Kalbin Üç Duvarı

By Gök Börü

Kalbin Üç Duvarı

By: Gök Börü


Kasabanın kenarında, eski bir kütüphanenin tozlu rafları arasında iki dost sık sık buluşurdu: Murat ve Selim.

Murat daha ateşliydi; çabuk kırılır, çabuk kabarırdı. Selim ise sessiz görünürdü ama içinde yüzyıllık suskunluklar taşırdı. Bir akşam, dışarıda rüzgâr eski taşlara çarparken Murat birden konuştu:

“İnsan,” dedi, “neden bazen kimseyi yanına yaklaştıramaz?”

Selim raflardan bir kitaba dokundu, sonra ağır ağır cevap verdi:

“Çünkü insanın içinde duvarlar vardır. Ama hepsi aynı değildir…”

Murat kaşlarını çattı. Selim devam etti:

“Bak,” dedi, “insanın içinde üç çeşit duvar yükselir: Berlin Duvarı, Han duvarları ve Çin Seddi.”

Murat sandalyeye yaslandı. Bu sözler onda bir merak uyandırmıştı.
Murat sandalyeye yaslandı. Bu sözler onda derin bir merak uyandırmıştı. Kütüphanenin yüksek pencerelerinden süzülen solgun ışık, toz zerrelerini görünür kılıyor; sanki konuşulan her kelime havada asılı kalıyordu.

“Anlat,” dedi Murat, sesi bu kez daha yumuşaktı. “Bu duvarlar nasıl duvarlar?”

Selim kitabı kapattı. Parmaklarını kapağın üzerinde bir süre gezdirdi; sanki hatıraların haritasını yokluyordu.

“İlki,” dedi, “Berlin Duvarı’dır.”

Berlin Duvarı — Kırgınlığın Duvarı

“Bu duvar hızlı örülür,” diye devam etti Selim.
“Bir sözle başlar, bir bakışla yükselir.”

Murat’ın gözleri hafifçe daldı.
“İnsan incindiğinde,” dedi Selim, “kalbine ilk tuğlayı koyar. ‘Bir daha aynı acıyı yaşamayayım’ der. İşte o an Berlin Duvarı yükselmeye başlar.”

Kütüphanede kısa bir sessizlik oldu.

“Bu duvarın harcı kırgınlıktır,” dedi Selim.
“Taşları alınmışlık…
Üstündeki tel örgüler ise suskunluk…”

Murat başını salladı.

“Yani bu… kendini korumak için mi?”

“Evet,” dedi Selim. “Berlin Duvarı savunmadır. İnsan bu duvarı incinmemek için örer. Bu yüzden de ilk yıkılan duvar genelde odur. Bir özür, bir yüzleşme, samimi bir dokunuş… Çatlaklar hemen görünür.”

Han Duvarları — Yorgunluğun Duvarı

Selim bu kez pencereye yürüdü. Dışarıda rüzgâr biraz daha sertleşmişti.

“Ama,” dedi yavaşça, “herkesin fark etmediği bir duvar daha vardır: Han duvarları.”

Murat kaşlarını kaldırdı.
“Onu pek duymadım,” dedi.

Selim hafifçe gülümsedi.

“Çünkü bu duvar gürültüyle değil, yorgunlukla örülür.”

Bir an durdu, sonra devam etti:

“İnsan çok beklediğinde…
Çok yorulduğunda…
Çok hayal kırıklığı biriktirdiğinde…”

Parmağıyla masaya görünmez çizgiler çizdi.

“İşte o zaman kalbinde han duvarları yükselir. Bu duvar kırgınlıktan değil; bezginlikten yapılır. İnsan artık ne kızgındır ne de gururlu… Sadece yorulmuştur.”

Murat’ın yüzü ciddileşti.

“Bu duvar zor mu yıkılır?”

Selim başını hafifçe eğdi.

“Berlin Duvarı özürle yıkılır,” dedi.
“Han duvarları ise umutla…”

Çin Seddi — Gururun Duvarı

Sonra Selim’in sesi biraz daha derinleşti.

“Ama en zoru,” dedi, “Çin Seddi’dir.”

Kütüphanedeki hava sanki ağırlaştı.

“Bu duvar,” diye fısıldadı, “yavaş örülür ama çok sağlam olur.”

Murat dikkat kesilmişti.

“Başarı geldikçe yükselir,” dedi Selim.
“Alkışlar çoğaldıkça kalınlaşır. İnsan kendini merkeze koydukça kuleler eklenir.”

Sonra Murat’ın gözlerinin içine baktı:

“Berlin Duvarı ‘incinmeyeyim’ diye yapılır.
Han duvarları ‘yoruldum’ diye yükselir.
Ama Çin Seddi…”

Kısa bir duraklama yaptı.

“…‘Ben büyüğüm’ duygusuyla örülür.”

Murat derin bir nefes aldı.

“Ve bu yüzden,” diye ekledi Selim, “en son o yıkılır. Çünkü bu duvar özürle yıkılmaz… hatta bazen acıyla bile yıkılmaz.”

“Peki ne yıkar?” diye sordu Murat.

Selim’in cevabı kütüphanede uzun süre yankılanacak kadar sakindi:

“Tevazu.”

O akşam kütüphaneden birlikte çıktılar. Rüzgâr hâlâ esiyordu.

Murat yürürken içinden ilk kez şunu geçirdi:

“Acaba benim kalbimde hangisi duruyor?”

Selim cevap vermedi.

Çünkü her insan, kalbinin duvarını
ancak kendi sessizliğinde tanır.

Yorum yapın