Giriş
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1970’li yılları, yoğun siyasi kutuplaşma, ekonomik istikrarsızlık ve tırmanan şiddet olayları ile karakterize olan bir dönemdir. Bu dönemin en trajik ve belirleyici dönemeçlerinden biri, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta meydana gelen toplumsal şiddet olaylarıdır. Maraş Olayları olarak tarihe geçen bu hadiseler, resmi kayıtlara göre 100’ün üzerinde (gayriresmi kaynaklara göre bu sayı çok daha fazladır) insanın hayatını kaybetmesi, yüzlerce kişinin yaralanması ve binlerce Alevi-Kürt vatandaşın şehirden kalıcı olarak göç etmesiyle sonuçlanmıştır. Olaylar, sadece yerel bir trajedi olmanın ötesinde, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ne giden süreci hızlandıran temel gerekçelerden biri olarak ulusal siyaseti de derinden etkilemiştir.
Bu yazının amacı, 1978 Kahramanmaraş Olaylarını, dönemin genel siyasi atmosferi, kentin özgül sosyo-ekonomik ve demografik yapısı ve olayları tetikleyen kronolojik gelişmeler ekseninde, tarafsız bir şekilde analiz etmektir. Olayların provokasyon mu, yoksa toplumsal gerilimlerin patlaması mı olduğu yönündeki tarihsel tartışmalara da değinilerek, hadisenin nedenleri, gelişimi ve sonuçları bütüncül bir yaklaşımla ele alınacaktır.
1. Olaylar Öncesi Türkiye’nin Genel Siyasi Atmosferi
1970’li yıllar Türkiye’si, siyasi literatüre Anarşi Dönemi olarak geçen, koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlığı, ekonomik darboğaz (yüksek enflasyon, petrol krizi, temel tüketim maddelerinde kıtlık) ve ideolojik çatışmaların sokaklara taşmasıyla tanımlanır. Sağ ve sol fraksiyonlar arasındaki siyasi rekabet, kurtarılmış bölgeler olarak adlandırılan mahalle ve okul hâkimiyetlerine, silahlı çatışmalara ve siyasi cinayetlere dönüşmüştür.
Bu dönemde, Alevi toplumu, genellikle sol/sosyal-demokrat siyasi yelpazede konumlanmıştır. Buna karşılık, Sünni nüfusun bir kesimi muhafazakâr ve milliyetçi partilere (Adalet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Milli Selamet Partisi) yakın olmuştur. Bu ideolojik ayrışma, Kahramanmaraş gibi mezhepsel fay hatlarının belirgin olduğu kentlerde, siyasi kutuplaşmanın mezhepsel bir kimlik kazanmasına zemin hazırlamıştır.
Ayrıca, Gladio veya kontrgerilla olarak bilinen, devlet içindeki gayri-resmî yapıların bu tür toplumsal çatışmaları kışkırttığı veya tırmanmasına göz yumduğuna dair iddialar, dönemin siyasi tartışmalarının merkezinde yer almaktaydı. Bu iddialar, Maraş Olaylarının analizinde planlı provokasyon tezini güçlendiren önemli bir bağlam sunmaktadır.
2. Kahramanmaraş’ın Yerel Dinamikleri ve Sosyo-Ekonomik Yapısı
Olayların yaşandığı Kahramanmaraş, tarihsel olarak Sünni ve Alevi toplulukların bir arada yaşadığı bir kenttir. Ancak 1960’lar ve 70’ler boyunca kırdan kente yaşanan yoğun göç, şehrin toplumsal dokusunu değiştirmiştir. Göçle gelen nüfus, genellikle kentin çevresinde, altyapıdan yoksun gecekondu mahallelerine yerleşmiştir.
Bu süreçte, sosyo-ekonomik bölünmeler mezhepsel hatlarla kesişmeye başlamıştır. Alevi nüfusun yoğunlaştığı mahalleler (örneğin Yörükselim Mahallesi) ile Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu mahalleler arasında belirgin bir ayrışma gözlemleniyordu. Ekonomik rekabet, işsizlik ve toplumsal eşitsizlikler, mevcut mezhepsel farklılıkları daha da keskinleştiren bir gerilim kaynağı yaratmıştır.
Siyasi olarak ise kent, aşırı sağ ve aşırı sol grupların aktif olduğu bir merkezdir. Özellikle Ülkü Ocakları ve TÖB-DER (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) gibi yapılar, kentteki ideolojik kamplaşmanın taşıyıcı aktörleri olmuştur. Bu yerel dinamikler, ulusal düzeydeki siyasi gerilimin Kahramanmaraş’ta çok daha şiddetli bir yankı bulmasına neden olmuştur.
