İstanbul’da bu meseleyi herkes tulumba tatlısıyla sade kahve arasında konuşur.” Bu son cümle, Besim’in en keskin ironilerinden biridir. Safa burada sadece ahlâkî yozlaşmayı değil, duygunun estetize edilerek içinin boşaltılmasını da eleştirir.
1. “Tulumba tatlısı” – Duygusal şehvetin simgesi
Tulumba tatlısı, hem şekerli hem ucuz bir zevktir.Besim bu sembolle, toplumun acıyı, günahı bile ağız tadına uygun hale getirme eğilimini ima eder.Yani Selmin’in trajedisi, birinin kahkahasıyla, diğerinin “vah vah”ıyla, tatlı bir sohbet konusuna dönüşür.Bu, duygunun estetikle öldürülmesidir.Toplum, acıyı hissederek değil, tatlıyla bastırarak konuşur.
2. “Sade kahve” – Akılcı görünümlü duygusuzluğun simgesi
Kahvenin sade olması, “ağırbaşlılık”, “ciddiyet”, “düşünürlük” havası taşır. Besim’in ironisi tam buradadır: Bu insanlar, kahvelerini yudumlarken kendilerini ciddi, kültürlü, entelektüel sanırlar. Ama konuştukları şey, bir insanın mahvolmuş hayatıdır. Yani kahve sade, ama vicdan şekerli ve yapaydır.
3. “Züppe köy” – Modernliğin sığ parodisi
Besim’in “züppe köy” tabiri, Safa’nın İstanbul burjuvazisine yönelttiği derin bir kültürel eleştiridir.
Bu “köy”, coğrafi değil zihinsel bir köydür:
- Batı özentiliğiyle süslenmiş,
- Ama düşüncede yüzeysel,
- Ahlâkta gelenekselin kötü taklididir.
Besim’in gözünde bu “züppe köy”de yaşayanlar, Batılı gibi görünmeye çalışan ama düşünceyi tatlıyla kahve arasına sıkıştıran insanlardır. Bu yüzden “züppe köy” tanımı, hem modernleşmenin içselleştirilememiş hâline, hem de İstanbul’un ahlâkî taşrasına gönderme yapar.
4. “Kahve arası ahlâk” – Toplumun ikiyüzlü vicdanı
Besim’in cümlesi, aslında şu anlamdadır: “Bizde hiçbir şey gerçekten yaşanmaz; sadece konuşulur.” İstanbul’un bu züppe çevresinde bir genç kızın trajedisi bile magazinleşir. İnsanlar orada günahı tartışmaz, sadece “kim ne yaptı?” sorusuyla ilgilenir. Böylece ahlâk, bir dedikodu estetiğine dönüşür.
Psikolojik olarak bu, duygudan kaçış mekanizmasıdır. Toplum acıdan korkar, onu kahveyle, tatlıyla “sindirilir” hale getirir. Bu bir tür psikolojik tatlandırmadır: Acı olan, tatlı kelimelerle nötralize edilir.
5. Besim’in iç sesi – Aydın yalnızlığının bilinci
Besim bu tabloyu anlatırken aslında yalnızlığını da dile getirir. Çünkü o, bu toplumun hiçbir yerine sığmaz:
- Anadolu’daki ölümcül geleneksel ahlâkı da reddeder,
- İstanbul’daki züppe yüzeyselliği de tiksintiyle izler.
Besim’in sesi burada hem bir aydının yalnızlığını, hem de vicdanın ironiyle savunmasını taşır.
Onun cümlesi, bir gülümsemeye gizlenmiş trajedidir.“Tulumba tatlısı ve sade kahve arasında konuşulan ahlâk”= merhametin bittiği, nezaketin karikatürleştiği bir medeniyetin resmidir.
Sonuç
Besim’in “züppe köy” tanımı, İstanbul’un sosyal ve ahlâkî parodisini açığa çıkarır.Onun “tulumba tatlısı ve sade kahve arasında konuşulur” sözü, toplumun ahlâkı konuşarak bastırma biçimini ifşa eder.
Bu insanlar günahı yargılamaz, estetikle ehlîleştirir.Yani suçtan değil, duygudan korkarlar.“İstanbul’da mesele değildir… ama herkes tulumba tatlısıyla sade kahve arasında, bir insanın mahvını tatlı bir sohbetin baharatı yapar.”
Bu cümle, Peyami Safa’nın hem İstanbul’a hem modernleşmeye hem de insanın kendini kandırma yeteneğine dair en keskin teşhisidir.