Ortadoğu jeopolitiğini derinden etkileyen ve uluslararası ilişkiler disiplininde bir siyah kuğu (beklenmedik ve büyük etkili olay) olarak nitelendirilebilecek 1979 İran İslam Devrimi, bölgedeki güç dengelerini önemli bir biçimde değiştirmiştir.
Konuya başlamadan önce, tarihsel bir gerçeği netleştirmekte fayda var; 1979’daki devrimin kurucu lideri ve ilk Dini Lideri (Rehber) Ayetullah Ruhullah Humeyni’dir. Ayetullah Ali Hamaney ise devrimin en önemli mimarlarından biri, 1981-1989 yılları arasında İran Cumhurbaşkanı ve Humeyni’nin vefatının ardından 1989’dan günümüze kadar İran’ın Dini Lideri (Hamaney) olarak görev yapan kişidir.
Ancak Hamaney, 1979’da atılan anti-emperyalist ve anti-Siyonist temelleri kurumsallaştıran ve bugünkü boyutuna taşıyan baş aktör olduğu için, devrimin ABD ve İsrail üzerindeki etkisini onun doktrinleri üzerinden okumak son derece önemli bir analitik yaklaşımdır.
Bu çalışma, 1979 Devrimi’nin ideolojik temellerini, Ali Hamaney’in devrim sonrası inşadaki rolünü ve bu sürecin Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail politikalarına olan derin etkilerini tarihsel ve jeopolitik bir perspektifle incelemektedir.
I. 1979 Öncesi Statüko ve Devrimin İdeolojik Temelleri
1979 öncesinde Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetimindeki İran, ABD’nin Basra Körfezi’ndeki İkiz Sütun politikasının (Suudi Arabistan ile birlikte) en önemli ayağını meydana getirmekteydi. Şah dönemi İran’ı, Batı blokunun sadık bir müttefiki olmasının yanı sıra, Ortadoğu’da İsrail ile de facto (fiili) ilişkiler kuran, İsrail’in enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve istihbarat (SAVAK ve MOSSAD) alanında derin işbirlikleri yürüten bir devlettir. İsrail’in Çevreleme Stratejisi kapsamında İran, Arap olmayan Müslüman bir müttefik olarak önemli bir konumda olmuştur.
1979 İslam Devrimi, bu statükoyu şiddetle reddeden bir taban hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Ayetullah Humeyni’nin Velayet-i Fakih (İslam Hukukçusunun Yönetimi) teorisi etrafında şekillenen devrim, dış politikada “Ne Doğu Ne Batı, Yalnızca İslam Cumhuriyeti” düsturunu benimsemiştir. Ali Hamaney, bu dönemde devrimin entelektüel ve operasyonel kadrolarının en ön saflarında yer almaktaydı. Hamaney, Devrim Konseyi üyeliği, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Tahran Cuma İmamlığı gibi kritik görevler üstlenerek yeni rejimin güvenlik ve ideoloji aygıtlarının inşasında kilit rol oynamıştır.
II. ABD ile İlişkilerde Paradigma Değişimi: Büyük Şeytan Doktrini
Devrimin hemen ardından, 4 Kasım 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin radikal öğrenciler tarafından işgal edilmesi ve 444 gün süren rehine krizi, iki ülke ilişkilerindeki köprülerin tamamen atılmasına neden olmuştur. Humeyni’nin ABD’yi “Büyük Şeytan” (Bozorg Şeytan) olarak ilan etmesi, yalnızca retorik bir söylem değil, İran’ın yeni dış ve güvenlik politikasının temel taşı olmuştur.
Ali Hamaney’in 1981’de Cumhurbaşkanı olması ve ardından 1989’da Dini Liderlik makamına oturmasıyla birlikte, ABD karşıtlığı dönemsel bir tepki olmaktan çıkıp İran devlet aklının ontolojik bir gerekliliği haline gelmiştir. Hamaney’in ABD politikası şu temel sütunlara dayanmaktadır:
Hegemonya Karşıtlığı ve Direniş Ekseni: Hamaney, ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını bölgesel istikrarsızlığın temel kaynağı olarak okumaktadır. Bu bağlamda, ABD’nin bölgeden çıkarılması İran’ın en büyük stratejik hedefi olduğu görülmektedir.
Asimetrik Caydırıcılık: Konvansiyonel askeri gücünün ABD karşısında yetersiz kalacağının bilincinde olan Hamaney yönetimi; balistik füze programı, nükleer kapasite inşası ve bölgesel vekalet savaşları üzerinden asimetrik bir caydırıcılık doktrini geliştirmiştir.
Yaptırımlar ve Direniş Ekonomisi: ABD’nin on yıllardır uyguladığı ağır ekonomik yaptırımlara karşı Hamaney, Direniş Ekonomisi (İktisad-ı Mukavemeti) kavramını ortaya atmış, ülkenin kendi kendine yetebilmesini ve Batı’ya olan bağımlılığın sıfıra indirilmesini devletin beka sorunu olarak tanımlamıştır.
