krizinden kurtulması için köklerine yönelmesi gerektiğini savunur. Medeniyet ve Modernleşme‘si Batılılaşma ile modernleşme arasındaki farkı kıyasıya eleştirir.
Şeriati’nin Müslüman Dünya İçin Anlamı
Ali Şeriati, özellikle 1979 İran Devrimi’nin fikri mimarı olarak görülse ve inkılab-ı İslami olarak tanımlanan Devrimin fikir mimarlarından birisi olarak bu coğrafyada beklediği ilgiyi göremese de, etkisi İran’ın sınırlarını çoktan aşmıştır. Özgün bir açıklama çabası içermesi ve zayıflıkla mücadele yöntemleri önermesi yönüyle Müslüman dünyada “Mustazaflar” (ezilmişler) kavramını siyasi bir özneye dönüştürmüştür. İslam’ın sömürgecilik, kapitalizm ve materyalizm karşısında bağımsız bir üçüncü yol olduğunu savunmuştur. Bugün dahi, dini geleneği modern dünyanın sorularıyla yüzleştirmek isteyen entelektüel çevreler için temel bir referans noktasıdır.
Aydın Sorumluluğu ve Ali Şeriati
Ali Şeriati’nin düşünce dünyasında “aydın sorumluluğu”, bilginin yalnızca biriktirilmesi değil, toplumsal bir eyleme ve uyandırışa dönüştürülmesi anlamına gelir. Şeriati, aydını klasik “alim” veya Batılı anlamdaki “entelektüel” kavramlarından ayırarak ona aktif bir misyon yükler. Ona göre, aydın sorumluluğunun temel direkleri şöyle özetlenebilir:
“Ruşenfikr” (Sorumlu Aydın) ve Alim Ayrımı: Şeriati, her okumuş kişinin veya her alimin mutlaka bir “aydın” (Ruşenfikr) olmadığını savunur. Ona göre alim bilgiyi depolar, gelenekselleşmiş dini veya teknik verileri nakleder; ancak bu bilgi toplumsal bir sancıdan yoksundur. Bu algıda modern düşünceyi ıskalayan ve olması gerekene atıfta bulunan büyük bir zenginlik bulunmaktadır. Ona göre aydın, diploması veya medrese eğitimi olup olmamasından bağımsız olarak, toplumun içinde bulunduğu çıkmazı fark eden ve halkın dertleriyle dertlenen kişi olarak tanımlanır. Şeriati’nin kurguladığı gerçek aydın, toplumsal bir “peygamber varisi” gibi hareket ederek insanları uyandırmakla sorumludur.
Halkı Öz-Bilince Kavuşturma misyonu peşinde geçen kısa ömründe, aydının en büyük sorumluluğunu, halka nasihat etmek değil onları bilgilendirmek olarak çerçeveler. Aydın, toplumu içinde bulunduğu statükodan (gelenekçilik veya sahte modernleşme tuzakları) çekip çıkaracak bir “öz-bilinç” kazanmalıdır. Şeriati, aydının halkın diliyle konuşması gerektiğini ve toplumun kültürel köklerinden (İslam toplumları için Kur’an ve tarihsel miras) kopmadan bir değişim başlatması gerektiğini savunur.
“Dine Karşı Din” Mücadelesi paradigması ile terminolojiye en büyük katkıyı yapmıştır. Buna göre aydın için sorumluluk, dini bir afyon gibi kullanan otoritelere karşı hakiki dinin adaleti savunan yüzünü ortaya çıkarmaktır. Zulme karşı sessiz kalan, sabretmeyi ve şükretmeyi sadece boyun eğmek olarak öğreten din adamlarını halkın en büyük düşmanı olarak görür. Geleneksel algılamalara karşı sert eleştirilere eserlerinin pek çok yerinde rastlanır. Ona göre, sorumluluk sahibi bir aydın, dinin uyutucu (istihmar) değil, uyandırıcı ve harekete geçirici gücünü topluma zerketmelidir.
Batılılaşma Değil, Modernleşme ve Öze Dönüş teziyle aydını, Batı’yı taklit etmek yerine kendi medeniyet değerlerini modern dünyanın araçlarıyla sentezleme sorumluluğuna sahip olması gereken bir şahsiyet olarak analizinin merkezine oturtur. Batılı ideolojilerin (Marksizm, Liberalizm vb.) olduğu gibi İslam toplumlarına taşınmasını sert bir dille eleştirir ve kör taklitçiliğe karşı ebedi bir savaş ilan etmiş gibidir. Aydının görevini, bu ideolojileri eleştirel bir süzgeçten geçirerek toplumun kendi “öze dönüş” sürecini inşa etmek olarak betimlemesi, İslam’ın özsel değerlerini bir kenara bırakmadan sentezci karakterine atıfta bulunur.
Sonuç Yerine
Şeriati’ye göre aydın olmak bir kariyer değil, bir dert sahibi olma ve bu dert uğruna toplumu harekete geçirme sanatı olarak ifade edilebilir “Sizi rahatsız etmeye geldim” sözü, onun aydın sorumluluğuna bakışının en net özeti gibidir.
Safevi Şiiliği ile Ali Şiiliği konseptleri arasında keskin bir ayırım yaparak adeta Gramshi’nin geleneksel aydın ve organik aydın ayrımlarına benzer biçimde sürekli ideal olana doğru bir yürüyüş içerisinde görünür. Şiiliğin mevcut paradigmasını ve içinde taşıdığı paradoksal halleri keskin ifadelerle eleştirir. Bu nedenle Şiiler tarafından hedef tahtasına konulurken Sunniliği de Muaviye’nin kurgusallaştırdığı biçimiyle masaya yatırır. Bu nedenle de Sunni dünyanın eleştiri odağı haline gelmiştir.
Kısa yaşamı boyunca adeta ne İsa’ya ne Musa’ya yaranan düşünce dünyasında müslümanlar için yeni anlamlar ve çıkış yolları arar. Modernizmin kelimeleri ve kavramlarıyla modernizmi eleştirerek “insanı” ihmal etmesi yönüyle sıkı markaja tabi tutar. Mevcut haliyle Şiiliğin, Sunniliğin ve bu iki bakış açısını etkileme potansiyeline sahip olan Modernizm’in geleneksel bakış açılarını eleştirir.
Sınırları belirli ve metodolojik açıdan derli toplu bir okul inşa etmeden düşünen kitleleri etkileme hüneri gösterebilmiş olan Şeriati, gerçekten başta müslüman dünya olmak üzere egemen anlayışlara tabi insanları rahatsız etmek için gelmiştir.
Şiilik söz konusu olduğunda içselleştirmiş olduğu ön kabulleri sebebiyle Sunni müslüman dünya için rezervler taşırken, Ömer’in adaletini vurgulaması ve Osmanlı’nın müslüman dünya için anlamını açıkça vurgulaması gibi nedenlerle Şii müslüman dünya için çekinceler taşıyor görünmektedir.
Ne mutlu rahatsız edenlere…
Ne mutlu rahatsız olanlara…