Nefsinin Hükmünü Kuramayanın İnsanlara Hükmü Geçmez

By Gök Börü

Nefsinin Hükmünü Kuramayanın İnsanlara Hükmü Geçmez

By: Gök Börü

Kibrini ve gururunu yönetemeyen bir insanın insanları yönetmeye kalkışması, pusulasını kaybetmiş bir kaptanın gemiyi fırtınalı denize sürmesine benzer. Gürültü çoktur, emir çoktur, hareket çoktur; fakat yön yoktur. Çünkü insanın başkalarına hükmedebilmesi için önce kendi içindeki dağınıklığı toparlaması gerekir.

İç dünyası isyan hâlinde olan birinin dış dünyada düzen kurması mümkün değildir. Nefsi dizginsiz bir at gibi koşarken, insanın başkalarını dizginlemeye kalkışması yalnızca bir hayaldir.

Kibir, insanın ruhunda kurulan en tehlikeli saltanattır. O saltanatın sarayı görünmezdir ama duvarları kalındır. Kibirli insan kendisini merkeze koyar; dünya onun etrafında dönmelidir. Eleştiri ona hakaret gibi gelir, itiraz ona ihanet gibi görünür.

Böyle bir ruh hâliyle yönetmeye çalışan biri, aslında insanları değil kendi büyütülmüş gölgesini yönetir. Çünkü kibir, hakikati duymayan bir kulak ve gerçeği görmeyen bir göz yaratır. Böyle bir insanın çevresinde ise zamanla iki tür insan kalır: ya korkanlar ya da çıkar bekleyenler. Hakikati söyleyenler çoktan uzaklaşmıştır.

Gurur ise kibirin daha sessiz fakat daha ince bir yüzüdür. Gurur sahibi insan kendisini yanlış yapmaz zanneder. Hatasını görmek yerine hatayı başkalarında arar. Oysa yönetmek, hatayı görebilme cesaretidir.

İnsan bazen bir adım geri çekilmeyi, bazen susmayı, bazen de başkasının sözünü kabul etmeyi bilmelidir. Gururun en büyük felaketi şudur: İnsan kendi hatasını göremediği için aynı hatayı defalarca tekrar eder. Böylece yönetim, bir aklın rehberliğinden çıkıp bir egonun gölgesine girer.

Tarihin derin sayfalarına bakıldığında gerçek liderlerin en büyük zaferinin savaş meydanlarında değil, kendi nefisleri üzerinde kazanıldığı görülür. Kendini yenemeyen birinin başkalarını yenmesi yalnızca geçici bir tesadüftür. Çünkü insanın içindeki kibir, bir saray entrikası gibi sürekli yeni ihtiraslar üretir. O ihtiraslar da insanı hakikatten uzaklaştırır. Kendi içindeki bu entrikaları susturamayan biri, dışarıda adaletli bir düzen kuramaz.

Kibirli bir yönetici, etrafına aynalar yerleştirir; herkes onun büyüklüğünü yansıtsın ister. Mütevazı bir yönetici ise etrafına pencereler açar; hakikat içeri girsin ister. Birincisi alkış arar, ikincisi doğruluk arar. Alkışla kurulan düzenler kısa ömürlüdür; çünkü alkışın gürültüsü hakikatin sesini bastırır. Ama hakikatin üzerine kurulan düzenler sessiz görünse de kökleri derindir.

Aslında insanı yönetmek, insanın kalbine dokunabilme sanatıdır. Kibirli insan kalpleri değil yalnızca bedenleri yönetir. İnsanlar onun karşısında eğilir, fakat içlerinde ona karşı mesafe büyür. Oysa gerçek yönetici, insanların yalnızca davranışlarını değil gönüllerini de kazanır. Bu da kibirle değil tevazuyla mümkündür. Tevazu, insanın kendisini küçültmesi değil; hakikatin karşısında yerini bilmesidir.

Nefsiyle hesaplaşmamış bir insanın yönetimi çoğu zaman bir tiyatroya benzer. Sahne parlaktır, sözler büyüktür, jestler görkemlidir; fakat oyunun içi boştur. Çünkü rol yapan bir insan uzun süre gerçek lider gibi davranamaz. Eninde sonunda karakteri ortaya çıkar. Ve o karakterde kibir varsa, yönetim zamanla bir ağırlığa dönüşür.

Gerçek güç, insanın sesini yükseltmesinde değil, nefsini susturabilmesindedir. İnsan bazen kendi gururunu geri çektiğinde başkalarının önünü açar. Kendi kibrini dizginlediğinde adaletin yolu genişler. Çünkü kibir, adaletin önüne çekilmiş görünmez bir duvardır. O duvar yıkılmadıkça sözler de emirler de yalnızca havada asılı kalır.

Sonunda mesele tek bir hakikate dayanır: İnsan önce kendisinin hükümdarı olmalıdır. Nefsinin fırtınasını dindirmeyen biri başkalarının rüzgârını yönlendiremez. Kendi içindeki tahtı sağlam kurmayan biri, başkalarına kurduğu tahtı da uzun süre taşıyamaz.

Bu yüzden en büyük yönetim sanatı, başkalarını yönetmek değil insanın kendisini yönetmesidir. Kibrini dizginleyen, gururunu terbiye eden ve nefsini ölçüye sokan insan, başkalarını zorlamadan etkiler. Çünkü böyle bir insanın sözünde bağırış değil ağırlık vardır.

Ve nihayet şu hüküm kalır:

Kibrinin kölesi olan bir insan, kimseye efendi olamaz.

Gururunun esiri olan biri ise ancak kendi yalnızlığının hükümdarı olur.

Yorum yapın