Türkiye’de 2025 Yılının “Aile Yılı” olarak ilan edilmesi, aile kurumunun güçlendirilmesine yönelik sembolik ve politik bir çerçeve sunmuştur. Ancak aynı dönemde aileyi tehdit eden temaları —şiddet, ihanet, aile-içi travma, ataerkil baskı, sınıfsal gerilim— dramatize eden televizyon dizilerinin (Kral Kaybederse, İnci Taneleri, Kızılcık Şerbeti, Şakir Paşa Ailesi gibi) geniş kitleler tarafından izlenmesi dikkat çekici bir çelişki üretmiştir. Yine aile kurumuna önem verildiği ve desteklenildiği aynı dönemde Aşk-ı Memnu ve Yaprak Dökümü gibi diziler üzerinden büyük dramatizasyon yaşandığı dönemler de olmuştur. Yeni örneklerin Aile Yılı dönemine denk gelmesi ise dramatizasyonun yeni ve güncel bir boyutunu oluşturmaktadır.
Bu çalışma, söz konusu çelişkiyi Berry, Beck, Hall, Foucault ve modern popüler kültür kuramlarına dayalı olarak analiz etme iddiasını taşımaktadır. Çalışmanın temel tezi şudur: Aileyi koruma amacı güden siyasal söylem ile aileyi kriz içinde temsil eden popüler kültür ürünleri, yapısal olarak çelişkili değil, modern toplumlarda birbirini besleyen tamamlayıcı mekanizmalar oluşturmaktadır.
Bu paradoks, normatif devlet söyleminin ideal aileyi inşa etmesiyle, popüler kültürün dramatik yapısının çatışmayı merkezileştirmesi arasındaki kurumsal farklılıktan kaynaklanmaktadır. Çalışmada ayrıca kültürel gerilim kuramı, risk toplum teorisi, temsil çalışmaları ve medya ekonomisi perspektifleri birleştirilerek kapsamlı bir kavramsal çerçeve sunulmaktadır.
Türkiye’de 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi, toplumsal bütünlüğün temel taşı olarak görülen aile kurumuna yönelik politikaların güçlendirilmesi amacıyla yapılmış sembolik bir tercihti. Bu karar, aileyi tehdit eden sosyo-ekonomik dönüşümlere karşı kamusal bir duyarlılık oluşturmayı hedeflemekteydi. Ancak aynı yıl ve sonrasında Türkiye’de en çok izlenen dizilerin önemli bir bölümü aileyi tehdit eden, aile içi krizleri dramatize eden veya aile kavramına eleştirel açıdan yaklaşan yapımlar olmuştur.
Bu çelişkili tablo, hem kültürel çalışmalar literatüründe hem de siyaset bilimi ve sosyoloji alanında önemli bir tartışma alanı açmaktadır. Aileyi korumaya yönelik politik bir çerçevenin varlığı, paradoksal şekilde, aileyi çözülmüş veya kriz altında gösteren popüler ürünlere yönelik ilgiyi artırmaktadır. Televizyon izleyicisinin, aile normunu güçlendiren devlet söylemi yükseldikçe aile temasının karanlık yönlerine daha fazla ilgi göstermesi, modern toplumlarda sık görülen sosyo-kültürel bir dinamiğin parçasıdır. Bu yazı, Türkiye’deki bu paradoksu disiplinler arası bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır.
Kuramsal Çerçeve
Bu bölüm, paradoksu açıklamak için kullanılan dört temel kuramsal ekseni sunmaktadır. Bunlar medya ekonomisi, kültürel çatışmalar, risk toplumu ve Foucault’nun normatif söylemi bağlamında yaklaşımlardır.