3. Olayların Kronolojisi ve Gelişimi (19-26 Aralık 1978)
Kahramanmaraş Olayları, tek bir anda patlak veren bir hadise değil, bir hafta boyunca adım adım tırmanan bir şiddet sarmalıdır.
Olayların Kıvılcımı: Çiçek Sineması’na Bomba Atılması (19 Aralık): Olayları başlatan ilk ciddi gelişme, 19 Aralık 1978 akşamı, kent merkezindeki Çiçek Sineması’na atılan düşük tesirli bir ses bombasıdır. Sinemada o sırada, sol eğilimli olarak bilinen Güneş Ne Zaman Doğacak isimli bir film oynamaktaydı. Bombayı atanların solcular olduğu yönünde bir söylenti, aşırı sağcı gruplar tarafından hızla yayılmış ve Alevilerin/solcuların gittiği kahvehanelere yönelik sözlü tacizler başlamıştır. Ancak daha sonraki yargılamalarda ve tanıklıklarda, bombayı sağ görüşlü kişilerin attığı yönünde güçlü deliller ortaya çıkmıştır. Bu eylem, kitlesel şiddeti tetiklemek için tasarlanmış bir sahte bayrak operasyonu olarak değerlendirilmektedir.
Tetikleyici Olay: İki Öğretmenin Öldürülmesi (20-21 Aralık): Gerilimin arttığı bu ortamda, 20 Aralık’ta TÖB-DER üyesi iki sol görüşlü Alevi öğretmen, Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu, okuldan evlerine giderken silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür. Bu cinayetler, kentteki sol ve Alevi kesimde büyük bir üzüntüye yol açmıştır.
Cenaze Töreni ve Şiddetin Patlaması (22 Aralık): 22 Aralık günü, öldürülen öğretmenler için bir cenaze töreni düzenlenmiştir. Cenaze konvoyu, Alevi nüfusun yoğun olduğu Yörükselim Mahallesi’nden kent merkezindeki Ulu Cami’ye doğru yola çıkmıştır. Konvoy camiye yaklaştığında, Komünistler geliyor, camiyi yakacaklar! ve Aleviler camiyi bombaladı! gibi provokatif söylentiler eşliğinde, camide ve çevresinde toplanmış olan kalabalık bir sağcı grup tarafından saldırıya uğradı. Taşlı sopalı başlayan saldırı, kısa sürede ateşli silahların da kullanıldığı bir çatışmaya dönüşmüştür. Güvenlik güçlerinin müdahalede yetersiz kalması veya kasıtlı olarak gecikmesi, olayların kontrol dışı büyümesine yol açtı. Cenazeler, camiye sokulamadan geri dönmek zorunda kalmıştır.
Kitlesel Şiddet ve Katliam (23-24 Aralık): Olayların asıl trajik boyutu 23 Aralık sabahı başladı. Kentin farklı yerlerinde toplanan, çevre il ve ilçelerden de takviye edildiği iddia edilen organize gruplar, önceden evleri kırmızı boya ile işaretlenmiş olan Alevi mahallelerine (Yörükselim, Mağaralı, Yeni Mahalle vb.) sistematik bir saldırı başlatmıştır. Saldırganlar, Alevilere ait evleri ve işyerlerini ateşe vermiş, yağmalamış ve sivil halka karşı acımasız bir şiddet uygulamıştır. Tanık ifadeleri ve iddianameler, hamile kadınlar ve çocuklar da dâhil olmak üzere, insanların katledildiğini ortaya koymaktadır. İki gün boyunca devam eden bu organize şiddet eylemlerinin, tam anlamıyla kitlesel bir kırım niteliği taşıdığı söylenebilir.
Devletin Müdahalesi ve Sıkıyönetim (25-26 Aralık): Olayların başlamasından itibaren yerel güvenlik güçleri (polis ve jandarma) şiddeti durdurmada etkisiz kalmıştır. Bazı görgü tanıkları, güvenlik güçlerinin bir kısmının saldırganlara müdahale etmediğini, hatta bazı durumlarda onlarla işbirliği yaptığını iddia etmiştir. Olaylar ancak 25 Aralık’ta komşu illerden (özellikle Kayseri ve Malatya) askeri birliklerin kente sevk edilmesiyle kısmen kontrol altına alınabildi. 26 Aralık 1978’de ise Başbakan Bülent Ecevit hükümeti, Kahramanmaraş dâhil 13 ilde Sıkıyönetim ilan etmiştir.
4. Olayların Sonuçları ve Etkileri
İnsani Bilanço ve Zorunlu Göç: Olayların resmi bilançosu, Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından 111 ölü, 1000’in üzerinde yaralı olarak açıklandı. Yüzlerce ev ve işyeri yakılıp tahrip edildi. Ancak İnsan Hakları Dernekleri, Alevi örgütleri ve bazı araştırmacılar, gerçek ölü sayısının çok daha yüksek olduğunu savunmaktadır.