Bugün İran ve ABD arasındaki gerilim (nükleer anlaşmazlıklar, Irak ve Suriye’deki nüfuz mücadeleleri, Kızıldeniz’deki ticari güzergahların güvenliği), 1979’da atılan ve Hamaney tarafından titizlikle korunan bu ideolojik temelin doğrudan sonucudur.
III. İsrail ile İlişkiler: Stratejik Ortaklıktan Varoluşsal Düşmanlığa
1979 Devrimi’nin dış politikadaki en dramatik ve keskin dönüşü şüphesiz İsrail politikasıdır. Devrimin hemen ardından Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği kapatılmış ve bina Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) tahsis edilmiştir. İran rejimi, İsrail’i tanımayı reddederek onu gayrimeşru bir Siyonist rejim ve bölgedeki Amerikan emperyalizminin ileri karakolu olan Küçük Şeytan olarak tanımlamıştır.
Ali Hamaney’in siyasi hayatı boyunca en tavizsiz olduğu konu Siyonizm karşıtlığıdır. Hamaney’in liderliğinde İran’ın İsrail’e yönelik stratejisi şu unsurlar etrafında şekillenmiştir:
İleri Savunma ve Kuşatma Stratejisi: Hamaney, İran’ın ulusal güvenliğini kendi sınırlarında değil, Akdeniz kıyılarında ve Levant bölgesinde savunma stratejisini benimsemiştir. İslam Devrimi Muhafızları Ordusu ve onun dış operasyonlar birimi olan Kudüs Gücü (özellikle Kasım Süleymani’nin mimarlığında), İsrail’i çevrelemek üzere geniş bir ağ kurmuştur.
Vekil Güçler: Lübnan’da Hizbullah’ın kurulması ve donatılması, Filistin’de Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlere verilen kesintisiz askeri, finansal ve lojistik destek, Hamaney’in İsrail’i sürekli bir güvenlik krizinde tutma stratejisinin parçasıdır.
Söylem ve Psikolojik Harp: Hamaney, konuşmalarında sık sık İsrail’in yok olmaya mahkûm, sahte bir devlet olduğunu vurgular. Hatta İsrail’in önümüzdeki 25 yıl içinde (2015’te yaptığı bir konuşmaya atfen) var olmayacağına dair ifadeleri, rejimin hem iç hem de dış propagandasının ana malzemesidir.
Bu varoluşsal düşmanlık, günümüzde Gölge Savaşları olarak adlandırılan istihbarat operasyonları, siber saldırılar, bilim insanlarına yönelik suikastlar ve Suriye/Lübnan hava sahasındaki karşılıklı askeri müdahalelerle fiili bir çatışma durumuna dönüşmüştür.
IV. Hamaney’in Jeopolitik Mirası ve Güç Dengeleri
Ruhullah Humeyni devrimin ateşleyicisi ve ruhani rehberi iken; Ali Hamaney, bu devrimci ruhu kurumsal bir devlet aygıtına ve bölgesel bir imparatorluk projesine dönüştüren rasyonel ve pragmatik bir stratejisttir. Hamaney, 30 yılı aşkın iktidarında İran’ı izole edilmiş bir devlet olmaktan ziyade, Ortadoğu’da oyun kurucu veya oyun bozucu ana aktörlerden biri haline getirmiştir.
ABD ve İsrail açısından bakıldığında, 1979 öncesi güvenli kabul edilen Doğu sınırı, 1979 sonrasında ve özellikle Hamaney döneminde sürekli bir güvenlik tehdidine dönüşmüştür. İbrahim Anlaşmaları gibi İsrail ve Körfez Arap ülkelerini bir araya getiren yakın dönem ittifaklarının temel motivasyonu da Hamaney’in İran’ının bölgedeki genişlemesine (Şii Hilali) karşı ortak bir cephe oluşturma refleksidir.
Sonuç
Sonuç olarak, 1979 İslam Devrimi, Soğuk Savaş dinamikleri içinde ABD’nin ve bölgesel müttefiki İsrail’in en ağır jeopolitik kayıplarından biridir. Bu devrimin açtığı yolda, 1980’lerde Cumhurbaşkanı, 1989’dan bugüne kadar da Dini Lider olarak İran’ın yönetiminde olan Ali Hamaney, bu düşmanlık paradigmasını İran’ın ulusal kimliğinin ve dış politikasının merkezine yerleştirmiştir.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan krizlerin, vekalet savaşlarının ve diplomatik zorlukların neredeyse tamamı, 1979’da başlayan ve Hamaney’in liderliğinde konsolide olan bu büyük jeopolitik kırılmanın fay hatları üzerinde gerçekleşmektedir.