Medya Ekonomisi: Piyasa Mantığı ve Drama Çekiciliği
Medya içeriklerinin büyük kısmı izleyici talebine göre şekillenir. Literatürde (Croteau & Hoynes, 2019) dramatik çatışmaların, skandalların ve kriz temalarının izlenme oranlarını artırdığı bilinmektedir. Aile, toplumun en hassas normlarından biri olduğundan, aileyi tehdit eden hikâyeler dramatik açıdan “yüksek değerli” içerikler üretir. Bu da ailenin dramatize edildiği yapımlara yönelik ilgiyi artırır.
Kültürel Çalışmalar: Temsil, İdeoloji ve Hegemonya
Stuart Hall (1997), kültürel ürünlerin toplumda hegemonik normları temsil ederken aynı zamanda çatışmalar yaratabileceğini savunur. Ailenin kutsal bir norm olarak merkeziyet kazanması, “bozulma” hikâyelerinin dramatik etkisini artırır.
Risk Toplumu ve Geri Besleme Mekanizması
Ulrich Beck’in (1992) risk toplumu yaklaşımı, modern toplumlarda tehdit söylemlerinin aynı anda hem korku hem de çekicilik yarattığını ileri sürer. Aile Yılı, aile kurumunun “risk altında” olduğu algısını güçlendirerek popüler kültürün bu riski temsil eden ürünleri dramatize etmesine zemin hazırlamıştır.
Foucault: Normatif Söylem, Disiplin ve Popüler Tepki
Foucault’nun (1977) iktidar-söylem ilişkisine göre, devletin aileyi idealize eden normatif söylemi toplumsal davranışları düzenlemeyi amaçlar. Ancak bu normatif söylem, popüler kültürde çoğu zaman tersinden bir temsil üretir: normatif baskı arttıkça, bu baskıya yönelik dramatik kırılmalar popüler kültürde artar.
Türkiye’de Aile Yılı ve Popüler Dizi Dinamikleri
Aile Yılı’nın Normatif Çerçevesi
2025 Aile Yılı kapsamında kamuoyu gündemine şu temalar hâkim olmuştur. Bunlar; Ailenin güçlendirilmesi, Boşanma oranlarının azaltılması, Dijitalleşmenin aile üzerindeki etkileri, Sosyal medya ve değerler erozyonu ve Ekonomik baskıların aile yapısını tehdit etmesi eksenli olarak kamuoyuna sunulmuştur. Devletin söylem düzeyinde aileyi tahkim etmesi, kültürel alanda “ideal aile”yi normlaştıran sembolik politikalarla desteklenmiştir.
Aile Yılında Aileyi Dinamitleyen Popüler Dizilerin Tematik Yükselişi
Aile Yılı ile eşzamanlı olarak milyonlarca izleyici tarafından takip edilen diziler, aile içi şiddet, ihanet, travma, kuşak çatışması, ataerkil baskı ve sınıfsal gerilim gibi temaları ön plana çıkarmıştır. Özellikle Aile Yılı’nın milyonlarca izleyiciye ulaşan popüler dizileri arasından seçilmiş dört örneğinin bu konudaki yeri çok belirgin olmuştur.
- Kral Kaybederse: Toksik ilişkiler, manipülasyon, psikolojik şiddet
- İnci Taneleri: Aile kaybı, travma, yalnızlık, aidiyet arayışı
- Kızılcık Şerbeti: Kültürel iki yüzlülük, politikleşen aile yapıları
- Şakir Paşa Ailesi: Tarihsel arka plan içinde aile çözülmeleri
Bu diziler aileyi koruyan değil, ailedeki çözülmeyi ve çatışmayı dramatize eden bir çizgide ilerlemiştir. Aile Yılı ciddiyeti dikkate alındığında ve bu konuda teşvik mekanizmalarını harekete geçirmek için büyük kaynakların ayrıldığı 2025 yılında “perhiz ve lahana turşusu ilişkisi” daha belirginleşmiştir.
Paradoksun Analizi
Normatif Söylem ile Piyasa Mantığı Arasındaki Yapısal Bir Ayrışma Var mıdır?