Olayların en kalıcı ve trajik sonucu ise demografik yapının değişmesidir. Can güvenliği kalmayan binlerce Alevi vatandaş, evlerini ve topraklarını terk ederek başta Mersin, Adana, Ankara ve İstanbul olmak üzere Türkiye’nin batı bölgelerine ve Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kalmıştır. Kahramanmaraş, bu olaylardan sonra Alevi nüfusunun önemli bir bölümünü kaybetmiştir.
Hukuki Süreç ve Adalet Arayışı: Olayların ardından Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde 804 sanık hakkında dava açılmış ve yargılamalar yıllarca devam etmiştir. Sanıklardan 29’u idam, 7’si müebbet hapis cezası alırken, yüzlerce kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır. Ancak Yargıtay’ın bazı kararları bozması ve 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki şartlı tahliyelerle, ceza alanların önemli bir kısmı serbest kalmıştır.
Hukuki süreç, özellikle olayların arkasındaki planlayıcıları ve azmettiricileri ortaya çıkarma konusunda başarısız olduğu yönünde yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Olaylarda rolü olduğu iddia edilen yerel siyasetçiler, MİT görevlileri veya kontrgerilla unsurları hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemiştir. Bu durum, cezasızlık algısını güçlendirmiş ve toplumsal yüzleşmenin önünü tıkamıştır.
Siyasi Sonuç: 12 Eylül’e Giden Yol: Maraş Olayları, Türkiye’nin siyasi iklimini değiştirmiştir. Olaylar, Ecevit hükümetinin ülkedeki şiddeti kontrol altına alamadığının bir göstergesi olarak sunuldu. Tırmanan şiddet ve istikrarsızlık, kamuoyunda bir kurtarıcı beklentisi yaratmış ve orduya müdahale için meşru bir zemin hazırlamıştır. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in, olaylardan bir yıl sonra (Aralık 1979) Cumhurbaşkanı’na verdiği ünlü Mektup ve nihayetinde 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbe, gerekçesini büyük ölçüde Maraş, Çorum (1980) gibi toplumsal şiddet olaylarından almıştır.
5. Tarihsel Analiz: Provokasyon ve Toplumsal Zemin
Kahramanmaraş Olaylarının tahlilinde iki ana tez öne çıkmaktadır:
- Planlı Provokasyon Tezi: Bu teze göre olaylar, mevcut mezhepsel ve siyasi gerilimleri bilen, devlet içindeki derin yapılar ve onlarla işbirliği halindeki aşırı sağcı gruplar tarafından bilinçli olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Amaç, ülkede bir kaos ortamı yaratarak askeri bir müdahaleye zemin hazırlamaktır. Çiçek Sineması’na atılan bomba, Alevi evlerinin önceden işaretlenmesi, saldırıların organize ve sistematik doğası ve güvenlik güçlerinin pasifliği, bu tezi destekleyen temel argümanlardır.
- Toplumsal Patlama Tezi: Bu görüş, olayları planlı bir provokasyondan ziyade, uzun yıllardır biriken sosyo-ekonomik sıkıntıların, siyasi rekabetin ve mezhepsel gerilimlerin kontrolsüz bir patlaması olarak yorumlar.
Akademik camiadaki genel kanı, bu iki tezin birbirini dışlamadığı, aksine tamamladığı yönündedir. Kahramanmaraş’ta zaten var olan derin sosyo-politik ve mezhepsel fay hatları, organize bir provokasyonla harekete geçirilmiş ve bu zemin üzerinde kitlesel bir şiddet eylemi inşa edilmiştir.
Sonuç
1978 Kahramanmaraş Olayları, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanan en karanlık toplumsal travmalardan biridir. Bu olaylar, sadece 1970’lerin siyasi şiddet sarmalının bir parçası değil, aynı zamanda Alevi-Sünni ilişkilerinde onarılması güç bir yara açan ve 12 Eylül rejimine giden yolu açan kritik bir kilometre taşıdır. Olayların üzerinden geçen onca yıla rağmen, faillerin ve özellikle de azmettiricilerin tam olarak ortaya çıkarılamamış olması, adaletin tam anlamıyla tecelli etmemesi, bu trajedinin toplumsal hafızadaki yerini korumasına neden olmaktadır. Maraş Olaylarının tarafsız bir şekilde incelenmesi ve anlaşılması, Türkiye’nin toplumsal barışı ve geçmişiyle yüzleşme çabaları için hayati önemini sürdürmektedir.