GİRİŞ
Yalnızız, Peyami Safa’nın roman formu içinde kurduğu bir hikâye olmaktan çok, insanın kendisiyle, çağla ve hakikatle olan ilişkisini sınayan bir fikrî laboratuvardır. Bu metin, modern insanın dağılmışlığını yalnızca teşhis etmekle yetinmez; onu, kendi iç çelişkileriyle yüzleştirerek adeta sorguya çeker. Dolayısıyla Yalnızız okunmaz; Yalnızız ile yüzleşilir.
Bu romanın merkezinde yer alan yalnızlık, basit bir psikolojik hâl değil, ontolojik bir kopuşun adıdır. Safa burada bireyi, cemiyetin dışında kalmış bir istisna olarak değil; bilakis modern hayatın kaçınılmaz sonucu olarak ele alır. İnsan, kalabalıklar içinde çoğaldıkça yalnızlaşmakta; teknik ilerleme arttıkça ruhî mesafe derinleşmektedir. Romanın kahramanları bu gerilimin taşıyıcılarıdır: hiçbirisi yalnızlığı seçmez, fakat hepsi yalnızlığın içine düşer.
Bu şerh, Yalnızız’ı bir “tez romanı” olarak etiketleyip geçmek yerine, metnin alt katmanlarında dolaşmayı hedefler. Çünkü Peyami Safa’nın asıl söylemi, doğrudan ifade edilen fikirlerde değil; çelişkilerde, suskunluklarda, yarım kalmış sorularda ve iç konuşmalarda saklıdır. Roman, Doğu–Batı karşıtlığını kaba bir ideolojik düzlemde değil, insanın iç dünyasında yaşanan bir çatışma olarak kurar. Böylece medeniyet meselesi, bir coğrafya ya da kültür meselesi olmaktan çıkar; bir varlık meselesine dönüşür.
Bu çalışma, Yalnızız’ı yalnızca anlamaya değil, onun düşünmeye zorlayan yapısını açığa çıkarmaya yöneliktir. Şerh boyunca metin; psikoloji, ahlâk, metafizik ve cemiyet bağlamında ele alınacak; roman kişileri, yazarın sesi olmaktan ziyade, hakikatin karşısında takındıkları tavırlarla yorumlanacaktır. Zira Peyami Safa, cevap veren bir romancı değil; okuyucuyu cevap vermeye mecbur bırakan bir yazardır.
Bu bakımdan Yalnızız, yalnız yazıldığı dönemin değil, insanın modernleşme sürecinin her safhasında yeniden okunmayı hak eden bir metindir. Bu şerh de, o sürekliliğin bir halkası olma iddiasındadır.
I. SAMİM: FİKRİN YALNIZLIĞI VE RUHUN DAR GEÇİTLERİ
Yalnızız’da Samim, herhangi bir roman kişisi değil; düşüncenin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Safa’nın zihnî dünyasında Samim, bir karakterden ziyade bir tezahürdür: modern insanın zihnî parçalanmışlığının bilincinde olan, fakat bu parçalanmayı aşacak iç düzeni de arayan bir “iç filozof.” Onun yalnızlığı, duygusal değil; entelektüel ve metafizik bir yalnızlıktır.
Samim’in fikrî yalnızlığı üç damar üzerinden belirginleşir:
1. Hakikat ile Uygarlık Arasında Sıkışmış Ruh
Samim, Doğu–Batı sentezi tartışmalarını slogandan çıkarır; meseleyi insanın iç dünyasına, “hâl” düzeyine taşır. O, uygarlıkların çatışmasından ziyade, insanın kendi içinde bölünmüş olmasını dert edinir. Samim için asıl problem “hangi kültür?” sorusu değil, “hangi insan?” sorusudur. Bu bakımdan onun yalnızlığı, bir medeniyet ideolojisinden doğmaz; hakikati neye mal olursa olsun arama ısrarından doğar.
Bu ısrar onu cemiyetten uzaklaştırır, fakat hakikate yaklaştırır. Zira Samim’in dünyasında hakikatin bedeli her zaman çoğunluktan kopuş olmuştur.
2. Ahlâkın İçten Kurulması
Samim, ahlâkı dış baskılarla şekillenmiş kurallar toplamı olarak görmez. Ona göre ahlâk, insanın iç dengesinin sonucudur. Bu nedenle Samim’in ahlâk anlayışı ceza–ödül sistemlerine değil; ruhun kendi iç rezonansına dayanır. Bu iç kaynaklı ahlâk görüşü, onun hem direncini artırır hem de yalnızlığını derinleştirir.
Roman boyunca Samim’in konuşmalarındaki sertlik ve keskinlik, bir üstünlük iddiasından değil; iç düzenini koruma arzusundan kaynaklanır. Hakikatin sesini kısmaya çalışan bir topluma karşı, kendi iç sesini büyütmek zorunda kalan adamdır o.