Devlet aileyi idealize ederken televizyon sektörü krizi dramatize etmektedir. Bu iki tercih doğası gereği çelişkili bir manzara sunmaktadır. Kamusal politika, sözüm ona ahlaki norm üretmek için kaynaklarını seferber ederken, medya dramatik çatışma alanları üretmektedir. Bu nedenle, Aile Yılı’nın normatif söylemi, dizi sektörünün kriz temalarını besleyen bir karşılık üretmektedir.
Aile Kavramı Yüceldikçe Aile Çözülmesi Daha Çekici Hâle mi Gelmektedir?
Kültürel olarak kutsal sayılan aile teması, bozulduğu anda daha yoğun bir ilgi uyandırmaktadır. Bu, literatürde “gerilimli kutsal alan paradoksu” olarak açıklanır. Bu paradoksal alanda kutsal olanın kırılması dramatik bir haz yaratmaktadır. Özellikle yaş sınırı konusunda özen gösterilmesi gereken konularda kamu adına medya denetimi yapan kurumlar işlevselliğini kaybetmiş görünmektedir. Pek çoğu mevcut siyasal güç ilişkileri ile organik bir bağ içerisinde bulunan tv kanallarında gösterime giren bu diziler vesilesiyle üretilen toksik senaryolar ile gelecek nesillerin zihin dünyası iğdiş edilmektedir.
Aile Tehdit Altında Algısı, Tehdidi Anlatan Dizilere Talebi Arttırır mı?
Beck’in risk toplumu anlayışına göre tehdit söylemleri, tehdit içeriklerine yönelik tüketimi artırır. Aile Yılı ile aileye vurgu arttıkça, aile krizlerini gösteren yapımlara yönelik ilgi doğal olarak büyümüştür. Bu ilginin medya kanalları tarafından sömürülmesinin, bilinçli bir tercihle ilgisinin bulunup bulunmadığı önemli hale gelmektedir. Medya adeta toksik temalı diziler üretme konusunda rekabet içerisine girmiş görünmekte, kamusal sorumluluklarını umursamamakta, hepsinin üzerinde RTÜK gibi denetim kurumları, mevcut güç temerküzünü tehdit eden az sayıdaki medya faaliyetleri üzerinde yoğunlaştığı için toksik ilişkileri görmezden gelmeye devam etmektedir.
Popüler Diziler Bir “Toplumsal Basınç Vanası” İşlevi mi Görür?
Türkiye’de ekonomik sıkıntılar, kuşak çatışması, kadınların özgürlük mücadelesi ve sosyal baskılar yoğunlaştıkça diziler bir temsil alanı yaratmaktadır. Devlet ideali normlaştırmakta, öte yandan televizyon, normun başarısız olduğu noktayı göstermektedir.
Negatif Temsil Üzerinden Pozitif Normun Pekiştirilmesi mi?
Birçok popüler dizi, aileyi sarsan olaylar anlatsa da final anlatısı çoğu zaman aileyi yeniden “ideal bir sığınak” olarak sunar. Bu, Hall’in temsil kuramıyla uyumludur: negatif temsil, pozitif normu pekiştirme işlevi görür. Tartışmaya daha pozitif yaklaşmak adına bu bakış açısı umut vad ediyor gibi görünse de toplumun ne kadarlık bir kısmının böyle idealize edilmiş mutlu sonlara itibar etme yetisine sahip olduğu tartışmalıdır.
