Liyakatın İnceliği, Mesafenin Ahlâkı: Akademik Atamada Kör Jüri Mecburiyeti

By Gök Börü

Liyakatın İnceliği, Mesafenin Ahlâkı: Akademik Atamada Kör Jüri Mecburiyeti

By: Gök Börü

Üniversite, hakikatin kurumsallaşmış arayışıdır. Bu arayışın en önemli güvencesi ise liyakat ilkesidir. Liyakat, yalnızca bir idari kriter değil; üniversitenin ontolojik temelidir.

Eğer bir üniversitede doktor öğretim üyeliği, doçentlik ve profesörlük gibi akademik unvanlar objektif ve bağımsız değerlendirmelerle verilmezse, o üniversitenin bilgi üretme iddiası da zedelenir. Çünkü akademik unvan, sadece bireyin kariyer basamağı değil; kurumun bilimsel güvenilirliğinin nişanesidir.

Bugün birçok üniversitede uygulanan adayın jüri önerme pratiği, ilk bakışta teknik bir kolaylık gibi sunulmaktadır. Aday başvurusunu yapmakta, ardından dosyasını değerlendirecek jüri üyeleri için isim önermektedir. Ancak bu uygulama, değerlendirme sürecinin en hassas noktasına dokunmaktadır: tarafsızlık ve mesafe.

Akademik değerlendirme, doğası gereği eleştirel bir süreci içerir. Bir adayın yayınlarının özgünlüğü, metodolojik derinliği, literatüre katkısı ve bilimsel olgunluğu titizlikle incelenmelidir. Bu inceleme yalnızca niceliksel bir sayım faaliyeti değildir; niteliksel bir muhakeme sürecidir.

Akademik dünya dar bir çevredir. Aynı alanlarda çalışan araştırmacılar birbirlerini tanır, çalışmalarına atıf yapar, aynı panellerde konuşur, bazen ortak projelerde yer alır. Bu doğal ağ yapısı içinde adayın jüri önermesi, değerlendirme sürecini baştan bir tanışıklık zeminine taşır. Tanışıklık tek başına etik ihlal anlamına gelmez; ancak eleştirel mesafeyi zayıflatma potansiyeli taşır.

Böyle bir muhakemenin sağlıklı işlemesi için değerlendiren ile değerlendirilen arasında hem kurumsal hem de psikolojik mesafe bulunmalıdır. Aksi hâlde değerlendirme, bilimsel ölçütlerden çok sosyal ilişkilerin gölgesinde şekillenebilir.

Bir jüri üyesi, daha önce akademik etkileşimde bulunduğu, birlikte çalıştığı ya da en azından entelektüel yakınlık hissettiği bir adayın dosyasını incelerken daha yumuşak bir değerlendirme eğilimine girebilir. Bu durum çoğu zaman bilinçli bir kayırma değil; insani bir refleks olarak ortaya çıkar. Ancak sistem tasarımı, bireylerin iyi niyetine değil; objektif mekanizmalara dayanmalıdır. Akademik yükselme süreci, kişisel güven ilişkileri üzerinden değil, bilimsel ölçütler üzerinden yürütülmelidir.

Adayın jüri önerdiği bir yapıda zamanla “uygun jüri arayışı” kültürü oluşabilir. Adaylar kendilerini daha eleştirel değerlendirecek isimleri değil, daha olumlu yaklaşma ihtimali bulunan isimleri tercih etme eğiliminde olabilir. Bu da dosyaların derinlikli bir incelemeden geçmeden olumlu raporlarla sonuçlanması riskini artırır. Yüzeysel değerlendirmeler, zaman içinde akademik unvanların içini boşaltır.

Unvanların içi boşaldığında üniversitenin itibarı da aşınır. Doktor öğretim üyesi, doçent ve profesör unvanları, bilimsel bir yeterliliğin toplumsal ve kurumsal tescilidir. Eğer bu tescilin arkasındaki değerlendirme mekanizması şeffaf ve bağımsız değilse, o unvanın sembolik gücü zayıflar. Zayıflayan sembolik güç, üniversitenin entelektüel otoritesini de zedeler.

Bu noktada kör jüri uygulaması yalnızca bir teknik reform değil; akademik ahlâkın gereğidir. Kör jüri modeli, adayın jüri belirleme sürecindeki etkisini ortadan kaldırarak değerlendirme sürecini bağımsızlaştırır. Jüri üyeleri merkezi ve tarafsız bir sistemle belirlenir. Böylece değerlendirme kişisel ilişkilerden arındırılmış bir zemine taşınır. Bu model, yalnızca tarafsızlığı güçlendirmez; aynı zamanda akademik camiada güven duygusunu da pekiştirir.

Güven, akademik üretimin temel yakıtıdır. Akademisyenler yükselme süreçlerinin adil olduğuna inandıklarında daha cesur ve daha üretken olurlar. Aksi hâlde “ilişkiler belirleyici” algısı yaygınlaştığında, sistem ortalama performansı teşvik eder. Nitelikli ve titiz araştırmacılar, adalet duygusu zedelenmiş bir ortamda motivasyon kaybı yaşar. Uzun vadede bu durum, üniversitenin bilimsel kalitesinde gerilemeye yol açar.

Üniversitenin küçülmesi her zaman niceliksel olmaz. Bazen kampüs büyür, öğrenci sayısı artar, kadrolar genişler; fakat akademik derinlik azalır. Bazen yayın sayısı çoğalır; fakat etki değeri düşer. Bazen unvan sayısı artar; fakat unvanın ağırlığı hafifler. Bu hafifleme, değerlendirme mekanizmalarının zayıflamasından beslenir.

Dolayısıyla mesele, sadece jüri belirleme prosedürü değildir. Mesele, üniversitenin hangi değer üzerine inşa edileceğidir. Eğer üniversite liyakat temelli bir kurum olacaksa, değerlendirme süreçlerinin aday etkisinden arındırılması şarttır. Kör jüri uygulaması bu bağlamda bir seçenek değil, kurumsal sürdürülebilirliğin güvencesidir.

Sonuç olarak akademik yükselme sürecinde mesafe, bir soğukluk değil; bir adalet biçimidir. Tarafsızlık, bir güvensizlik göstergesi değil; kurumsal olgunluğun işaretidir. Üniversiteyi büyüten şey ilişkisel ağlar değil, adil sistemlerdir.

Adil sistemler korunmadığında unvanlar çoğalabilir; ancak değer azalır. Değer azaldığında ise üniversite görünürde ayakta dursa bile içeriden zayıflamaya başlar.

Liyakati korumak, yalnızca bireysel adalet değil; kurumsal varoluş meselesidir.

Yorum yapın