Henüz ızdırabı öğrenmedin. Sen henüz ızdırabı öğrenmedin; çünkü aşkı bilmiyorsun.. Semiha Ayverdi, Yusufcuk, s.23.
Izdırabın “öğrenilen” bir şey olarak ifade edilmesi rastlantı değildir. Burada kastedilen, başa gelen bir acı değil; idrakle yoğrulmuş, manaya dönüşmüş bir acıdır.
Izdırabı öğrenmek, acının insana sadece dokunması değil; onu terbiye etmesi, dönüştürmesi ve derinleştirmesidir. Ayverdi, henüz bu mertebeye erişmemiş olmayı bir eksiklik gibi sunmaz; fakat bir hamlık hâli olarak işaretler.
“Çünkü aşkı bilmiyorsun”
Cümlenin ontolojik kilidi buradadır. Ayverdi’de aşk, duygusal bir taşkınlık değil; varlığı kökten sarsan ve yeniden kuran bir hakikat tecrübesidir. Aşk bilinmeden ızdırabın bilinmemesi, rastlantısal bir ilişki değil; zorunlu bir bağdır. Çünkü hakiki ızdırap, ancak aşkın doğurduğu kırılganlıkla mümkündür. Aşk yoksa acı vardır; ama ızdırap yoktur. Acı geçicidir, ızdırap kalıcıdır; çünkü anlamla yüklüdür.
Yusuf kıssası, masumiyetin ihanete uğraması, güzelliğin imtihan oluşu ve sabırla kemale erme hikâyesidir. Ayverdi, Yusuf üzerinden şunu ima eder: Aşk, önce kuyuya düşürür; ızdırabı öğretir; sonra hikmete yükseltir. Kuyuyu görmeyen, sarayı da anlayamaz.
Son Tahlil
Bu cümledeki hitap, karşısındakini küçültmez; ama yerini bildirir. Ayverdi, aşkı bilmeyenin acıyı yaşasa bile onu anlamlandıramayacağını söyler. Çünkü ızdırap, aşkın gölgesinde anlam kazanır. Aşk olmadan acı vardır; fakat o acı insanı büyütmez, sadece yorar.
Bu yüzden cümle, bir yargıdan çok bir irfan teşhisidir:
Henüz değil…
Çünkü yol henüz başlamamıştır.