ParadoKSa Dair Alternatif Yaklaşımlar
Eleştirel Siyaset Bilimi Perspektifi
Bazı akademisyenlere göre Aile Yılı gibi uygulamalar, siyasal meşruiyet üretmeye yönelik sembolik politikalardır. Bu sembolik alan, popüler kültür tarafından kolaylıkla elimine edilebilir görünmektedir. Retorikte çeyrek asırdır muhafazakar bir söylem belirgin biçimde savunulmasına rağmen ritüeller yumağında yoğunlaşmadan öte bir anlam içermeme olasılığı güçlü görünmektedir. Muhafazakarlaşmanın kör göze parmak sokacak biçimde ön plana çıkarılmaya çalışıldığı bu dönemde sekülerleşme treninin tam gaz ilerlemesi olgusuna, teizm vurgularına rağmen deizm ve ateizm rüzgarlarının yelkenleri daha fazla şişirmesine, günah veya ayıp söylemlerinin bilinçli biçimde hasıraltı edilmesine dair örneklere bolca rastlanmaktadır.
İzleyici Çalışmaları Perspektifi
İzleyiciler aile krizlerini gerçek hayattaki sorunlarını yansıtan bir “ayna” olarak algılamakta, dizileri psikolojik boşalım ve duygusal dayanışma aracı olarak tüketmektedir. Bu alternatif bakış açısı da mevcut paradoksal düzenin doğal bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yeni Medya Ekolojisi
Sosyal medyanın dizi tüketiminde güçlü bir rol oynaması, aile krizleri etrafındaki tartışmayı daha görünür kılmakta ve izlenmeyi teşvik etmektedir. Bu eksende ya abartılı senaryolarıyla gurur okşayan tarih dizileri veya toksik senaryolarıyla bahse konu olan diziler toplumun gözüne ısrarlı biçimde sokulmaktadır.
Sonuç
Türkiye’de 2025 Aile Yılı politikaları ile aynı dönemde aileyi tehdit eden dizi temalarının popülerleşmesi arasındaki paradoks, sosyal bilimlerin çeşitli disiplinleri ışığında analiz edilmelidir. Gerçek paradoks, iki alanın (devlet politikası ve popüler kültür) farklı mantıklarla çalışmasından kaynaklanmaktadır.
Aileyi kutsayan kamusal söylem, aileyi sarsan temaların dramatik çekiciliğini artırmaktadır. Dindar nesil söylemlerinin yoğunlaştığı son çeyrek yüzyılda seküler nesillerin şimdiye dek hiç rastlanılmadığı biçimde arzı endam etmesi ile ailenin kutsallığı söylemlerinin ön planda olduğu aynı dönemde ailelerin çözülmesi ve önemsizleşmesi arasındaki paradoksal hal son derece uyumlu bir harmonizasyon içermektedir.
Benzer şekilde kamusal alanda sıkça dillendirilen risk söylemleri, risk temalı içeriklere talebi yükseltmektedir. Popüler diziler, aile kurumunun toplumsal gerilimlerini “yansıtan” ve kimi zaman “hafifleten” yeni bir kültürel alan yaratmaktadır. Modernleşme açısından bakıldığında, ortaya çıkan paradoksun gerçek anlamda bir çelişki olmadığı, modern toplumlara özgü tamamlayıcı bir kültürel geri besleme mekanizmasını ortaya çıkardığı biçiminde iddialar da tartışmaya katılsa bile bu noktada “hangi modernleşme” sorusunun sorulması gerektiği açık görünmektedir.
Kaynakça
Beck, U. (1992). Risk society: Towards a new modernity. Sage.
Croteau, D., & Hoynes, W. (2019). Media and society: Industries, images, and audiences. Sage.
Foucault, M. (1977). Discipline and punish: The birth of the prison. Pantheon.
Hall, S. (1997). Representation: Cultural representations and signifying practices. Sage.
Işık, M., & Esen, A. (2016). Türkiye’de televizyon dizilerinde aile temsilleri üzerine bir inceleme. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 42, 55–78.
Mutlu, E. (2013). Televizyon, kültür ve ideoloji. Ütopya.
Özçetin, B. (2016). Popüler kültür ve siyasal iletişim. Global Media Studies Journal, 3(1), 77–95.
Yılmaz, A. (2018). Dizilerde aile, şiddet ve temsil: Türkiye örneği. Toplum ve Bilim, 144, 211–235.