3. İrade, Sükûnet ve Denetim
Samim’in en belirgin vasfı iradedir. Ancak bu, güç gösteren bir irade değil; iç kargaşayı sükûnete çeviren ince bir denetimdir. Onun konuşmalarındaki duruluk, aslında uzun ve zor bir ruh terbiyesinin sonucudur. Bu bakımdan Samim, romanın yalnız “düşünen” figürü değil; aynı zamanda “terbiye eden” ve “terbiye edilen” ikili bir yapıdır.
İradeyi bir güç değil, bir hizmet hâline getirir: insanın kendi hakikatine hizmet. Bu yüzden romanın birçok karakteri Samim’in iradesinden etkilenir ama ona yaklaşamaz; onun gücüne değil, sükûnetine yabancıdırlar.
II. BESİM – SAMİM – SEMİL: DAĞILMIŞ İNSANIN ÜÇ İMKÂNI
Yalnızız’da Peyami Safa, modern insanı tek bir karakter üzerinden anlatmayı reddeder. Bunun yerine insanı, kendi içinde çatallanmış üç ayrı imkân hâlinde kurar. Besim, Samim ve Selmin; üç ayrı şahsiyet değil, aynı insanın bölünmüş ruh hâlleridir. Romanın asıl çatışması da olaylarda değil, bu ruh hâllerinin birbirleriyle olan sessiz mücadelesindedir.
1. Besim: Kaçışı Seçen Bilinç
Besim, hayata “yük” taşımamak için derinlikten bilinçli olarak uzak duran tiptir. O, varoluşun metafizik sorularını inkâr etmez; fakat onlara yaklaşmanın bedelinden kaçar. Hayatı hafiflik, neşe ve alayla karşılar; fakat bu tavır bir bilinçsizlik değil, kaçış stratejisidir.
Besim’in neşesi, Samim’in ciddiyetine karşı geliştirilmiş bir savunmadır. Ruhunu disipline etmek yerine, onu oyalamayı tercih eder. Bu nedenle Besim, yüzeyde kalmasına rağmen sahici bir figürdür: Kendini kandırmaz; yalnızca hakikatten uzak durur.
Ne var ki bu tercih onu kurtarmaz. Yalnızlık, Besim’de bastırılmış hâlde bulunur; kahkahanın altında gizli bir boşluk olarak.
2. Samim: İç Düzenin İnsanı
Samim, romanın fikrî eksenidir. O, yalnızlığı bastırmaz, onunla uzlaşır. Hayatı; irade, ahlâk ve metafizik denge üzerinden anlamlandırmaya çalışan bir ruhtur. Samim’deki disiplin, topluma hükmeden bir akıl değil; kendi içine yönelmiş bir terbiyedir.
Samim’in çevresiyle arasındaki mesafe, kibirden değil; ölçüden doğar. O, insanlardan üstün olduğu için değil; insanlardan fazla şey beklediği için yalnızdır. Hakikati ucuzlatmayan bu tavır, onun roman boyunca taşıdığı temel trajedidir.
Peyami Safa, Samim üzerinden şunu sorar:
Hakikate sadakat, insanı kaçınılmaz olarak yalnızlığa mı sürükler?
Roman bu soruya cevap vermez; Samim’i yalnız bırakarak sorunun ağırlığını okura yükler.
3. Selmin: Tereddüdün ve Zayıf İradenin Temsili
Selmin, Yalnızız’ın en kırılgan ve en “arada kalmış” tipidir. O, ne Besim gibi hakikatten kaçacak kadar rahat, ne de Samim gibi ona katlanacak kadar güçlüdür. Selmin, hakikati ister; fakat onun talep ettiği bedeli ödemeye muktedir değildir.
Selmin’in problemi ahlâksızlık değil, irade zayıflığıdır. Arzu ile değer, haz ile anlam arasında sıkışır; hiçbirini tam olarak seçemez. Bu yüzden Selmin, romanın en dramatik figürlerinden biridir: Çünkü onun başarısızlığı kötücül değil, insanîdir.
Selmin’de yalnızlık; bastırılmış ya da kabullenilmiş değil, sürüncemede kalmış bir hâl alır. O, hakikatin eşiğinde durur fakat eşiği geçemez. Bu yüzden ne Samim’in sükûnetine ulaşır ne de Besim’in hafifliğine.
⸻
Üçlü Yapının Nihai Anlamı
Bu üçlü yapı, Yalnızız’ın insana dair koyduğu teşhisin özüdür:
•Besim: Hakikatten kaçan ama bunun farkında olan insan
•Samim: Hakikati seçen ve yalnızlığı göze alan insan
•Selmin: Hakikati isteyen fakat bedelini ödeyemeyen insan
Romanın adı, bu yüzden çoğuldur: Yalnızız. Çünkü yalnızlık, bireysel bir arıza değil; modern insanın ortak kaderidir.