Seküler Kutsallık ve Beşeri Sermaye Erozyonu

By Özgür Kanbir

Seküler Kutsallık ve Beşeri Sermaye Erozyonu

By: Özgür Kanbir

Bu yazı “İdeolojiden Kutsallığa: Siyasi Sosyalleşme, Bilişsel Kapanma ve İnsan Sermayesinin Aşınması” adıyla hazırlamış olduğumuz bir makalenin kısa bir özetidir.

Siyasi seçimlerimiz gerçekten bize mi ait, yoksa bilincinde olmadığımız karmaşık dinamiklerin bir ürünü müyüz? Çoğu zaman fikirlerimizin bize ait değildir.  Aslında toplumun bize fısıldadıklarını tekrar eden birer “yankı”yız.

Filozof Ortega y Gasset’e göre:

  • Fikirler: Üzerine kafa yorup çaba sarf ederek ürettiğimiz düşüncelerdir.
  • İnançlar (Önyargılar): Çevremizden, ailemizden ve toplumdan hiç sorgulamadan, pasif bir şekilde aldığımız hazır kalıplardır.

“Benim fikrim” diye savunduğumuz pek çok şey aslında bu ikinci kategoriye (inançlara) girer. Doğduğumuz andan itibaren aile, okul ve medya aracılığıyla maruz kaldığımız bu kesintisiz toplumsallaşma süreci, bize sunulan dünyayı “tek gerçeklik” gibi algılamamıza neden olur ve en sonunda bu toplumsal gerçeklik bizim kişisel gerçekliğimiz haline gelir.

Politik davranışlarımızın kökeninde evrimsel beyin yapılarımız yatar. Bu durum “Üçlü Beyin Modeli” ile açıklığa kavuşturulabilir.

  • Sürüngen Beyin (En Derin Katman): Hayatta kalma ve güvenlik odaklıdır. Siyasetteki “biz ve onlar” ayrımının ve kabileciliğin temelidir.
  • Limbik Sistem (Duygusal Merkez): Korku, öfke, sevgi ve aidiyet duygularının kaynağıdır. Siyasi liderler, bayraklar ve marşlar doğrudan bu merkezi hedefler. Korku temelli politikaların bu kadar etkili olmasının nedeni budur.
  • Neokorteks (Rasyonel Akıl): Mantıklı analiz ve uzun vadeli planlama merkezidir. Ancak çoğu zaman alttan gelen ilkel ve duygusal sesler tarafından bastırılır; neokorteks konuşmaya çalışırken sürüngen beyin ve limbik sistem bağırarak onu susturur.

Bu yapı, Daniel Kahneman’ın sistemleriyle birleşir: Sistem 1 (hızlı, duygusal otopilot) varsayılan modumuzdur; Sistem 2 (yavaş, analitik akıl) ise çalıştırmak için enerji gerektirir. Beynimiz “tembel” olduğu için sürekli Sistem 1’de kalmak ister, bu da siyasi tartışmalarda mantık yerine anında duygusal tepkiler vermemize yol açar.

İnsan davranışları birbirinden yalıtılamaz bilimsel alanların yaklaşabileceği bir bütündür. Özellikle politik davranışları anlamak için farklı disiplinlerin sentezini yapmak çok önemlidir. Bu yazının kaynağı olan makalemiz literatüre yeni bir yaklaşım getirmektedir: Politik iktisat, Sosyoloji, psikoloji ve nörobilimi birleştiren “Politik Davranış Piramidi” modeli.

Bu modele göre, sandığa gidip oy vermek buzdağının sadece görünen yüzüdür; asıl süreç suyun altında başlar ve yukarı doğru inşa edilir:

  1. Taban (Sosyal Kimlikler): Aile, millet ve memleketten alınan “biz” duygusu. Ayrışmanın başladığı yerdir.
  2. Duygular: Kimlik tehdit edildiğinde öfke, desteklendiğinde coşku devreye girer.
  3. Bilişsel Süreçler: Duyguları rasyonelleştirmek için kullanılan kalıp yargılar ve şemalar (beynin duygulara anlam verme çabası).
  4. Tutumlar: Rasyonelleştirmenin katı bir inanca dönüşmesi (“Bizimkiler hep haklı”).
  5. Zirve (Somut Eylem): Oy verme, slogan atma veya protesto.

Seküler Kutsallık ve İşaretleri

Piramidin en kritik sonucu, ideolojilerin sorgulanamaz kutsallara yani “Seküler Kutsallık”lara dönüşmesidir. Bir ideoloji (milliyetçilik, sosyalizm vb.) eleştiriye kapanmışsa, kendine ait kutsal sembolleri, liderleri ve ritüelleri varsa, içeriği ne kadar seküler olursa olsun yapısal olarak bir dindir.

Bir fikrin kutsallaştığını gösteren dört somut işaret şunlardır:

  • Fizyolojik: Lidere/partiye eleştiri yapıldığında sanki kutsal değerlere küfredilmiş gibi hissetmek.
  • Dil: Karşı tarafı sadece “yanlış düşünüyor” diye değil, “vatan haini/düşman” gibi mutlak etiketlerle tanımlamak.
  • Davranış: En ufak bir eleştiriyi bile bir suç veya ahlaksızlık olarak görmek.
  • Sembolik: Belirli anıt veya mezar ziyaretlerinin bir anmadan ziyade ibadet ritüeline dönüşmesi.

Devletin Rolü ve Ekonomik Fatura

Devletler, eğitim sistemlerini kullanarak bu “zihinsel piramitleri” nesilden nesile aktararak betonlaştırır. Okullar adeta birer “ideoloji fabrikası” gibi kullanılır; bu durum Türkiye’den Çin’e, Rusya’dan Japonya’ya kadar küresel bir fenomendir.

Bunun ağır bir ekonomik bedeli vardır:

  • Eğer eğitim sistemi eleştirel düşünen beyinler yerine sadece itaat eden nesiller yetiştirirse, inovasyon ve yaratıcı yıkım ölür.
  • Sonuç olarak toplumun en değerli hazinesi olan beşeri sermayenin (insan kaynağı) kalitesi düşer, ekonomi uzun vadede yerinde sayar veya geriler.

Özgürleşme Yolu (Sapere Aude)

Bu güçlü baskı altındaki çıkış yolu, aydınlanma filozofu Kant’ın “Sapere Aude!” (Bilmeye cüret et) çağrısında gizlidir. Kendi aklını kullanma cesaretini göstermek; eleştirel düşüncenin sadece bir yetenek değil, aynı zamanda bir cesaret işi olduğunu kabul etmektir.

Her birey kendi zihnindeki o hazır piramidin temel taşlarını sorgulama cüretini göstermelidir; bu aynaya bakma cesaretini gösterip göstermemek tamamen bireyin kendisine kalmıştır. Ancak devletlerin eğitim sistemini ideolojik bir yeniden üretim fabrikası olarak kullanması yerine, eğitimin sadece bilişsel yetenekleri ve eleştirel düşünmeyi temellendiren bir yapıya dönüştürülmesi elzemdir.

Yorum yapın